Eğitim Sistemimizde Yapılması Gereken Değişiklikler

Nevin Duman 

Gelecek on beş yıl içerisinde; Türkiye’nin “Bilgi Toplumu, Bilgi ve teknoloji üreten ve ürettiklerine egemen olma” hedefine ulaşabilmesi için Eğitim sistemimizde yapılması gereken değişiklikler neler olabilir ?  

Örnek:

”İlk Öğretim “ sürecinde. 

Bilişim teknolojilerindeki hızlı değişimler, ülkeleri bir yandan çeşitli ekonomik ve sosyal çalkantılar içine sürüklerken, diğer yandan da yeni ekonomik süper güçler yaratmaktadır. İster geri kalmış olsun, isterse gelişmiş, bilişimin gücünün farkına varan tüm ülkeler, teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmek için var güçleri ile planlar yapmakta, mevcut sistemlerini sorgulamakta ve bilgi toplumunun temel taşı olan insan gücünü her şeyin önüne çıkarmaktadırlar. Çünkü artık ülkelerin zenginlikleri para ile ya da doğal kaynaklarının zenginliği ile değil, bilgi ve insan kaynaklarının zenginliği ile ölçülmektedir. İnsan gücü yetiştirmenin tek yolu da eğitim ve öğretimdir. 

Eğer bir ülkede eğitim kurumları öncelik sırasında arka plana itilmişse, genç nüfusa eğitim olanakları sağlanamıyor ve gençler toplum dışı etkinliklere itiliyorlarsa ve yetişen değerli beyinler başka ülkelere göç ediyorlarsa, o ülke kan kaybediyor demektir.

Bu nedenle ;

Türkiye 21. yüzyılda varlığını sürdürebilmek için Milli Eğitimini ciddi bir biçimde yeniden yapılandırmak zorundadır. 

Bilgi Toplumu:

Her geçen gün bir başka değişim, dönüşüm günlük hayatını ve buna ilişkin düşünce, algı ve alışkanlıkları değiştiriyor. Son yıllarda bu değişimlerin en çok yaşandığı alan; özellikle ‘bilgi teknolojileri’ olarak tanımlanan teknolojilerde yaşanan yenilikler ve bu yeniliklerin ekonomik, toplumsal etkileri çerçevesinde yapılan tartışmalarda ortaya çıkmaktadır. Bilgi toplumu kavramı etrafında yapılan bu tartışmalarda, gelişmelerin yeni bir topluma referans olacağı düşünülmekte, bu sürecin bütün ülkeler için yeni fırsatlar anlamına geldiği vurgulanmaktadır.

Bilgi Toplumu yaklaşımı birbirine bağlı iki farklı gelişmeden yola çıkmaktadır. Birincisi, özellikle sanayileşmiş ülkelerde bilgi üretmeye ayrılan kaynakların giderek artması, bilgi meslekleri olarak tanımlanan meslek guruplarının toplam istihdam içinde önemli bir yere sahip olması, çalışma anlayışının işyerinin dışına taşınması, bilginin, pazarda alınıp satılabilen bir mal olarak değerlendirilmeye başlanması ile emek ve sermaye gibi temel bir üretim faktörü haline gelmesidir.  

İkincisi, bilgi teknolojileri olarak tanımlanan bilgisayar, iletişim ve telekomünikasyon teknolojilerinde ortaya çıkan teknolojik yeniliklerin bilgiye, yaratılması, saklanması, iletilmesi ve yeniden kullanılması bağlamında mekan ve zamandan kaynaklanan sınırlamalardan bağımsız, dünya üzerinde serbestçe hareket edebilme olanağı kazandırmasıdır. 

Bilgi toplumu üzerine yapılan çalışmalarda, bilginin niceliksel ve niteliksel artışının yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte, ekonomiden politikaya, sanattan kültüre bütün alanları etkileyen yeni ilişkileri ortaya çıkaracağı beklentisi çok belirgindir. Bu beklentilerin oluşmasını sağlayan en büyük etken bilginin, temel üretim faktörü haline gelmesi ve giderek emek ve sermayenin önemini azaltması olarak görülmektedir. Böylece, sanayi toplumuna özgü klasik emek-sermaye çelişkisinin çözülerek yeni bir toplumun oluşmasını sağlayacak yeni ilişkilerin ortaya çıkacağı varsayılmaktadır. 

Bu dönemde ayrıca çalışma anlayışı dolayısıyla çalışma ortamı değişecek; bilgi sektörü meslekleri olarak tanımlanan yeni meslek gruplarında çalışanların sayısı giderek artacaktır. Bilgi sektörünün gelişmesi doğal olarak sanayi üretiminin önemini azaltacak; böylece, doğaya, çevreye saygılı bir üretim sağlanabilecektir. Diğer taraftan bilgi teknolojileri olarak tanımlanan bilgisayar, iletişim ve telekomünikasyon teknolojileri sayesinde siyasi kararlara katılım daha kolay ve hızlı olabilecek bu sayede daha demokratik bir toplumun varlık koşulları ortaya çıkacaktır. Son olarak bilgi toplumunda bilginin mülkiyetinin kişilere ait olması, yani herhangi bir sınıfın mülkiyetinde olamaması nedeniyle, özellikle azgelişmiş ülkelerin ekonomik gelişme politikalarında yeni fırsatlar yaratacağı öngörülmektedir 
 

Bilgi Toplumuna geçiş sürecinde eğitim: 

Bilgi toplumuna ilişkin değişimlerin gerçekleşmesi belirlenen alanlardaki politika değişimlerine bağlıdır. Ülkemiz bu alanlardaki bilinçli tercihleri ile bilgi toplumuna geçiş yapabilecektir. Aksi söz konusu bile edilemez.

