|
|
|
|
MHHP
Kurucular Kurulu Toplantısı
Kurucular
Kurulu Başkanı Sayın Ertuğrul Zekai Ökte’nin
Konuşması
24-25
Haziran 2006
Sağ
olun, varolun, her zaman arz ettiğim gibi varlığınız
benim için çok çok çok büyüktür. Biraz önce yakın
dostum ve arkadaşıma şunu arz ediyordum. Böyle bir
grubun bir araya gelmesi kolay değildir. Yüce Allah
bizi bir araya getirdi, Allah ayırmasın. Ama daha da
farklı şeyler vardır. Bizi bir araya getiren ve
kendi özel zamanlarımızı, dikkat ederseniz
arkadaşlar sizler kendinize ait zamanlarınızda
buraya geliyorsunuz. Ailenize olan zamanınızı, iş
hayatınıza ait zamanınızı veriyorsunuz. Üçüncü
hayatımız var bizim, erkek olsun, hanım olsun,
üçüncü hayatımız var bizim; hayallerimiz var
arzularımız var, kimi futbola düşer, kimi kumara
düşer, kimi hayallere düşer. Ama özel hayatınızın
bir zaman kesitini buraya ayırıyorsunuz. Bu çok
anlamlıdır arkadaşlarım ve çok değerlidir. Şu anda
yönetici arkadaşlarım buradalar. Veya bu tip
topluluklara sorumluluk taşıyan insanların
görevleri, özel zamanlarını toplantılara ayıran
kişileri ne yapmaktır? Tatmin etmektir. Onların o
zamanını iyi değerlendirmek gerekir. Beklentilerine
cevap verebilmektedir. Fakat her şeyden önce onlara
saygı, sevgi beslemektir. Sanıyorum ki bizi bir
araya getiren en önemli unsurlardan bir tanesi saygı
ve sevgidir. İkincisi: içinde yaşadığımız hayatın
çeşitli sorunlarına, bizim bulduğumuz veya
bulamadığımız çözümleri buralarda var mı? Buralarda
bulabilir miyiz? Çözümleri paylaşabilir miyiz?
Düşüncesidir. Bir üçüncüsü de arkadaşlar, geleceğe
olan ümitlerimizdir. İşte ben o geleceğe olan
ümitlerimiz için sizlere çok çok teşekkür ediyorum.
Ve o ümitleri, elimizdeki imkânlarla, bilgilerle
değerlendirmeye çalışıyoruz. Tekrar teşekkür ederim.
Babalar gününüzü kutlarım. Hepinize saygılar
sunarım.
Değerli
arkadaşlarım; her biri birbirinden güzel takdirler,
çalışılmış, sorunları kısa zamanda çözmüş ve bizi
aydınlatmış bütün arkadaşlara tekrar teşekkür
ederim. Dikkat ettiniz mi? Yaklaşık 1-2 saat içinde
konuşan arkadaşların hepsinin bir ortak noktası var.
Milli Egemenliği konuşanında, siyasi hayatı
konuşanında, çalışma hayatı konuşanında, hak ve
özgürlükleri konuşan arkadaşımın da, aziz Prof.
Dostumun da. Hepsi geliyor geliyor bir sıkıntıdan
bahsediyor. Bir çözülmeden bahsediyor. Hatta aziz
dostum, değerli arkadaşım; yok olmaktan bahsetti ve
bunun sebeplerini ortaya koymaya çalıştı.
Düşüncelerimizin ortak noktası. Evet şu anda iyi
günlerde değiliz. Sevgili arkadaşımın buyurduğu
gibi, niye teknolojiden, uzay teknolojisinden
bahsetmeyelim. Sanki hepsinden soğumuşuz,
uzaklaşmışız. Hatta biraz daha ileri gideyim mi?
Toplumdan kopmuşuz sanki değil mi? Veya toplum
bizden kopmuş. Bizi beğenmiyorlar mı? Sevgili
arkadaşlarım! Yoksa biz yanlış bir şey mi yapıyoruz?
Her şey güllük gülistanlıkta biz mi kötü görüyoruz.
Öyle ya olabilir.
