|
||||||||||||||||||||||||||||||
Eğitim Sistemimizde Yapılması Gereken DeğişikliklerNevin Duman Gelecek on beş yıl içerisinde; Türkiye’nin “Bilgi Toplumu, Bilgi ve teknoloji üreten ve ürettiklerine egemen olma” hedefine ulaşabilmesi için Eğitim sistemimizde yapılması gereken değişiklikler neler olabilir ? Örnek: ”İlk Öğretim “ sürecinde. Bilişim teknolojilerindeki hızlı değişimler, ülkeleri bir yandan çeşitli ekonomik ve sosyal çalkantılar içine sürüklerken, diğer yandan da yeni ekonomik süper güçler yaratmaktadır. İster geri kalmış olsun, isterse gelişmiş, bilişimin gücünün farkına varan tüm ülkeler, teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmek için var güçleri ile planlar yapmakta, mevcut sistemlerini sorgulamakta ve bilgi toplumunun temel taşı olan insan gücünü her şeyin önüne çıkarmaktadırlar. Çünkü artık ülkelerin zenginlikleri para ile ya da doğal kaynaklarının zenginliği ile değil, bilgi ve insan kaynaklarının zenginliği ile ölçülmektedir. İnsan gücü yetiştirmenin tek yolu da eğitim ve öğretimdir. Eğer bir ülkede eğitim kurumları öncelik sırasında arka plana itilmişse, genç nüfusa eğitim olanakları sağlanamıyor ve gençler toplum dışı etkinliklere itiliyorlarsa ve yetişen değerli beyinler başka ülkelere göç ediyorlarsa, o ülke kan kaybediyor demektir. Bu nedenle ; Türkiye 21. yüzyılda varlığını sürdürebilmek için Milli Eğitimini ciddi bir biçimde yeniden yapılandırmak zorundadır. Bilgi Toplumu: Her geçen gün bir başka değişim, dönüşüm günlük hayatını ve buna ilişkin düşünce, algı ve alışkanlıkları değiştiriyor. Son yıllarda bu değişimlerin en çok yaşandığı alan; özellikle ‘bilgi teknolojileri’ olarak tanımlanan teknolojilerde yaşanan yenilikler ve bu yeniliklerin ekonomik, toplumsal etkileri çerçevesinde yapılan tartışmalarda ortaya çıkmaktadır. Bilgi toplumu kavramı etrafında yapılan bu tartışmalarda, gelişmelerin yeni bir topluma referans olacağı düşünülmekte, bu sürecin bütün ülkeler için yeni fırsatlar anlamına geldiği vurgulanmaktadır. Bilgi Toplumu yaklaşımı birbirine bağlı iki farklı gelişmeden yola çıkmaktadır. Birincisi, özellikle sanayileşmiş ülkelerde bilgi üretmeye ayrılan kaynakların giderek artması, bilgi meslekleri olarak tanımlanan meslek guruplarının toplam istihdam içinde önemli bir yere sahip olması, çalışma anlayışının işyerinin dışına taşınması, bilginin, pazarda alınıp satılabilen bir mal olarak değerlendirilmeye başlanması ile emek ve sermaye gibi temel bir üretim faktörü haline gelmesidir. İkincisi, bilgi teknolojileri olarak tanımlanan bilgisayar, iletişim ve telekomünikasyon teknolojilerinde ortaya çıkan teknolojik yeniliklerin bilgiye, yaratılması, saklanması, iletilmesi ve yeniden kullanılması bağlamında mekan ve zamandan kaynaklanan sınırlamalardan bağımsız, dünya üzerinde serbestçe hareket edebilme olanağı kazandırmasıdır. Bilgi toplumu üzerine yapılan çalışmalarda, bilginin niceliksel ve niteliksel artışının yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte, ekonomiden politikaya, sanattan kültüre bütün alanları etkileyen yeni ilişkileri ortaya çıkaracağı beklentisi çok belirgindir. Bu beklentilerin oluşmasını sağlayan en büyük etken bilginin, temel üretim faktörü haline gelmesi ve giderek emek ve sermayenin önemini azaltması olarak görülmektedir. Böylece, sanayi toplumuna özgü klasik emek-sermaye çelişkisinin çözülerek yeni bir toplumun oluşmasını sağlayacak yeni ilişkilerin ortaya çıkacağı varsayılmaktadır. Bu dönemde
ayrıca çalışma anlayışı dolayısıyla çalışma ortamı
değişecek; bilgi sektörü meslekleri olarak tanımlanan yeni
meslek gruplarında çalışanların sayısı giderek artacaktır.