    1. Devlet ekonomik gelişme politikalarında belirleyici bir rol almalıdır.
    2. Ülkemiz ileri teknoloji üretir hale gelmelidir.
    3. İdari ve mali yönetimleri bu gelişmelere uyum sağlayacak esnekliğe kavuşturulmalıdır.
    4. Eğitim ve öğretime daha çok kaynak ayrılmalıdır.
    5. Ar-ge harcamalarına milli gelirden daha çok pay ayrılmalıdır.

Eğitim sisteminin temel hedefi ; bilgiye ulaşan, bilgiyi kullanan, bilginin yol göstericiliğinde çağdaş yaşamın gereklerini hukuki, vicdani ve milli kültür değerleri çerçevesinde düşünce ve davranış tarzını kendine düstur edinen nesiller yetiştirmek olmalıdır. Bu eğitim sistemi doğrultusunda yetişecek nesillerin çağdaş bilgi ve ileri teknolojiden yararlanarak, ülke kaynaklarının daha ekonomik ve daha verimli kullanılabilmesini sağlayacak projeler içinde yer almalarını hedeflemek ve bunu yalnızca bilim insanı ve bilim üreten-geliştiren akademik kurumlar ile sınırlı değil, hayatın her alanında etkin kılabilmek, bizim gibi demografik açıdan genç ve atılgan-enerjik bir nüfusa sahip bir toplum için dev bir atılım ve ivme olacaktır. 
 

Bu yapılanma, bilişim teknolojileri ile toplumumuzun düşünme, öğrenme ve iletişim alışkanlıklarını geleceğin ihtiyaçlarına göre değiştirmelidir. Bunun için, temel hedeflerimiz; 
 

- Toplumumuzun tüm kesitlerinde yaratıcı, esnek ve yenilikçi düşünce tarzını oluşturmak,

- Bireylerimizin yaşam boyu eğitimini sağlamak ve sosyal sorumluluğunu geliştirmek,

- Okullarımızı kendi aralarında ve çevrelerindeki dünya ile bağlantılandırmak,

- Yeni eğitim yöntemleri kullanarak eğitimde etkinliği ve verimliliği artırmak ,

- Milli Eğitim Sistemimizin idari ve yönetimsel mükemmeliyetini sağlamaktır. 
 

Yukarıdaki temel hedefleri hayata geçiren politika ve stratejileri üretmek ve gerekli plan ve eylemleri yapmak üzere ülkemizin tüm kaynaklarını seferber ederek bilgili insan gücü yetiştirmek en büyük önceliğimiz olmalıdır

Millî Eğitimin Hedefi: Halkımızın tamamını Atatürkçü Düşünce doğrultusunda çağdaş eğitim ve öğretim imkânlarına kavuşturmak, bilgi ve teknoloji ile donatmak, eğitim ve öğretimin her alanında, her düzeyinde ve her kademesinde kalitenin yükseltilmesini sağlamak, öğretmenleri, öğretim üyeleri ve görevlileri, kısaca tüm eğitim ve öğretim topluluğunu toplum içinde hakları olan onur ve saygınlığa, iktisadî ve sosyal imkânlara ulaştırmak, okumuş ve yetişkinlerin cehaletine, taklitçiliğine ve güvensizliklerine son verecek önlemleri almaktır. 

Uygulama Esası ve Yöntemi: Yukarıda belirtilen amaç ve hedeflerin gerçekleşmesini sağlayacak gerçekçi, tutarlı sistem ve modelleri bulup, istikrar içinde uygulayarak, eğitim ve öğretimin her alanında, her düzeyinde, her kademesinde, ailede, çevrede, iş ve hizmet yerinde bilgi ve teknoloji üretimine, bilgi ve teknoloji kullanma yeteneğinin geliştirilmesine dayanır. 

Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin Görevi: Millî eğitimin amaçları, hedefleri ve uygulama esasları konularında halkımızı aydınlatmak, irşat etmek, yönlendirmek, önerdiği sistem ve modelin halkımızın seçenekleri içerisinde yer almasını sağlayacak kamuoyu oluşturma çaba ve çalışmalarına öncelik vererek, devam ettirmektir.

Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin öncüleri ve bu harekete katılanlar önce kendileri bilgi ve teknoloji üretmeye, bilgi ve teknoloji üretimine katılmaya ve ellerindeki bütün imkân ve vasıtalarla ailede, çevrede, eğitim ve öğretim kuruluş ve kurumlarında, iş ve hizmet yerinde bilgi ve teknoloji üretimini, kullanımını, transferini desteklemeye, bu alanda kurumlaşmaya özen göstereceklerdir.

Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin çağdaş tanımı, bilgi ve teknoloji üretiminde, kullanımında ve etkinliğinde millî bağımsızlığın sağlanmasıdır. 21. yüzyıl ve onu izleyen yüzyıllarda kendi insan gücüne, millî güç unsurlarına ve öz kaynaklarına dayanarak bilgi ve teknoloji üreten, kullanan, yayan ülkeler hür, bağımsız ve refah içinde olacaklar, diğerleri ise bu ülkelere bağımlı kalacaklardır.

Müdafaa-i Hukuk Hareketi; Türk Milletini bilgi ve teknoloji üreten, kullanan ve yayan toplum yapma mücadelesidir. Bunun yolu da Millî Eğitim’den geçmektedir. 
 

Atatürk, 22.09.1924 tarihindeki konuşmasında; ”....en mühim en esaslı nokta eğitim meselesidir. Eğitimdir ki, bir milleti ya hür, müstakil, şanlı, yüksek bir cemiyet halinde yaşatır, ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder” diyerek ve

25 Ağustos 1924 te toplanan Muallimler Birliği kongresindeki konuşmasında da; ”Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister” diyerek, eğitim sisteminin değiştirilmesindeki 2 temel gerekçenin, ülkenin kalkınmasında eğitimin önemi ve Cumhuriyetin yaşayıp ayakta kalabilmesinde eğitimin önemi olduğunu vurgulamaktadır. Atatürk ayrıca kurduğu eğitim sisteminin, milli karaktere sahip olması, bilim ve tekniğe teknolojiye açık olması ve ekonominin gelişmesine hizmet etmesi gibi, önemli üç motifte, özellikte olmasını istemiş ve sağlamıştır. İlelebet de sağlanacaktır. 
 

ATATÜRK’ÇÜ EĞİTİM SİSTEMİNİN İLKELERİ : 

Atatürkçü eğitim sistemi  8 temel ilkeye oturtulmuştur. Bu temel ilkeler değişik zamanlardaki konuşmalarında açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu ilkeler şunlardır: 
 

1-BİRLİK İLKESİ: 

Bu ilke ile, eğitim ve öğretimde zümresel ve kültürel cinsten farklılıkların ortadan kaldırılması ve böylece ulusal birliğin sağlanması, eğitimin tek elden yapılması ve birleştirilmesi amaçlanmaktadır. 

Atatürk 27.10.1922 deki Bursa’da öğretmenlere yaptığı hitabesinde; ”Hanımlar, Beyler! Kat’iyen bilmeliyiz ki, iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, marizdir” diyerek eğitimde birlik ilkesini, kıvançta tasada kaderde birlik ilkesini vurgulamaktadır. Bu ilkenin ışığında, 3 mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat kanunu çıkarılmıştır. 
 
 

2-BİLGİSİZLİĞİN(CEHALETİN) ORTADAN KALDIRILMASI İLKESİ:  

Halkın bilgisizliğinin ortadan kaldırılmasının önemini vurgulamak için, Atatürk 1 mart 1922 de TBMM deki konuşmasında ”Bundan dolayı, bizim takip edeceğimiz maarif siyasetinin temeli, evvela mevcut cehli izale etmektir” demiştir. 
Öncelikle cehaletin ortadan kaldırılmasını istemektedir. Bu nedenle, kurtuluş savaşından sonra bağımsızlık savaşının kazanılmasından sonra, kendisinin de konuşmalarında vurguladığı gibi, asıl önemli savaş olan, eğitim seferberliğine ve okuma yazma seferberliklerine başlanılmıştır. 
 

3-İLMİLİK(BİLİMSELLİK)İLKESİ:  

Ulu önderimiz, evrensel dehamız Mustafa Kemal 22 Eylül 1924 de Samsunda öğretmenlere hitabında eğitim sisteminin ilmiliğini,bilimselliğini açıkça vurgulamıştır: ”Dünyada herşey için, maddiyat için, maneviyat için, başarı için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekamülünü idrak etmek ve terakkiyatını zamanla takip eylemek şarttır.” demektedir. 
 

4-İŞE DAYALI EĞİTİM İLKESİ: 

Atatürk işe dayalı eğitim ilkesinin eğitim sistemindeki önemini biliyor, eğitim öğretimde işin ana ilke olarak kullanılmasını istiyordu. Fakat,Cumhuriyet tarihimizde işe dayalı eğitim ilkesi maalesef en az uygulama alanı bulmuştur. Atatürk bu ilkeyi de 1 Mart 1922 de TBMM.nin açılış konuşmasında vurgulamıştır: ”Bir taraftan cehlin izalesine uğraşırken, bir taraftan da memleket evladını içtimai ve iktisadi hayatta fiilen müessir ve müsmir kılabilmek için, elzem olan iptidai bilgileri işe dayalı olarak vermek, maarifimizin esasını teşkil etmelidir.” demektedir. 
 
