|
|
|
|
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SONUÇLARI VE ON KASIM Mustafa Kemal
Atatürk’ün 10 Kasım1938’de ölümü ile ve ondan sonraki yıllar
içinde tüm anmalara karşı bu yıl ki anma bizi bir o kadar,
Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerine daha sadık kalmaya
itmiştir. Nedeni ise, Ülkemizde gelişen siyasi ve ekonomik
olaylardır. Mustafa Kemal Atatürk’ün neferleri olarak,
ülkemiz üstünde oynanan oyunlara karşı Atatürk’ün Ortaya
koyduğu ilke ve inkilap’larını daha iyi anlaya bilmemizi ve
Emperyalizme ve onun uşaklarına karşı mücadele bayrağının
çıtasının yükseltilmesi gerektiğidir.Asıl olan yıllardan
beri insan psikolojisi ile oynanarak unutturulmaya çalışılan
düşüncelerini ve eylemlerini bizlerin ögrenmesi ve nasıl
anlamamız gerektiğidir.Bu Nedenle O'nu, kesinlikle
ilahlaştırmakdan uzak, salt bir insan olarak kabul etme
gereği vardır.O'nun asıl kendine özgü niteliği, çok üstün
yetenek ve dehaya sahip bir insan olmasından
kaynaklanmaktadır. Zaten Atatürk'ün kendisi de hiçbir zaman
bu anlayışın karşısında olmamıştır. Burada asıl
üzerinde durulması gereken konu, Atatürk'ün Dünyaya bakış
açısı, yaşam felsefesi ve çağdaş düşünce yargısı olmalıdır.
Atatürkçü düşüncenin önünde önyargısız, akıl ve bilim
bulunmaktadır. Yaşam boyu sorunların çözümünde mutlaka akıl
ve bilimi rehber edinme gereği vardır. Akıl ve bilimin
dışına çıkmak ise hurafe ve safsatadan başka bir şey
değildir. Akıl ve bilimin dışına sapma ve saklanma insanları
karanlığa, yanılgıya hatta sonu gelmez belirsizliklere
götürür. Atatürkçü düşünce
gerçekçidir. Atatürkçü yaşam anlayışının mayasında çalışmak,
alın teri dökmek ve öğrenmek vardır. Bu kavramı unutan,
ihmal eden ya da umursamayan toplumlar, başka toplumların
kulu kölesi olmaya mahkumdurlar. Çağdaş uygarlığın peşinde
koşmayı amaç edinmeyenler, aydınlığın ve aydınlamanın
bilincinde olmayanlar yok olmaktan kurtulamazlar. Çağın
uygarlık nimetlerinden pay almanın tek yolunun Atatürk'ün
yaşam anlayışında olduğunu unutmamak gerekir. Atatürkçü
düşünce, gerçekçiliğe dayalı olduğu için; Bireyin üretken,
yaratıcı, özverili, barışsever bir yapıya sahip olmasını
bekler. Atatürkçü düşünce, ulusal bütünlüğün, eşitliğin
paylaşım ve katılımcılığın gerçekleşmesinden yanadır.
Bu düşüncenin
içinde ümmetçi değil, ulusçu, hümanist, çağdaş dünya görüşü
egemendir. Kemalizm'in özünde aşağılama ve aşağılanma asla
barınamaz, kendine güven, soyluluk ve saygınlık yatar.
Atatürkçü düşünce, insan haklarının yanında, her türlü
haksızlık, saldırı ve saldırganlığın karşısındadır. Bu
düşünce her çeşit aydınlanmanın, bilinçlenmenin,
aydınlatmanın ve atılımın yılmaz destekçisi ve
savunucusudur. Atatürkçülük, özgür
düşünceden yana olup, her çeşit bağnazlığa ve yobazlığa
karşıdır. Atatürkçülük her
tür sömürü ve haksızlığın karşısında, özgür düşüncenin,
özgürlüğün yanındadır. Kemalist düşünce kesinlikle dogma ve
doktrin düşüncesinden uzak kalmıştır. O nedenle Atatürkçülük
donmuş kalıplara oturtulmamıştır. Kemalizm pragmatik,
devrimci, her tür yeniliğe açık ve isteklidir. Atatürkçülüğün
temelindeki harçta, barış, hoşgörü, dostluk ve dayanışma
vardır. Bu düşüncede, bilime, sanata, yaratıcılığa, erdeme
ve sevgiye sonsuz bir bağlılık ve saygı bulunur. Atatürkçü düşünce
akılcıdır, devlet yönetiminde ve toplum hayatında hurafe,
yalan ve belirsizliklerin yerine aklı, bilimi ve aydınlığı
egemen kılmaya çalışmış, dinin istismar edilmesine, çıkar
aracı olarak kullanılmasına ve gericilik âleti durumuna
getirilmesine pozitif ilimlerle karşı çıkmıştır. En önemlisi
de bu akılcı gelişmenin, yenileşmenin ve değişimin devamını
sağlamak, bir ideolojiye saplanıp kalmamak için İnkılâpçılık
kavramını tanıtmıştır. Atatürkçü İnkılâpçılığı akılcılık
ilkesinin topluma uygulanmasıdır. İnkılâbın hedefini
demokrasi ve barış oluşturur. Temelinde gerçekçilik, bilim
ve us vardır. Bu nedenle donmuş, katı ve sert ideolojilerden
ayrılır. Atatürkçü İnkılâpçılığı kendi kendini yenileme
özelliği ile dinamik bir yapıya sahiptir. Bir yandan
yarattığı devleti güçlendirmeyi ve korumayı amaçlar, bir
yandan da uygar dünyanın gidişine ayak uydurmaya çalışır. Modernleşen ve
küreselleşen dünyanın getirdiği yeniliklerle gelenekçilik ve
kadercilik arasında bocalayan Türk milleti bu ikilikten
aklın, bilimin, mantığın ve tekniğin rehberliğinde
kurtarılarak çağdaş uygarlık yoluna sokulmuş, Türk kültürü
yüceltilerek Türk milletinin mutluluğu, huzuru, esenliği ve
refahı sağlanmıştır. Atatürk'ün miras
olarak dogmalar, âyetler ve donmuş kurallar bırakması
düşünülemezdi bile; zirâ bunlar yeniliklerden ve onun
getireceği değişik düşünce sistemlerinden, gelişmeden ve
bilimden korkan saplantılı bağnaz beyinlerin ürünüdür. Bir
millet akla ve bilime, millet egemenliği ve demokrasi
ilkelerine uygun hareket etmezse sonunda yok olmaktan
kurtulamaz. Böyle bir örneğe Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle
tanık olan Atatürk sonuç olarak Türkiye'nin gelişmesi,
yenileşmesi ve millî bir anlayışla çağdaş uygarlık düzeyine
ulaşması ve dahası bu evrimin kalıcı olması için akıl,
bilim, zekâ ve sanatın yol gösterici olarak kabul edilmesi
gerektiğini savunmuş ve bunların sürekliliğini sağlamak için
Atatürk İlke ve İnkılâplarını rehber olarak ortaya
koymuştur. Sonuç olarak, modern Türkiye'nin Atatürkçülük anlayışı sürekli gelişime ve değişime açık bir sistem ve dimağlar istemektedir. Bu da eski nesil Cumhuriyet çınarlarının Ata'yı ve düşüncelerini yeni nesillere aktarabilmesine bağlıdır ve bu gün onu anma daha sağlam adımlarla ve akılla düşünme saygı duyma günüdür. Saygılarımla
|