Bilgi sektörünün gelişmesi doğal olarak sanayi üretiminin
önemini azaltacak; böylece, doğaya, çevreye saygılı bir
üretim sağlanabilecektir. Diğer taraftan bilgi teknolojileri
olarak tanımlanan bilgisayar, iletişim ve telekomünikasyon
teknolojileri sayesinde siyasi kararlara katılım daha kolay
ve hızlı olabilecek bu sayede daha demokratik bir toplumun
varlık koşulları ortaya çıkacaktır. Son olarak bilgi
toplumunda bilginin mülkiyetinin kişilere ait olması, yani
herhangi bir sınıfın mülkiyetinde olamaması nedeniyle,
özellikle azgelişmiş ülkelerin ekonomik gelişme
politikalarında yeni fırsatlar yaratacağı öngörülmektedir Bilgi Toplumuna geçiş sürecinde eğitim: Bilgi toplumuna ilişkin değişimlerin gerçekleşmesi belirlenen alanlardaki politika değişimlerine bağlıdır. Ülkemiz bu alanlardaki bilinçli tercihleri ile bilgi toplumuna geçiş yapabilecektir. Aksi söz konusu bile edilemez.
Eğitim
sisteminin temel hedefi ; bilgiye ulaşan, bilgiyi kullanan,
bilginin yol göstericiliğinde çağdaş yaşamın gereklerini
hukuki, vicdani ve milli kültür değerleri çerçevesinde
düşünce ve davranış tarzını kendine düstur edinen nesiller
yetiştirmek olmalıdır. Bu eğitim sistemi doğrultusunda
yetişecek nesillerin çağdaş bilgi ve ileri teknolojiden
yararlanarak, ülke kaynaklarının daha ekonomik ve daha
verimli kullanılabilmesini sağlayacak projeler içinde yer
almalarını hedeflemek ve bunu yalnızca bilim insanı ve bilim
üreten-geliştiren akademik kurumlar ile sınırlı değil,
hayatın her alanında etkin kılabilmek, bizim gibi demografik
açıdan genç ve atılgan-enerjik bir nüfusa sahip bir toplum
için dev bir atılım ve ivme olacaktır. Bu
yapılanma, bilişim teknolojileri ile toplumumuzun düşünme,
öğrenme ve iletişim alışkanlıklarını geleceğin
ihtiyaçlarına göre değiştirmelidir. Bunun için, temel
hedeflerimiz; - Toplumumuzun tüm kesitlerinde yaratıcı, esnek ve yenilikçi düşünce tarzını oluşturmak, - Bireylerimizin yaşam boyu eğitimini sağlamak ve sosyal sorumluluğunu geliştirmek, - Okullarımızı kendi aralarında ve çevrelerindeki dünya ile bağlantılandırmak, - Yeni eğitim yöntemleri kullanarak eğitimde etkinliği ve verimliliği artırmak , - Milli
Eğitim Sistemimizin idari ve yönetimsel mükemmeliyetini
sağlamaktır. Yukarıdaki temel hedefleri hayata geçiren politika ve stratejileri üretmek ve gerekli plan ve eylemleri yapmak üzere ülkemizin tüm kaynaklarını seferber ederek bilgili insan gücü yetiştirmek en büyük önceliğimiz olmalıdır. Millî Eğitimin Hedefi: Halkımızın tamamını Atatürkçü Düşünce doğrultusunda çağdaş eğitim ve öğretim imkânlarına kavuşturmak, bilgi ve teknoloji ile donatmak, eğitim ve öğretimin her alanında, her düzeyinde ve her kademesinde kalitenin yükseltilmesini sağlamak, öğretmenleri, öğretim üyeleri ve görevlileri, kısaca tüm eğitim ve öğretim topluluğunu toplum içinde hakları olan onur ve saygınlığa, iktisadî ve sosyal imkânlara ulaştırmak, okumuş ve yetişkinlerin cehaletine, taklitçiliğine ve güvensizliklerine son verecek önlemleri almaktır. Uygulama Esası ve Yöntemi: Yukarıda belirtilen amaç ve hedeflerin gerçekleşmesini sağlayacak gerçekçi, tutarlı sistem ve modelleri bulup, istikrar içinde uygulayarak, eğitim ve öğretimin her alanında, her düzeyinde, her kademesinde, ailede, çevrede, iş ve hizmet yerinde bilgi ve teknoloji üretimine, bilgi ve teknoloji kullanma yeteneğinin geliştirilmesine dayanır. Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin Görevi: Millî eğitimin amaçları, hedefleri ve uygulama esasları konularında halkımızı aydınlatmak, irşat etmek, yönlendirmek, önerdiği sistem ve modelin halkımızın seçenekleri içerisinde yer almasını sağlayacak kamuoyu oluşturma çaba ve çalışmalarına öncelik vererek, devam ettirmektir. Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin öncüleri ve bu harekete katılanlar önce kendileri bilgi ve teknoloji üretmeye, bilgi ve teknoloji üretimine katılmaya ve ellerindeki bütün imkân ve vasıtalarla ailede, çevrede, eğitim ve öğretim kuruluş ve kurumlarında, iş ve hizmet yerinde bilgi ve teknoloji üretimini, kullanımını, transferini desteklemeye, bu alanda kurumlaşmaya özen göstereceklerdir. Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin çağdaş tanımı, bilgi ve teknoloji üretiminde, kullanımında ve etkinliğinde millî bağımsızlığın sağlanmasıdır. 21. yüzyıl ve onu izleyen yüzyıllarda kendi insan gücüne, millî güç unsurlarına ve öz kaynaklarına dayanarak bilgi ve teknoloji üreten, kullanan, yayan ülkeler hür, bağımsız ve refah içinde olacaklar, diğerleri ise bu ülkelere bağımlı kalacaklardır. Müdafaa-i