 

5-ULUSALLIK İLKESİ: 

Atatürk, eğitimin ulusal (milli) olmasını da istiyordu. Eğitim sistemindeki reformlar hep bu millilik temeli üzerine oturtulmuştur. Eğitimin ulusal olmasının önemini, 1 Mart 1924 yılında yaptığı TBMM açılış konuşmasında vurgulamaktadır: ”Türkiye’nin terbiye ve maarif siyasetini her derecesinde, tam bir vuzuh ve hiçbir tereddüde yer vermeyen sarahat ile ifade etmek ve tatbik etmek lazımdır. Bu siyaset, her manasıyla, milli bir mahiyette belirtilebilir.” demektedir. 
 

6-DİSİPLİN İLKESİ:

Öğrenim hayatında ve askerlik yaşamında, disiplin ilkesine bağlı olarak yetişmiş olan Atatürk kurduğu devletin eğitim sisteminde de disiplin ilkesinin de temel teşkil etmesini istemiştir. Bunu da 1 Kasım 1925 tarihli TBMM.’nin açılış konuşmasında vurgulamıştır: ”Hayatın her çalışma safhasında olduğu gibi, özellikle öğretim hayatında disiplin başarının esasıdır. Müdürler ve öğretim heyetleri disiplini sağlamaya ve talebe disiplini uymaya mecburdurlar:” demektedir. 
 

7-LAİKLİK İLKESİ:  

Laiklik ilkesi Atatürk’ün sadece eğitim sisteminde değil, O’nun düşündüğü ve kurduğu devletin yapısı, siyasal, sosyal ve kültürel sistemlerinin de bir ortak ilkesidir. Eğitimde Laiklik İlkesini vurguladığı 30.08.1925 tarihinde Kastamonu’da yaptığı konuşmada; ”Efendiler ve ey millet iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, tarikatı medeniyettir” demiştir. Böylece laik eğitim sisteminin önemini açıklamış ve zaten 1937 yılında da Laiklik ilkesinin anayasamıza  girmesini sağlamıştır. 
 

8-KARMA EĞİTİM İLKESİ:  

Karma eğitim öğretim ilkesi, eğitim öğretimde cinsiyet ayrımının ortadan kaldırılması, erkek ve kadınların eğitim hakları ve olanaklarından beraber ve eşit olarak yararlanmasını amaçlamaktadır. Kız ve erkek öğrencilerin aynı oranda aynı anda ve aynı sınıflarda eğitim öğretim hakkından yararlanmasını hedeflemektedir. Atatürk 30.08.1925 de Kastamonu’da yaptığı konuşmada bu konuyu açıklamıştır: ”Bir içtimai topluluk, bir erkek ve kadın denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bir kitlenin bir parçasını terakki ettirelim, diğerini müsamaha edelim de, kitlenin bütünü ilerletilmiş olsun. Mümkün müdür ki yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin.  

Şüphe yok, terakki adımları dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve terakki ve teceddüd sahasına birlikte kat’i merahil edilmek lazımdır. Böyle olursa inkılap muvaffak olur.” diyerek erkek ve bayanların eğitim ve öğretimden ortak ve eşit olarak yararlanmalarının önemini vurgulamıştır. Bu sekiz ilke Atatürkçü eğitim sisteminin oluşturulmasında büyük önem göstermekte, Atatürkçü eğitim sisteminin temelini teşkil etmektedir. Bu ilkeler Atatürkçü eğitim sisteminin temel özelliğini açıklamaktadır. Bu ilkeler herkes tarafından bilinmeli ve her zaman yaşatılmalıdır. 

Geçmişinde yaşadıklarından ders almayan milletler geleceklerinde geçmişi yaşarlar. Bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi yitirdiğimiz şu yıllara baktığımızda  Ulu Önderin telkinlerinden ne kadar uzaklaştığımız görülüyor. Bu ilkeleri dikkatle ,defalarca okuduğumuzda ve düşündüğümüzde ise bilim toplumu haline neden bir türlü gelemediğimiz anlaşılmaktadır. 

Türkiye’de ve Dünyada Durum :

Okulöncesi, İlk ve Ortaöğretim ; 

Avrupa Birliği’ne tam üye olma sürecindeki Türkiye’nin, genç ve dinamik nüfusu ile ekonomik bir güç oluşturabilmesi, bireylerini eğiterek bilgi toplumuna dönüşümü ile sağlanabilir. Bu, Türkiye’nin önündeki en önemli fırsatlardan birisidir. Gençlerimize gerekli olanakların sunulması Devletin görevidir.  

Halen, dünyadaki kişisel bilgisayarların sayısı 600 milyonu aşmış durumdadır. Bunların %45'i evlerde kullanılmaktadır. Kayıtlı alan adı sayısı 28.8 milyondur. Internet kullanıcısı sayısı ise dünyada 550 milyona yaklaşmıştır. 180 milyon Internet kullanıcısı ile Kuzey Amerika başı çekerken, onu 171 milyon kullanıcı ile Avrupa, 158 milyon kullanıcı ile Asya-Pasifik ülkeleri takip etmektedir. Ülkemizde ise, 2 milyon civarında abone, 4 milyon civarında kullanıcı, 110 bin civarında bilgisayar, 27 bin alan adı ve 15 bin civarında web sitesi bulunmaktadır.  