Değerli
arkadaşlarım! Bildiğim kadarıyla tarihimizde bizim 2
fetret dönemimiz vardır. Yani devletin artık
sarsıldığı çözüldüğü. Onun yerine bir takım güçlerin
çıktığı. 2 önemli dönem vardır. Bunlardan bir tanesi
Selçuklu Hükümdarının hükümranlığını bırakıp
Moğollara esir olmasıdır. İkincisi de arkadaşlarım;
Yıldırım Beyazıt’ın Timur karşısında yenilip Osmanlı
Devletini başsız bırakmasıdır. Her ikisi de
arkadaşlarım, nerdeyse 20 yıl sürmüştür. Birisinde
beylikler dönemi gelişmiş ve Osmanlı Devletinin
ortaya çıktığını görürüsünüz. İkincisi de Çelebi
Mehmet’in tekrar Osmanlı Devletini toparlamasını
görürsünüz. Bundan başka kusura bakmayın, bu döneme
benzer hiçbir dönem yoktur. Daha açık konuşayım,
buna Milli mücadele yani Mondros Mütarekesi
döneminde bile, böyle bir perişanlık, böyle bir
kopukluk, böyle bir düzensizlik söz konusu değildir.
Hain dediğimiz İstanbul Hükümeti bile İstanbul
çevresi bile bu kadar onursuz, bu kadar saygısız
değildi. O zamanın basını, hain basın bile bugünkü
basından en az 20-30 gömlek daha haysiyetli, daha
vatansever, daha bir şeyler üreten, vatanları için
çırpınan insanlardan ibaretti. Böyle bir dönem
tarihimizde 3. kez gelmektedir. Bu bir fetret
dönemidir. Yani çözülme dönemidir. Sanal bir hayat
yaşıyoruz. Sebebi kötü iktidarlar mıdır? Sebebi,
seçim sistemleri midir? Sebebi 1980’lerden sonraki
ekonomik düzen midir? Sebebi cehalet midir? Nedir
bunun sebebi? Bunun üzerine çook çok siz aydın
arkadaşlarım olarak durmanız gerekir. Bütün bunların
sebebi, genel olarak daha somut şekilde söylemek
istersek. Cumhuriyeti bir trene benzetin, Cumhuriyet
yüce Atatürk’ün öncülüğünde kurulan ve Türk
İnkılâbının tereni yola çıktı, gidiyor. Ve
arkadaşlar samimi olarak söyleyeyim ki; 1938’e kadar
bu tren hiçbir şekilde doğrultusunu bozmadı. Nüfusu
11 milyon’a düşmüş bir toplum yeniden canlandı. Ve
dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen hamle yaptı.
Bugün hala onun temelleri üzerinde gidiyoruz. Bir
hususu arz edeceğim, bizde Türk İnkılâbı doğru
dürüst anlatılmaz. Atatürk İnkılâpları yoktur,
Atatürk ilkeleri vardır. Türk İnkılâbının esası
Milli Mücadeleden başlar. İnsanlık tarihinde 3 tane
önemli Devrim olmuştur. Bunlardan bir tanesi Fransız
İhtilalidir. İkincisi Çarlık Rusya’sının yıkılması,
Bolşevik ihtilalidir. Üçüncüsü Türk İnkılâbıdır.
Şimdi arkadaşlar bunlardan bir tanesi farklıdır.
Fransız İhtilali terör yaratmıştır, terörle
beslenmiştir. Rus İnkılâbı da terörle yetişmiştir,
terörle gelişmiştir. Ama Türk İnkılâbında hiçbir
teröre rastlayamazsınız. Var mıdır? Yoktur.
Anladınız mı beni? Bunu siz çocuklarınıza
anlatmayacaksınız, çevrenize anlatmayacaksınız da ne
olacak? Çok ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldık
biz. 30-40 senedir, yine bir tanesiyle de 30-35
senedir. Bunlardan bir tanesi yoksulluk kültürü, bir
diğeri de küreselleşmenin meydana getirdiği
sonuçlardır. Hepimizde her iki kültürden bir parça
var. Bu iki felaket insan eliyle olsun, doğa eliyle
olsun, bu iki kültür kontrol altına alınamadığı
sürece, bu ülke kendi kişiliğini bulamıyor. Milli
Devletin yıkılması esaret ve yoksulluk. Peki, biz
kimiz? Biz neyiz? Nereye koyacaksınız bizi?
Küreselleşmenin meydana getirdiği etkiler vardır,
kültür parçaları vardır. Yoksulluk kültürünün
meydana getirdiği parçalar vardır. Arkadaşlar bunlar
gökten zembille inmemiştir, bunlar toplumun
üretimidir. Bunları başka toplu üretmedi, değil mi?
Bunları bizim toplum üretti. Yoksulluk ve cehaletin
ne kadar devamlı olduğunu, bunlar iyi öğrenilecek
ki, Türkiye’ye uygulanacak bölge bölge… Bizde bu
ülkenin bir parçasıydı. Müdafaa-i Hukuk bir yere
kadar bunlar. Halk sizden ne bekler, çözüm bekler.