Hukuk Hareketi; Türk Milletini bilgi ve teknoloji üreten,
kullanan ve yayan toplum yapma mücadelesidir. Bunun yolu da
Millî Eğitim’den geçmektedir. Atatürk, 22.09.1924 tarihindeki konuşmasında; ”....en mühim en esaslı nokta eğitim meselesidir. Eğitimdir ki, bir milleti ya hür, müstakil, şanlı, yüksek bir cemiyet halinde yaşatır, ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder” diyerek ve 25
Ağustos 1924 te toplanan Muallimler Birliği
kongresindeki konuşmasında da; ”Cumhuriyet; fikren, ilmen,
fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar
ister” diyerek, eğitim sisteminin değiştirilmesindeki 2
temel gerekçenin, ülkenin kalkınmasında eğitimin önemi ve
Cumhuriyetin yaşayıp ayakta kalabilmesinde eğitimin önemi
olduğunu vurgulamaktadır. Atatürk ayrıca kurduğu eğitim
sisteminin, milli karaktere sahip olması, bilim ve tekniğe
teknolojiye açık olması ve ekonominin gelişmesine hizmet
etmesi gibi, önemli üç motifte, özellikte olmasını istemiş
ve sağlamıştır. İlelebet de sağlanacaktır. ATATÜRK’ÇÜ EĞİTİM SİSTEMİNİN İLKELERİ : Atatürkçü
eğitim sistemi 8 temel ilkeye oturtulmuştur. Bu temel
ilkeler değişik zamanlardaki konuşmalarında açıkça ortaya
çıkmaktadır. Bu ilkeler şunlardır: 1-BİRLİK İLKESİ: Bu ilke ile, eğitim ve öğretimde zümresel ve kültürel cinsten farklılıkların ortadan kaldırılması ve böylece ulusal birliğin sağlanması, eğitimin tek elden yapılması ve birleştirilmesi amaçlanmaktadır. Atatürk
27.10.1922 deki Bursa’da öğretmenlere yaptığı hitabesinde;
”Hanımlar, Beyler! Kat’iyen bilmeliyiz ki, iki parça halinde
yaşayan milletler zayıftır, marizdir” diyerek eğitimde
birlik ilkesini, kıvançta tasada kaderde birlik ilkesini
vurgulamaktadır. Bu ilkenin ışığında, 3 mart 1924 tarihli ve
430 sayılı Tevhidi Tedrisat kanunu çıkarılmıştır. 2-BİLGİSİZLİĞİN(CEHALETİN) ORTADAN KALDIRILMASI İLKESİ: Halkın
bilgisizliğinin ortadan kaldırılmasının önemini vurgulamak
için, Atatürk 1 mart 1922 de TBMM deki konuşmasında ”Bundan
dolayı, bizim takip edeceğimiz maarif siyasetinin temeli,
evvela mevcut cehli izale etmektir” demiştir. 3-İLMİLİK(BİLİMSELLİK)İLKESİ: Ulu
önderimiz, evrensel dehamız Mustafa Kemal 22 Eylül 1924 de
Samsunda öğretmenlere hitabında eğitim sisteminin
ilmiliğini,bilimselliğini açıkça vurgulamıştır: ”Dünyada
herşey için, maddiyat için, maneviyat için, başarı için, en
hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde
mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir. Yalnız
ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının
tekamülünü idrak etmek ve terakkiyatını zamanla takip
eylemek şarttır.” demektedir. 4-İŞE DAYALI EĞİTİM İLKESİ: Atatürk işe
dayalı eğitim ilkesinin eğitim sistemindeki önemini biliyor,
eğitim öğretimde işin ana ilke olarak kullanılmasını
istiyordu. Fakat,Cumhuriyet tarihimizde işe dayalı eğitim
ilkesi maalesef en az uygulama alanı bulmuştur. Atatürk bu
ilkeyi de 1 Mart 1922 de TBMM.nin açılış konuşmasında
vurgulamıştır: ”Bir taraftan cehlin izalesine uğraşırken,
bir taraftan da memleket evladını içtimai ve iktisadi
hayatta fiilen müessir ve müsmir kılabilmek için, elzem olan
iptidai bilgileri işe dayalı olarak vermek, maarifimizin
esasını teşkil etmelidir.” demektedir. 5-ULUSALLIK İLKESİ: Atatürk,
eğitimin ulusal (milli) olmasını da istiyordu. Eğitim
sistemindeki reformlar hep bu millilik temeli üzerine
oturtulmuştur. Eğitimin ulusal olmasının önemini, 1 Mart
1924 yılında yaptığı TBMM açılış konuşmasında
vurgulamaktadır: ”Türkiye’nin terbiye ve maarif siyasetini
her derecesinde, tam bir vuzuh ve hiçbir tereddüde yer
vermeyen sarahat ile ifade etmek ve tatbik etmek lazımdır.