Genel anlamda bilişim teknolojileri kullanımında gelişmiş ülkelerin gerisine düşen Türkiye, eğitim alanında ortalamaları yakalamak ve geçmek zorundadır. Bilgisayarların toplum için vazgeçilmez olması, öğrencilerin olabildiğince erken bilgisayar okuryazarı olmasını gerektirmektedir. Bilgisayar kullanımı, öğrencilerin bilgiye ulaşma, bilgiyi işleme, etkin ve yaratıcı sonuçları üretme yeteneklerini artırmaktadır.  

2000 yılı itibariyle ABD'deki okulların %98'inde bilgisayar vardır. 1999 yılı itibariyle, ABD İlköğretim ve Ortaöğretim Devlet Okullarında görev yapan –ve bilgisayara ulaşımı olan– öğretmenlerin %78'i ders materyallerinin hazırlanması için bilgisayar kullanmaya hazır olduklarını belirtmişlerdir. Bu oran ders materyalinin toplanması için %59, sunum hazırlamak için %36 iken, öğrencilerle iletişim konusunda %17'ye  düşmektedir.  

Uluslararası Veri Şirketi'nin (IDC) yayınladığı ve ülkelerin "bilgi çağına" hazır bulunuşluk durumuna göre yapılan sıralamada, Amerika birinci sırayı almış, İsveç 2., Danimarka 3., Norveç 4., Finlandiya 5. ve Yeni Zelanda 9. sırada yer almışlardır. Sonuçlar küçük ülkelerin bilişim teknolojilerini eğitime entegre etmekte daha başarılı olduklarını göstermektedir. İsveç 1994'te, Finlandiya 1995'te, ABD 1996'da, İrlanda ve Kore 1997'de, özel sektörün de devrede olduğu Japonya ve Yeni Zelanda 1998'de ulusal temel bilişim politikalarına ilişkin planlarını uygulamaya koymuşlardır. 
 

İlköğretimde, AB ülkelerinde bilgisayar başına (Internete erişimi olan veya olmayan) öğrenci sayısı ortalama 20-30 arasında yer almaktadır. AB ülkelerinde bilgisayar veya Internet erişimi açısından Danimarka, Lüksemburg ve Finlandiya'nın iyi durumda olduğu, fakat Almanya, Yunanistan ve İtalya'nın bilgisayar başına düşen 50-80 öğrenci ile AB ortalamalarından daha zayıf oldukları görülmüştür.  
 

Ortaöğretimdeki okullar ise ilköğretime göre daha iyi durumdadır. Yunanistan, Polonya, ve İspanya bilgisayar başına düşen öğrenci sayısı ile en zayıf durumda iken, Danimarka ve İsveç oldukça güçlü durumdadır. Araştırmalar öğrenci başına Internet kullanımı oranının, öğrenci başına düşen bilgisayar oranının daha üzerinde olduğunu göstermektedir. 
 

İngiltere Batı Avrupa'da hızlı gelişme gösteren ülkelerden biri olmuştur. İngiltere’deki 1.211 ilköğretim okulunun % 55’i ile 1.453 ortaöğretim okulunun %49’unu kapsayan bir araştırmanın sonuçlarına göre, tüm okullarda eğitim için kullanılan ortalama bilgisayar sayısı %37, bilgisayar başına düşen öğrenci sayısı 9.8, BT (Bilişim Teknolojileri)’ni rahatlıkla kullanan öğretmen oranı %73.4'dür. Okulların %96’sının Internet erişimi vardır.  
 
 

2000-2001 eğitim öğretim yılında Türkiye'de 58.873 okul, 16.090.785 öğrenci, 578.805 öğretmen bulunmaktadır. 5.860 okulda MEB olanağı ile sağlanmış olan 124.967 adet bilgisayar, 6.034 Internete bağlı bilgisayar, 6.412 laboratuvar vardır (MEB 2002). Öğretmenlerin %67’si bilgisayar okur-yazarlığı ve bilgisayar destekli eğitim konularında hizmet içi eğitimden geçirilmişlerdir. Okul Aile Birlikleri, velilerin katkısı, vb. olanaklarla edinilen donanıma ilişkin kesin bilgi bulunmamaktadır. 