Halk sizden derdine çare bekler. Pırıl pırıl vatan
evlatlarını yan yana getirmek kolay mı? Hadi
yapsanıza! İşte meydan! Nutuklarla, mitinglerle bu
işler çözülemez arkadaşlar! Şimdi bazı hususları ana
hatlarıyla aktaracağım. Değerli arkadaşlarım; her
şeyden önce şunu bilmemiz gerekiyor. Her toplumun
kendine özgü bir düşünce ve hayat tarzı vardır. Bir
dünya bakış açısı vardır. Dünyaya uygulaması,
anlaması, anlatması vardır. Dünyada ki insanları
birbirinden ayıran odur. Ayrıca arkadaşlar; her
toplumun kültür yapısı vardır. Buraya Türk Devleti
deyin, Türk Milleti deyin, buranın kendine özgü
kültürü var. Kendine has bir yapısı var. Burada bir
tereddüt sanıyorum olmamalı. Şimdi arkadaşlar; bu
var ya, bu yapı öyle bir olguyla bozulur ki, şu
gördüğünüz yapıyı arasanız bulamazsınız. Bu olgu
yoksulluk olgusudur. Bütün bu değerlerden, bu
özelliklerden ne yapar, bizleri ayırır. Ve kendine
has ne meydana getirir? Yoksulluk. Hep meseleleri
ekonomik olarak almışızdır. Yoksulluğun meydana
getirdiği bir kültür vardır. Bugüne kadar maalesef;
Allah razı olsun birkaç tane hocamızın dışında bu
meseleye kimse değinmemiştir. Amerika’da da bir iki
kişidir. Kardeşim bu o kadar önemlidir k, çünkü bu
toplumun içine giren büyük bir kanser hastalığıdır.
Bu, toplumu ne yapar? Yavaş yavaş yer bitirir.
Yoksulluk, toplumun düşünce ve hayat tarzını, kültür
değerlerini etkiler. Yani Türk toplumunun düşünce ve
hayat tarzını, değerlerini, oluşturduğu o binlerce
yıllık değerleri ne yapar? Etkiler, kemirir. Onun
dışında kendine özgü bir kültür meydana getirir.
İşte biz bu kültüre ne diyoruz? Yoksulluk kültürü
diyoruz. Hatta yoksulluğu ortadan kaldırabilirsiniz,
yoksulluğu denetleyebilirsiniz, yoksulluğu
tüketebilirsiniz. Ama yoksulluğu, yoksulluk
kültürünü öyle kolay kolay ortadan kaldıramazsınız.
Yoksulluk, arkadaşlar; Allah saklasın bir harp olur,
yoksulluk başlar, ekonomik kriz olur. Yoksulluk
başlar, doğal afet olur, yoksulluk başlar.
Yoksullukla, yoksulluk kültürü birbirinden tamamen
farklıdır. Yoksulluk kültürü, tarihi süreç
içerisinde, yoksulluğa maruz kalmış, yani
güçsüzlüğe, zulme, yetersizliğe, açlığa, yokluğa
maruz kalmış grupların ortak inançlarını, ortak
değerlerini temsil eder. Ve kültür sistemlerini
oluşturur. Yoksulluk deyince yalnız gecekondu
bölgelerinden bahsetmiyorum. O gecekondu kültürüdür.
Bu değil hakir kalmış, aç kamlı, zulüm görmüş
grupların meydana getirdiği değerlerdir. İşte bizim
üzerinde en çok durmamız gereken hususların başında
yoksulluk kültürünün gelmesinin nedeni de budur.
Şimdi tarihimize bakalım, kusura bakmayın, eğri
oturup doğru konuşalım. Selçuklulara bakalım. Nedir
Selçuklularda toplumun durumu? Başta Selçuklu
başındakiler, çevre ve halk ne halde? Ezilmiş bir
halde. Osmanlı’ya bakın, halk siyasi hayata
katılıyor mu? Bunu anlatmamın sebebi, tarihimizin
bir sosyal, ekonomik trajedisini anlatmak değil.