Bu siyaset, her manasıyla, milli bir mahiyette
belirtilebilir.” demektedir. 6-DİSİPLİN İLKESİ: Öğrenim
hayatında ve askerlik yaşamında, disiplin ilkesine bağlı
olarak yetişmiş olan Atatürk kurduğu devletin eğitim
sisteminde de disiplin ilkesinin de temel teşkil etmesini
istemiştir. Bunu da 1 Kasım 1925 tarihli TBMM.’nin açılış
konuşmasında vurgulamıştır: ”Hayatın her çalışma safhasında
olduğu gibi, özellikle öğretim hayatında disiplin başarının
esasıdır. Müdürler ve öğretim heyetleri disiplini sağlamaya
ve talebe disiplini uymaya mecburdurlar:” demektedir. 7-LAİKLİK İLKESİ: Laiklik
ilkesi Atatürk’ün sadece eğitim sisteminde değil, O’nun
düşündüğü ve kurduğu devletin yapısı, siyasal, sosyal ve
kültürel sistemlerinin de bir ortak ilkesidir. Eğitimde
Laiklik İlkesini vurguladığı 30.08.1925 tarihinde
Kastamonu’da yaptığı konuşmada; ”Efendiler ve ey millet iyi
biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler,
meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat,
tarikatı medeniyettir” demiştir. Böylece laik eğitim
sisteminin önemini açıklamış ve zaten 1937 yılında da
Laiklik ilkesinin anayasamıza girmesini sağlamıştır. 8-KARMA EĞİTİM İLKESİ: Karma eğitim öğretim ilkesi, eğitim öğretimde cinsiyet ayrımının ortadan kaldırılması, erkek ve kadınların eğitim hakları ve olanaklarından beraber ve eşit olarak yararlanmasını amaçlamaktadır. Kız ve erkek öğrencilerin aynı oranda aynı anda ve aynı sınıflarda eğitim öğretim hakkından yararlanmasını hedeflemektedir. Atatürk 30.08.1925 de Kastamonu’da yaptığı konuşmada bu konuyu açıklamıştır: ”Bir içtimai topluluk, bir erkek ve kadın denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bir kitlenin bir parçasını terakki ettirelim, diğerini müsamaha edelim de, kitlenin bütünü ilerletilmiş olsun. Mümkün müdür ki yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin. Şüphe yok, terakki adımları dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve terakki ve teceddüd sahasına birlikte kat’i merahil edilmek lazımdır. Böyle olursa inkılap muvaffak olur.” diyerek erkek ve bayanların eğitim ve öğretimden ortak ve eşit olarak yararlanmalarının önemini vurgulamıştır. Bu sekiz ilke Atatürkçü eğitim sisteminin oluşturulmasında büyük önem göstermekte, Atatürkçü eğitim sisteminin temelini teşkil etmektedir. Bu ilkeler Atatürkçü eğitim sisteminin temel özelliğini açıklamaktadır. Bu ilkeler herkes tarafından bilinmeli ve her zaman yaşatılmalıdır. Geçmişinde yaşadıklarından ders almayan milletler geleceklerinde geçmişi yaşarlar. Bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi yitirdiğimiz şu yıllara baktığımızda Ulu Önderin telkinlerinden ne kadar uzaklaştığımız görülüyor. Bu ilkeleri dikkatle ,defalarca okuduğumuzda ve düşündüğümüzde ise bilim toplumu haline neden bir türlü gelemediğimiz anlaşılmaktadır. Türkiye’de ve Dünyada Durum :Okulöncesi, İlk ve Ortaöğretim ; Avrupa Birliği’ne tam üye olma sürecindeki Türkiye’nin, genç ve dinamik nüfusu ile ekonomik bir güç oluşturabilmesi, bireylerini eğiterek bilgi toplumuna dönüşümü ile sağlanabilir. Bu, Türkiye’nin önündeki en önemli fırsatlardan birisidir. Gençlerimize gerekli olanakların sunulması Devletin görevidir. Halen, dünyadaki kişisel bilgisayarların sayısı 600 milyonu aşmış durumdadır. Bunların %45'i evlerde kullanılmaktadır. Kayıtlı alan adı sayısı 28.8 milyondur. Internet kullanıcısı sayısı ise dünyada 550 milyona yaklaşmıştır. 