2001 yılında Türkiye’deki okullarda bilgisayarlaşma oranı aşağıdaki tabloda yer almaktadır: 
 

    
    Türkiye Genelindeki Okullar     Öğrenci sayısı     12.898.725

    1 PC-81 öğrenci

    Bilgisayar sayısı     157.810
    İlköğretim Okulları     Öğrenci sayısı     11.165.280

    1 PC-87 öğrenci

    Bilgisayar sayısı     127.000
    Mesleki ve Teknik Eğitim Okulları     Öğrenci sayısı     843.964

    1 PC-76 öğrenci

    Bilgisayar sayısı     11.000
    Ortaöğretim     Öğrenci sayısı     1.325.537

    1 PC-37 öğrenci

    Bilgisayar sayısı     35.000
    Türkiye Genelinde  
(İlköğretim+ Ortaöğretim)
    Okul sayısı     52.000

    Okulların%70’i %17’si bilg  bilgisayarlı

    Bilgisayarlı okul sayısı     8.883
 
 
 
 
 

Türkiye’nin gelişmiş ülkelerdeki BT kullanım düzeyine erişmesi için bazı dezavantajları vardır. Birinci dezavantaj, ülkemizdeki nüfusun büyük bir çoğunluğunun okul çağında olmasıdır. Ülkemizde okulöncesi, ilköğretim ve yüksek öğretim düzeyinde eğitim alan öğrenci sayısı 15 milyonun üzerindedir. 2001 yılında GSMH’sı 153.405.000.000 milyon TL. olan ülkemizin eğitime ayırdığı pay %2,64’tür. Bu bütçenin yüzde seksenine yakını ise personel giderlerine harcanmaktadır.  
 

Bugünkü ekonomik koşullarda, okul çağında olan nüfusumuzun ısınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamada zorlanan Milli Eğitim Bakanlığı, pahalı olan BT yatırımlarına da çekinceli davranmaktadır.  
 

İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda, bu orandaki bir nüfusun ihtiyacını karşılayacak kaynağın hemen ayrılması mümkün görünmemektedir. Bu sorunun aşılması iyi planlamış, BT yatırım projelerinin hayata geçirilmesi ile çözümlenebilir 
 
 
 
 
 

HEDEF,  STRATEJİ, POLİTİKA VE PROJE ÖNERİLERİ :               
 

Türkiye’nin “Bilişim Teknolojileri Işığında Eğitim” alt başlığı altında üretmesi gereken hedef, strateji, politika ve projeler. 
 

Okulöncesi, ilk ve Ortaöğretim ; 
 

Okulöncesi, ilk ve orta dereceli okullar için öneriler dört ana grupta sunulabilir: 
 

1. Müfredat geliştirme ve ölçme-değerlendirmede enformasyon değil, formasyon veren eğitim modelleri uygulanmalıdır. 
 

* Gelecek kuşaklarımızı bilginin hızla yenilendiği ve erişildiği bir dünyaya hazırlamalıyız. Bunun için okullarımızda bilgi öğreten eğitim modelinden, bilgiye erişimi ve kullanmayı öğreten modellere geçiş yapmalıyız. BT ile öğrencilerin standart müfredatların çok ötesinde, bağımsız öğrenme yetilerini ve öğretmenlerin öğrencilerini ölçme ve değerlendirme sistemlerini geliştirmemiz mümkün olacaktır.

* 12 yıllık eğitimden mezun olan tüm bireylerimizi bilişim işçisi olarak kullanabilecek bilgilerle donatmalıyız. Bunun için bilişim dersleri zorunlu yapılmalı ve ders müfredatları belirlenmelidir.

* Orta dereceli okullarımızdan mezun olan tüm bireylerimiz, ECDL standartlarında bilgisayar okur-yazarı olarak yetiştirilmelidir. 
 

2. Türkçe içerik geliştirme konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nda ve yazılım sektöründe önemli atılımlar yapılmalıdır
 

* Milli Eğitim Bakanlığı, Türkçe içerik geliştirmede yol gösterici, belirleyici ve denetleyici rolünü korumakla birlikte, ihale stratejilerini gözden geçirmeli ve  ulusal lisanslama sistemini oluşturmalıdır.  
 

* Yazılım sektörü Türkçe içerik geliştirme konusunda teşvik edilmelidir.

 

* Milli Eğitim Bakanlığı merkezi yazılım deposu işlevi gören siteler kurmalı ve bu sitelerde tüm okulların gereksinimi olan sayısal ders materyallerini, ders yazılımlarını, sayısal medya kliplerini ve dokümanları arşivlemelidir. 
 

* Internetin  öğrenme amaçlı kullanımını sağlamak üzere, öğrenciler arası okullar arası ve uluslararası tartışma, iş paylaşma ve haberleşme platformları oluşturulmalıdır. 
 

3. Gerek Milli Eğitim Bakanlığı’nda gerekse okullarımızdaki idari ve mali yapılanma AB normlarına göre düzenlenmeli ve bunun için genel bütçeden eğitime ayrılan pay varolanın en az 3 katı artırılmalıdır. 
 

* Yatırım önceliklerinin doğru belirlenmesi ve amaca uygun biçimde tamamlanması için gerekli yasa ve yönetmelik değişiklikleri gerçekleştirilmelidir. 
 

* BT, Milli Eğitim Bakanlığı’nda ve okullarımızdaki idari ve mali yapının etkinliğini ve verimliliğini arttırmak için kullanılmalıdır. 
 