Tarihi süreç içerisinde Anadolu insanının bildiği
bir yoksulluk dönemi var ve devam ediyor. Cumhuriyet
kurulmuş, Milli Mücadele yapmışız, işte o gürültü,
patırtı içerisinden sonra ne yapmışız, ağalara
teslim etmişiz, beylere teslim etmişiz, sağlık
memuruna teslim etmişiz. Sorun iktidarlarla değil,
sorun çok önemli. Şimdi siz bu toplumu ne
yapacaksınız? Bu türler meydana getirdiği bu
ezilmişlikler, bu korkudan 1 kuruş menfaat için her
şeyi yapabilen zihniyetten kurtaracaksınız! İşte
Müdafaa-i Hukuk bu, bunu yapacaksınız. Milli
şuurlaşmanın esası da bu, Milli Birliğin esası da
bu, birliğimizi sevmemizin esası da bu, birbirimize
saygı göstermemizin esası da bu. Bu gerçekleri
bileceğiz. Bunun çözümlerini bilgiyle, teknolojiyle,
imanla, sevgiyle, saygıyla yapacağız. Ama muhakkak
birliği esas alacağız, örgütleneceğiz.
Korkmayacağız. Vatandaşımızdan, kendimizden
korkmayacağız. Kendimiz ne zaman olacağız? O zaman
Müdafaa-i Hukuk olacağız. Değerli arkadaşlarım; tabi
bu yoksulluk kültürünün, en somut örneği büyük bir
felaket olarak görünen varoş kültürü dediğimiz;
gecekondu insanımızın kapalı bir yaşam biçimi ve
düşünce ve hayat tarzı seklinde anlatabilirsiniz.
Fakat bu yeterli değil. Peki bu hayat tarzını, bu
düşüncenin, bu görüşün özellikleri nelerdir?
Sizlerden ayıran tarafı nedir? Ve ya sizde ne kadar
vardır? Eğitimler artık temel eğitim değildir.
Efendim; 1. özellik: gelir yetersizliğidir, yani bir
insanın yeterli gelire sahip olmamasıdır. 2.
özellik: temel hizmetlerden yararlanamamasıdır. Siz
çocuklarınızı mükemmel okullara gönderebilirsiniz,
iyi kötü sağlık sistemlerinden istifade
edebilirsiniz, zor şer bir otobüs oralara giderken,
zor şer bir kanalizasyon sistemi kurulmuşsa, eğitim
bilgi, yargı, karar alma süreçlerine katılamama,
daha önce gelen gecekondular, gecekondularını yavaş
yavaş, büyük binalar haline getirirler. O bölgenin
nesi olurlar? Ağası olurlar. Memurların büyük bir
kısmı, partililerin büyük bir kısmı oradan çıkar.
Bugünkü hükümetin seçmenleri, o ikinci grup oradan
çıkmıştır. Biz ona ne diyorduk? Varoş kültürü
diyorduk. Bu yoksulluk kültürünün bir parçasıdır.
Değerli
arkadaşlarım; bu vatandaşlar, bu insanlar şehir
alanlarından dışlanmışlardır. Kolay kolay şehirdeki
etkinliklere giremezler. Belediyeler onlara yiyecek
v.s dağıtır. Şimdi bakın sonuç ne olacak değerli
arkadaşlarım; bütün yaşam ortamları olumsuzdur. Aile
dâhil, şiddete maruz kalma oranı çok yüksektir. Her
türlü şiddete maruz kalıyorlar. Güven eksikliği
esastır, güven yoktur. Bu gördüğünüz gecekondular,
varoşlar değerli arkadaşlarım; 81 ilimizin
çevresinde mevcuttur. Demek ki Türkiye’de öyle bir
hadise var ki, öyle oluşum var ki. Tamamen,
toplumdan sanki başka bir toplum ortaya çıkar.
Nerede? Şehirlerin etrafında ve merkeze doğru,
merkezden uzak; şehirler oluşuyor, kültürler
oluşuyor. Ama ne meydana getiriyor. Farklı kültürler
meydana getiriyor. Bu söylediğimiz o bütün Milli
kültürü falan alır bu tarafa koyar. Yoksulluk
kültürünün bir takım ekonomik göstergeleri var.
Birde sosyo-psikolojik göstergeleri var. Maalesef
bizim ülkemizde demin arz ettiğim gibi ekonomik
göstergeler üzerinde fazla duruluyor. Sosyo-
psikolojik gösterge üzerinde hiç durulmuyor.
Arkadaşlarım; ekonomik unsurları şunlardır. Yaşamak
için sürekli mücadele etmektedir, yani yaşamak için
sürekli mücadele eden insanların kültürüdür. Düşük
ücretle çalışırlar, 1989’da Bulgar göçmeni birçok
insanımız Türkiye’ye yerleşti. Ve bu insanlar
yıllarca çok düşük ücretlerle çalıştılar. Benzin
istasyonlarında, ayda 75 liraya çalışan, doktora
yapmış evlatlarım var. Sömürü esastır, bu sistemde
varoşların bir 3. özelliği işsizlik, sadece işsizlik
değil, işe girer 3 ay sonra bakarsınız ayrılmış.