180 milyon Internet kullanıcısı ile Kuzey Amerika başı çekerken, onu 171 milyon kullanıcı ile Avrupa, 158 milyon kullanıcı ile Asya-Pasifik ülkeleri takip etmektedir. Ülkemizde ise, 2 milyon civarında abone, 4 milyon civarında kullanıcı, 110 bin civarında bilgisayar, 27 bin alan adı ve 15 bin civarında web sitesi bulunmaktadır. Genel anlamda bilişim teknolojileri kullanımında gelişmiş ülkelerin gerisine düşen Türkiye, eğitim alanında ortalamaları yakalamak ve geçmek zorundadır. Bilgisayarların toplum için vazgeçilmez olması, öğrencilerin olabildiğince erken bilgisayar okuryazarı olmasını gerektirmektedir. Bilgisayar kullanımı, öğrencilerin bilgiye ulaşma, bilgiyi işleme, etkin ve yaratıcı sonuçları üretme yeteneklerini artırmaktadır. 2000 yılı itibariyle ABD'deki okulların %98'inde bilgisayar vardır. 1999 yılı itibariyle, ABD İlköğretim ve Ortaöğretim Devlet Okullarında görev yapan –ve bilgisayara ulaşımı olan– öğretmenlerin %78'i ders materyallerinin hazırlanması için bilgisayar kullanmaya hazır olduklarını belirtmişlerdir. Bu oran ders materyalinin toplanması için %59, sunum hazırlamak için %36 iken, öğrencilerle iletişim konusunda %17'ye düşmektedir. Uluslararası Veri
Şirketi'nin (IDC) yayınladığı ve ülkelerin "bilgi çağına"
hazır bulunuşluk durumuna göre yapılan sıralamada, Amerika
birinci sırayı almış, İsveç 2., Danimarka 3., Norveç 4.,
Finlandiya 5. ve Yeni Zelanda 9. sırada yer almışlardır.
Sonuçlar küçük ülkelerin bilişim teknolojilerini eğitime
entegre etmekte daha başarılı olduklarını göstermektedir.
İsveç 1994'te, Finlandiya 1995'te, ABD 1996'da, İrlanda ve
Kore 1997'de, özel sektörün de devrede olduğu Japonya ve
Yeni Zelanda 1998'de ulusal temel bilişim politikalarına
ilişkin planlarını uygulamaya koymuşlardır. İlköğretimde, AB ülkelerinde
bilgisayar başına (Internete erişimi olan veya olmayan)
öğrenci sayısı ortalama 20-30 arasında yer almaktadır. AB
ülkelerinde bilgisayar veya Internet erişimi açısından
Danimarka, Lüksemburg ve Finlandiya'nın iyi durumda olduğu,
fakat Almanya, Yunanistan ve İtalya'nın bilgisayar başına
düşen 50-80 öğrenci ile AB ortalamalarından daha zayıf
oldukları görülmüştür. Ortaöğretimdeki okullar ise
ilköğretime göre daha iyi durumdadır. Yunanistan, Polonya,
ve İspanya bilgisayar başına düşen öğrenci sayısı ile en
zayıf durumda iken, Danimarka ve İsveç oldukça güçlü
durumdadır. Araştırmalar öğrenci başına Internet kullanımı
oranının, öğrenci başına düşen bilgisayar oranının daha
üzerinde olduğunu göstermektedir. İngiltere Batı Avrupa'da
hızlı gelişme gösteren ülkelerden biri olmuştur.
İngiltere’deki 1.211 ilköğretim okulunun % 55’i ile 1.453
ortaöğretim okulunun %49’unu kapsayan bir araştırmanın
sonuçlarına göre, tüm okullarda eğitim için kullanılan
ortalama bilgisayar sayısı %37, bilgisayar başına düşen
öğrenci sayısı 9.8, BT (Bilişim Teknolojileri)’ni rahatlıkla
kullanan öğretmen oranı %73.4'dür. Okulların %96’sının
Internet erişimi vardır. 2000-2001 eğitim öğretim yılında Türkiye'de 58.873 okul, 16.090.785 öğrenci, 578.805 öğretmen bulunmaktadır. 5.860 okulda MEB olanağı ile sağlanmış olan 124.967 adet bilgisayar, 6.034 Internete bağlı bilgisayar, 6.412 laboratuvar vardır (MEB 2002). Öğretmenlerin %67’si bilgisayar okur-yazarlığı ve bilgisayar destekli eğitim konularında hizmet içi eğitimden geçirilmişlerdir. Okul Aile Birlikleri, velilerin katkısı, vb. olanaklarla edinilen donanıma ilişkin kesin bilgi bulunmamaktadır. 2001 yılında Türkiye’deki
okullarda bilgisayarlaşma oranı aşağıdaki tabloda yer
almaktadır:
Türkiye’nin
gelişmiş ülkelerdeki BT kullanım düzeyine erişmesi için bazı
dezavantajları vardır. Birinci dezavantaj, ülkemizdeki
nüfusun büyük bir çoğunluğunun okul çağında olmasıdır.