* BT ile ilgili yasa, yönetmelik, tüzük, müfredat, vb. mevzuat gelişmiş ülke normlarına uygun olarak güncellenmeli, düne ve bugüne değil yarına göre hazırlanmalıdır.  
 
 

4. Teknolojik altyapımızı oluşturmak üzere planlama çalışmaları yapılmalıdır.  
 

* Milli Eğitim Bakanlığı, ulusal standartları belirleyen merkezi bir otorite rolünü korumakla birlikte, okullara kendi ihtiyaçlarını sağlamak üzere esneklik tanımalıdır. 
 

* Türkiye’de bilgisayar destekli eğitim ve bilgisayar eğitiminin daha geniş alanda ve yaygın kullanımını sağlamak ve kolaylaştırmak gerekmektedir. Bunun için çoklu ortam destekli iletişim ağının yapılandırılması ve yaygınlaştırılması şarttır. En çok 10 yılda, her öğretmene ve öğrenciye bir bilgisayar ve bir Internet bağlantısı hedefine erişilmelidir. 
 

* Öğrenci, öğretmen ve eğitime ilgi duyan herkesin yararlanabileceği, etkileşimli bir eğitim portalı mutlaka oluşturulmalıdır. Bu eğitim portalının içeriği Türkçe, güvenilir ve geniş kapsamlı olmalıdır. Eğitim portalı üzerinden verilebilecek hizmetler kapsamında uzaktan eğitim ayrıca önem kazanmaktadır. Uzaktan eğitim ile bir yandan öğrencilere öğretim amaçlı hizmet verilirken, diğer yandan da öğretmenlere hizmet içi eğitim olanakları sağlanmalıdır.  
 

* Bütün okullar arasında kolay, ucuz, sürekli erişilebilir bir Internet altyapısı kurulmalı  her öğrencimize ve öğretmenimize bir e-posta adresi sağlanmalıdır.

 

* Gelişmiş ülkeler standartına erişmek üzere, tüm ilk ve orta dereceli okullarımızdaki öğrencilerimizin eğitiminin tamamının BT ile sağlandığı içerik ve altyapılar oluşturulmalıdır. 
 

* Okullarımızda öğretmenlerimize diz üstü bilgisayar sağlayan depolar oluşturulmalıdır. 
 

5. Bütün öğretmenlerimize BT eğitimi verilmelidir. 
 
 

* Başta öğretmenler olmak üzere, uygulamayı gerçekleştirecek ve geliştirecek kadroya sürekli eğitim verilmeli, özendirici önlemler alınmalı ve süreklilik sağlanmalıdır. 
 

* Öğretmenlerin eğitimi için müfredatlar geliştirilmeli ve eğitim kalitesi ölçülerek yükseltilmelidir. 
 

* Öğretmen eğitiminde Internete dayalı asenkron (Eş zamanlı olmayan,başlama ve bitme anları farklı olan)  eğitim yöntemleri kullanılmalıdır. 
 

6. Öğretmenlerimizin yaşam standartları acilen düzeltilmelidir..  
 

* Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızı fikren,ilmen ve bedenen yetiştiren   öğretmenlerimizin  yaşam standartları yükseltilmelidir. Yoksulluk sınırında yaşama savaşı veren öğretmenlerimizden teknolojik gelişime ayak uydurmalarını bekleyemeyiz. 
 
 

7. Devlet  mesleki eğitime daha çok önem vermelidir.

 

* Toplumun her ferdinin memur olamayacağı açıktır. Memuriyete aşırı önem verme gerilemenin sebeplerindendir. Meskeki eğitime yönlendirme çalışmalarına daha fazla önem verilmelidir.   
 
 

8.Dini eğitim “ devlet okullarında yapılmalıdır. 
 
 

( Mustafa Kemal Atatürk15.07.1921 de Ankara’da Maarif Kongresini açarken ) 
 

“ Tüm köylülere okumak,yazmak,vatanını,milletini,dinini ,dünyasını tanıtacak kadar  coğrafi , tarihi , dini ve ahlaki  malumat  vermek  ve  amal - ı  erbaayı

(dört işlem) öğretmek maarif programımızın ilk hedefidir. Bu hedefe varmak , eğitim tarihimizde kutsal bir merhale teşkil edecektir.” Demiştir.  
 
 
 
 
 
 
 

BU POLİTİKADA İZLENECEK İLKELER : 
 

1)         Genellik ve eşitlik. 
 

2)         Eğitim hakkı. 
 

3)         Fırsat ve imkan eşitliği. 
 

4)         Eğitimde süreklilik (yaşam boyu eğitim). 
 

5)         Mesleki bilgi. 
 

6)         İstihdam’dır. 
 