Sürekli iş değiştirmeler. Değerli arkadaşlarım; son
derece düşük satın alam gücüne sahiptirler. Ele para
geçtiğinde de birkaç istisnası hariç har vurup
harman savururlar. Gelecekle ilgili hiçbir şey
düşünmezler. Yapılan bir araştırmaya göre özellikle
Adapazarı’nda, Kayseri’de, Adana’da en çok ev
eşyalarını rehin etmek, faizle para vermek,
işlemleri bu vatandaşlar tarafından yapılır.
Değerli arkadaşlarım; bunlar kalabalık mahallelerde otururlar. Sürü yaşantısını yaşarlar, içki, kumar alışkanlıkları çok fazladır. Sık sık şiddet, medeni cezalar görürler. Türkiye’de, arkadaşlar uyuşturucu kaynakları için en çok bu bölgeler kullanılır. Bahsettiğim kültür; bunların meydana getirdiği düşünce ve hayat tarzıdır. Şimdi siz bu değerler içerisindesiniz. Bu değerler içinde ne yapacağız. Hem kendimizi koruyacağız, hem de toplumumuzu koruyacağız. Hem bunları yavaş yavaş aydınlatarak ne yapacaksınız? Kendiniz yapacaksınız. Rüşvetle ilgili satın almak değil. Arkadaşlar; böyle sürü bir kitleden, en çok kullanılan tabi dal arıyor. Ümit diye bir şey yoktur, gelecek diye bir şey yoktur. Tabi siz bu inancı ona kendi siyasi çıkarlarınız için, kendi menfaatleriniz için ona istediği gibi vermeye başlarsınız. Bir de cehaletle ne olur? Memlekette Müslüman kavgası çıkar. Hikâyenin aslı budur. Bu kitleyi kendi çıkarlarınız doğrultusunda kullanırsınız, burada tekkede açarsınız, hocada çıkarırsınız. Kasımpaşa kültüründen Başbakan yaparsınız. Değerli arkadaşlarım; şimdi hiç unutmayacağınız bir şey söyleyeceğim. İktidar, merkezi iktidarı ele geçirmektir amaç. Küreselleşmeyi de kısaca arz edeyim. Bunu hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Küreselleşmeyi öyle büyütmeye gerek yok. Küreselleşme tamamen piyasa hâkimiyetidir, bugün artık finans esastır. Bugün artık devletler, milletler söz konusu değildir. Bugün neler söz konusudur? Kararı uluslar arası şirketler verir. Temsili demokrasi bitmiştir. Bundan sonra artık piyasanın kendi demokrasisi vardır. Paranın hâkim olduğu aktörler ortaya çıkacaktır. Ekonomi küreselleştikçe, uluslar ne yapacak? Yok olacaktır. Artık ulus yoktur, millet yoktur. Neler vardır? Etnik gruplar vardır. Onlarda ekonominin esası budur. Dünya tek Pazar olsun, herkes gitsin orda malını satsın, çalışsın, ne yaparsa yapsın. Ama kararı kim versin, şirketler versin. Kim finansta güçlüdür o iktidara sahip olsun. Kısacası özellikle burada para “tanrı”dır. Devletler ancak şirketlerin verdiği emir ve komutalarla yürütülürler. Küreselleşmenin asıl amacı devletin ortadan kaldırılmasıdır. Ulus devleti ortadan kalkacak, küçük birlikler olacak. Eyalet sistemleri gelecek. Türkiye’nin nasıl bu hale geldiğinin en tipik örneğidir. Bölge kalkınma ajansları, bunlar iyi bilinecek. Tamamen Milletseverliği, Milli Birliğin, Milli Vicdanı, Milli pazarı, ailenizi, mutluluğumuzu ve refahımızı savunan bir partinin temsilcilerisiniz. Bunları aydınlatacaksınız, bunlarla birlikte olacaksınız. Yoksullukla mücadele, yoksullarla birlikte olacaksınız. Bütün o gerçeklerin altında ki temel sorun, işte bu farklı kültürlerin oluşmasıdır. Biri 80’den sonra başlamıştır. Biri 60’dan beri devam etmektedir. Bunları yavaş yavaş, bilgiyle, azimle, kararlılıkla çözmek lazımdır. Aksi takdirde kürek sallamaya gerek yoktur. Teşekkür ederim. Müdafaa-i
Hukuk Hareketi Partisi |