Ülkemizde okulöncesi, ilköğretim ve yüksek öğretim düzeyinde
eğitim alan öğrenci sayısı 15 milyonun üzerindedir. 2001
yılında GSMH’sı 153.405.000.000 milyon TL. olan ülkemizin
eğitime ayırdığı pay %2,64’tür. Bu bütçenin yüzde seksenine
yakını ise personel giderlerine harcanmaktadır. Bugünkü
ekonomik koşullarda, okul çağında olan nüfusumuzun ısınma
gibi temel ihtiyaçlarını karşılamada zorlanan Milli Eğitim
Bakanlığı, pahalı olan BT yatırımlarına da çekinceli
davranmaktadır. İçinde
bulunduğumuz ekonomik koşullarda, bu orandaki bir nüfusun
ihtiyacını karşılayacak kaynağın hemen ayrılması mümkün
görünmemektedir. Bu sorunun aşılması iyi planlamış, BT
yatırım projelerinin hayata geçirilmesi ile çözümlenebilir HEDEF,
STRATEJİ, POLİTİKA VE PROJE ÖNERİLERİ : Türkiye’nin
“Bilişim Teknolojileri Işığında Eğitim” alt başlığı altında
üretmesi gereken hedef, strateji, politika ve projeler.
Okulöncesi, ilk ve Ortaöğretim ; Okulöncesi,
ilk ve orta dereceli okullar için öneriler dört ana grupta
sunulabilir: 1.
Müfredat geliştirme ve ölçme-değerlendirmede enformasyon
değil, formasyon veren eğitim modelleri uygulanmalıdır. * Gelecek kuşaklarımızı bilginin hızla yenilendiği ve erişildiği bir dünyaya hazırlamalıyız. Bunun için okullarımızda bilgi öğreten eğitim modelinden, bilgiye erişimi ve kullanmayı öğreten modellere geçiş yapmalıyız. BT ile öğrencilerin standart müfredatların çok ötesinde, bağımsız öğrenme yetilerini ve öğretmenlerin öğrencilerini ölçme ve değerlendirme sistemlerini geliştirmemiz mümkün olacaktır. * 12 yıllık eğitimden mezun olan tüm bireylerimizi bilişim işçisi olarak kullanabilecek bilgilerle donatmalıyız. Bunun için bilişim dersleri zorunlu yapılmalı ve ders müfredatları belirlenmelidir. * Orta
dereceli okullarımızdan mezun olan tüm bireylerimiz, ECDL
standartlarında bilgisayar okur-yazarı olarak
yetiştirilmelidir. 2. Türkçe
içerik geliştirme konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nda ve
yazılım sektöründe önemli atılımlar yapılmalıdır. * Milli
Eğitim Bakanlığı, Türkçe içerik geliştirmede yol gösterici,
belirleyici ve denetleyici rolünü korumakla birlikte, ihale
stratejilerini gözden geçirmeli ve ulusal lisanslama
sistemini oluşturmalıdır. * Yazılım sektörü Türkçe içerik geliştirme konusunda teşvik edilmelidir.
* Milli
Eğitim Bakanlığı merkezi yazılım deposu işlevi gören siteler
kurmalı ve bu sitelerde tüm okulların gereksinimi olan
sayısal ders materyallerini, ders yazılımlarını, sayısal
medya kliplerini ve dokümanları arşivlemelidir. * Internetin
öğrenme amaçlı kullanımını sağlamak üzere, öğrenciler arası
okullar arası ve uluslararası tartışma, iş paylaşma ve
haberleşme platformları oluşturulmalıdır. 3. Gerek
Milli Eğitim Bakanlığı’nda gerekse okullarımızdaki idari ve
mali yapılanma AB normlarına göre düzenlenmeli ve bunun için
genel bütçeden eğitime ayrılan pay varolanın en az 3 katı
artırılmalıdır. * Yatırım
önceliklerinin doğru belirlenmesi ve amaca uygun biçimde
tamamlanması için gerekli yasa ve yönetmelik değişiklikleri
gerçekleştirilmelidir. * BT, Milli
Eğitim Bakanlığı’nda ve okullarımızdaki idari ve mali
yapının etkinliğini ve verimliliğini arttırmak için
kullanılmalıdır. * BT ile
ilgili yasa, yönetmelik, tüzük, müfredat, vb. mevzuat
gelişmiş ülke normlarına uygun olarak güncellenmeli, düne ve
bugüne değil yarına göre hazırlanmalıdır. 4.