 

BU İLKELER DOĞRULTUSUNDA PARTİMİZ : 
 

a)  Eğitim yatırımlarında eşitliği, 
 

b)  Eğitim programlarında yoksul kişilerin çocuklarına her türlü imkan ve  

fırsatın tanınarak, eğitimlerini arttırmayı, 
 

c)  Yaşam boyu öğrenme fırsat eşitliğini, 
 

ç)   İstihdamın arttırılmasını ve özellikle genç işsizliği önlemeyi, 
 

d)  Herkese bilgi ve iletişim teknolojisi imkanını hazırlamayı ve bu donanımı sağlamayı, 
 

e)   Eğitimden yoksun bırakılmışlara eğitim ve öğretimin her düzeyinde ikinci bir şans kullanmalarını sağlamayı, 
 

f)   Eğitim ve öğretim sistemlerini yaşam boyu öğrenme ilkesi doğrultusunda yeniden düzenlemeyi, 
 

g)  Öğrencilerin başarısızlık ve deneyimsizliklerini ortadan kaldıracak önlemleri almayı,

ğ)  Eğitim ve öğretimde kalite ve etkinliğin artırılmasını ve geliştirilmesini esas alan yol ve yöntemleri uygulamayı, 
 

h)   Tüm okullara (eğitim ve öğretim sistem, düzey ve kademelerine)girişleri kolaylaştırmayı esas alan politikalar üretecek ve uygulayacaktır 
 

SONUÇ :

Eğitim, bireylere çevrelerinde oluşan değişmelere uyum sağlayabilmeleri için yeni davranışlar kazandırmakla yükümlüdür. Eğitim sisteminin bu yükümlülüğünü yerine getirebilmesi, hızla değişen bilgi ve teknolojiye ayak uyduracak bir niteliğe erişmesi ile mümkündür. İnsanı, hem çevredeki değişmelere uyum sağlayacak hem de değişme yaratacak yeterliliğe ulaştırmak eğitimin görevi olunca, eğitim sisteminin sürekli bir değişme ve yenileşme içinde olması gerekmektedir.

Bir ülkenin refahı ve mutluluğu; o ülke insanlarının iyi ve sürekli bir eğitim almaları ve bununla kazandıkları bilgi, beceri ekonomik büyümeye yapabilecekleri katma değere bağlıdır. Bunun için, sosyo-ekonomik gelişmenin en önemli itici gücü ve verimlilik artışının en önemli unsuru, topulumun ve işgücünün eğitim düzeyidir. Nitelikli insan gücü ihtiyacının karşılanması, dışa açılma ve uluslar arası rekabet gücü kazanma çabası içinde olan ekonomimiz için hayatî önem taşımaktadır. İşgücünün nitelik ve verim düzeyinin yükseltilmesi, sürdürülebilir sosyal ve ekonomik kalkınmanın desteklenmesi ve hızlandırılması, değişmenin ve geliştirmenin anahtarı olan eğitimin görevi olduğu da bir gerçektir.

Geleneksel eğitim sistemleri, bilim ve teknolojide hızlı gelişmeler, sosyo-ekonomik küreselleşme ve bilgisayar kullanımı, toplumun dönüşümü ve çağın değişmesiyle değerini kaybetmektedir. Bu nedenle eğitim kavramlarının amaçlarına yönelik eğitim reformu için kapsamlı bir plan hazırlanmalı ve uygulamaya konulmalıdır. Bu planın uygulamaya konulmasında hâlkın desteği ve planı anlaması kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görülmektedir. Bununla birlikte, endüstri, sivil toplum örgütleri, okul yönetimi ve öğretmenler de buna olumlu yaklaşım göstermelidirler.

Ülkemiz nüfusu bakımından dünyanın 15. sırasında yer almakta olup tarım toplumundan hızla sanayi ve hizmet toplumuna geçme çabası içindedir. Bunun gerçekleşebilmesi; bireylerin eğitiminde, üretim için eğitim ilkesinden hareketle, iş alanlarının gereksinimi olan bilgi, beceri ve alışkanlıkları kazandıracak bir eğitim-öğretim ortamının oluşturulması ile sağlanabilir. Küreselleşen dünyamızda arzulandığı şekilde ülkemizin yer alması, sosyal ve ekonomik alanlarda başarılı olabilmesi, çağın gereklerine uygun bir eğitim sistemiyle ve yüksek nitelikli bireylerin yetiştirilmesiyle mümkün olacaktır.

21. Yüzyılda, Türkiye'nin daha fazla gelişmesi için; verimli insan kaynaklarının fark edilmesi ve amaçlanan sistemlerin gerçekleştirilmesi gereklidir. Bunun için eğitim ve teknolojinin alt yapısı güvenli olarak kurulmalıdır . İlerleme ve araştırma-geliştirme planları için işbirliğini içeren, kapsamlı stratejiye dayalı devlet politikalarının belirlenmesi ve stratejik planlamanın yapılması gerekmektedir. Eğitimin tüm ülke genelinde yaygınlaştırılması, sadece bireylere değil tüm ülkeye etki edecektir.

Eğitimli bireylerin ülkenin kalkınmasında göstereceği etkilerin en yüksek düzeye çıkarılabilmesi için, eğitimin önemi ve gereği tüm ülke insanlarının benimsemesi gereken bir konudur. Bu nedenle özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerinde eğitimin yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Eğitimden Sorumlu Genel Başkan Yrd.
Nevin DUMAN