Teknolojik altyapımızı oluşturmak üzere planlama çalışmaları
yapılmalıdır. * Milli
Eğitim Bakanlığı, ulusal standartları belirleyen merkezi bir
otorite rolünü korumakla birlikte, okullara kendi
ihtiyaçlarını sağlamak üzere esneklik tanımalıdır. * Türkiye’de
bilgisayar destekli eğitim ve bilgisayar eğitiminin daha
geniş alanda ve yaygın kullanımını sağlamak ve
kolaylaştırmak gerekmektedir. Bunun için çoklu ortam
destekli iletişim ağının yapılandırılması ve
yaygınlaştırılması şarttır. En çok 10 yılda, her öğretmene
ve öğrenciye bir bilgisayar ve bir Internet bağlantısı
hedefine erişilmelidir. * Öğrenci,
öğretmen ve eğitime ilgi duyan herkesin yararlanabileceği,
etkileşimli bir eğitim portalı mutlaka oluşturulmalıdır. Bu
eğitim portalının içeriği Türkçe, güvenilir ve geniş
kapsamlı olmalıdır. Eğitim portalı üzerinden verilebilecek
hizmetler kapsamında uzaktan eğitim ayrıca önem
kazanmaktadır. Uzaktan eğitim ile bir yandan öğrencilere
öğretim amaçlı hizmet verilirken, diğer yandan da
öğretmenlere hizmet içi eğitim olanakları sağlanmalıdır. * Bütün okullar arasında kolay, ucuz, sürekli erişilebilir bir Internet altyapısı kurulmalı her öğrencimize ve öğretmenimize bir e-posta adresi sağlanmalıdır.
* Gelişmiş
ülkeler standartına erişmek üzere, tüm ilk ve orta dereceli
okullarımızdaki öğrencilerimizin eğitiminin tamamının BT ile
sağlandığı içerik ve altyapılar oluşturulmalıdır. *
Okullarımızda öğretmenlerimize diz üstü bilgisayar sağlayan
depolar oluşturulmalıdır. 5. Bütün
öğretmenlerimize BT eğitimi verilmelidir. * Başta
öğretmenler olmak üzere, uygulamayı gerçekleştirecek ve
geliştirecek kadroya sürekli eğitim verilmeli, özendirici
önlemler alınmalı ve süreklilik sağlanmalıdır. *
Öğretmenlerin eğitimi için müfredatlar geliştirilmeli ve
eğitim kalitesi ölçülerek yükseltilmelidir. * Öğretmen
eğitiminde Internete dayalı asenkron (Eş zamanlı
olmayan,başlama ve bitme anları farklı olan) eğitim
yöntemleri kullanılmalıdır. 6.
Öğretmenlerimizin yaşam standartları acilen
düzeltilmelidir.. *
Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızı fikren,ilmen ve
bedenen yetiştiren öğretmenlerimizin yaşam standartları
yükseltilmelidir. Yoksulluk sınırında yaşama savaşı veren
öğretmenlerimizden teknolojik gelişime ayak uydurmalarını
bekleyemeyiz. 7. Devlet mesleki eğitime daha çok önem vermelidir.
*
Toplumun her ferdinin memur olamayacağı açıktır. Memuriyete
aşırı önem verme gerilemenin sebeplerindendir. Meskeki
eğitime yönlendirme çalışmalarına daha fazla önem
verilmelidir. 8. “
Dini eğitim “ devlet okullarında yapılmalıdır. ( Mustafa Kemal
Atatürk15.07.1921 de Ankara’da Maarif Kongresini açarken ) “ Tüm köylülere
okumak,yazmak,vatanını, (dört işlem) öğretmek maarif
programımızın ilk hedefidir. Bu hedefe varmak , eğitim
tarihimizde kutsal bir merhale teşkil edecektir.” Demiştir.
BU
POLİTİKADA İZLENECEK İLKELER : 1)
Genellik ve eşitlik. 2)
Eğitim hakkı. 3)
Fırsat ve imkan eşitliği. 4)
Eğitimde süreklilik (yaşam boyu eğitim). 5)
Mesleki bilgi. 6)
İstihdam’dır. BU
İLKELER DOĞRULTUSUNDA PARTİMİZ : a) Eğitim
yatırımlarında eşitliği, b) Eğitim programlarında yoksul kişilerin çocuklarına her türlü imkan ve fırsatın
tanınarak, eğitimlerini arttırmayı, c) Yaşam
boyu öğrenme fırsat eşitliğini, ç) İstihdamın
arttırılmasını ve özellikle genç işsizliği önlemeyi, d) Herkese
bilgi ve iletişim teknolojisi imkanını hazırlamayı ve bu
donanımı sağlamayı, e) Eğitimden
yoksun bırakılmışlara eğitim ve öğretimin her düzeyinde
ikinci bir şans kullanmalarını sağlamayı, f) Eğitim
ve öğretim sistemlerini yaşam boyu öğrenme ilkesi
doğrultusunda yeniden düzenlemeyi, g) Öğrencilerin başarısızlık ve deneyimsizliklerini ortadan kaldıracak önlemleri almayı, ğ) Eğitim
ve öğretimde kalite ve etkinliğin artırılmasını ve
geliştirilmesini esas alan yol ve yöntemleri uygulamayı, h) Tüm
okullara (eğitim ve öğretim sistem, düzey ve
kademelerine)girişleri kolaylaştırmayı esas alan politikalar
üretecek ve uygulayacaktır SONUÇ : Eğitim, bireylere çevrelerinde oluşan değişmelere uyum sağlayabilmeleri için yeni davranışlar kazandırmakla yükümlüdür. Eğitim sisteminin bu yükümlülüğünü yerine getirebilmesi, hızla değişen bilgi ve teknolojiye ayak uyduracak bir niteliğe erişmesi ile mümkündür. İnsanı, hem çevredeki değişmelere uyum sağlayacak hem de değişme yaratacak yeterliliğe ulaştırmak eğitimin görevi olunca, eğitim sisteminin sürekli bir değişme ve yenileşme içinde olması gerekmektedir. Bir ülkenin refahı ve mutluluğu; o ülke insanlarının iyi ve sürekli bir eğitim almaları ve bununla kazandıkları bilgi, beceri ekonomik büyümeye yapabilecekleri katma değere bağlıdır. Bunun için, sosyo-ekonomik gelişmenin en önemli itici gücü ve verimlilik artışının en önemli unsuru, topulumun ve işgücünün eğitim düzeyidir. Nitelikli insan gücü ihtiyacının karşılanması, dışa açılma ve uluslar arası rekabet gücü kazanma çabası içinde olan ekonomimiz için hayatî önem taşımaktadır. İşgücünün nitelik ve verim düzeyinin yükseltilmesi, sürdürülebilir sosyal ve ekonomik kalkınmanın desteklenmesi ve hızlandırılması, değişmenin ve geliştirmenin anahtarı olan eğitimin görevi olduğu da bir gerçektir. Geleneksel eğitim sistemleri, bilim ve teknolojide hızlı gelişmeler, sosyo-ekonomik küreselleşme ve bilgisayar kullanımı, toplumun dönüşümü ve çağın değişmesiyle değerini kaybetmektedir. Bu nedenle eğitim kavramlarının amaçlarına yönelik eğitim reformu için kapsamlı bir plan hazırlanmalı ve uygulamaya konulmalıdır. Bu planın uygulamaya konulmasında hâlkın desteği ve planı anlaması kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görülmektedir. Bununla birlikte, endüstri, sivil toplum örgütleri, okul yönetimi ve öğretmenler de buna olumlu yaklaşım göstermelidirler. Ülkemiz nüfusu bakımından dünyanın 15. sırasında yer almakta olup tarım toplumundan hızla sanayi ve hizmet toplumuna geçme çabası içindedir. Bunun gerçekleşebilmesi; bireylerin eğitiminde, üretim için eğitim ilkesinden hareketle, iş alanlarının gereksinimi olan bilgi, beceri ve alışkanlıkları kazandıracak bir eğitim-öğretim ortamının oluşturulması ile sağlanabilir. Küreselleşen dünyamızda arzulandığı şekilde ülkemizin yer alması, sosyal ve ekonomik alanlarda başarılı olabilmesi, çağın gereklerine uygun bir eğitim sistemiyle ve yüksek nitelikli bireylerin yetiştirilmesiyle mümkün olacaktır. 21. Yüzyılda, Türkiye'nin daha fazla gelişmesi için; verimli insan kaynaklarının fark edilmesi ve amaçlanan sistemlerin gerçekleştirilmesi gereklidir. Bunun için eğitim ve teknolojinin alt yapısı güvenli olarak kurulmalıdır . İlerleme ve araştırma-geliştirme planları için işbirliğini içeren, kapsamlı stratejiye dayalı devlet politikalarının belirlenmesi ve stratejik planlamanın yapılması gerekmektedir. Eğitimin tüm ülke genelinde yaygınlaştırılması, sadece bireylere değil tüm ülkeye etki edecektir. Eğitimli bireylerin ülkenin kalkınmasında göstereceği etkilerin en yüksek düzeye çıkarılabilmesi için, eğitimin önemi ve gereği tüm ülke insanlarının benimsemesi gereken bir konudur. Bu nedenle özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerinde eğitimin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Eğitimden
Sorumlu Genel Başkan Yrd.
|