SEÇİM SONRASI GELİŞECEK OLAYLAR
1-DTP ve MHP
Meclis içindekarşı karşıya gelecektir.
|
Sakık: MHP’yle niye kavga edelim
DTP’nin desteklediği bağımsız
milletvekilleri Osman Özçelik ve Sırrı Sakık,
“Meclis’te MHP ile DTP arasında
olumsuzluklar yaşanacağına’’ yönelik
iddialara, “Bizler de MHP de bu ülkenin bir
rengiyiz. MHP ile neden kavga edelim. Bu
ülkenin vatandaşları değil miyiz’’
karşılığını verdi. Muş’tan bağımsız
milletvekili seçilen Sırrı Sakık, bütün bu
talihsiz açıklamaların, seçim meydanlarında
kaldığını ifade etti. Sakık, herkes ile
diyalog kuracaklarını, bütün partilerle
diyalog oluşturacaklarını belirterek,
kendilerinin de MHP’nin de medeni
insanlardan oluştuğunu belirtti. Bağımsız
Siirt Milletvekili Osman Özçelik de
İstanbul’daki komşusunun MHP’li olduğunu;
çiğköfte yaparak ikram ettiği komşusunun,
kendisine tarhana çorbası getirdiğini
söyledi. |
|
Sakin olunmalı
|
DTP’nin Meclis’te bulunması Türkiye’nin terörle
mücadelesinde önemli bir unsur olabilir. Teröre daha
fazla demokrasiyle karşılık verilebilir. Batı
demokrasilerinin bize öğrettiği budur. Olayı ‘kim
kimi döver’ hastalığından çıkarıp olgunlukla ele
alma zamanı çoktan gelmiştir
DTP şemsiyesi altındakiler bağımsız olarak TBMM’ye
girdiklerinden bu yana Türkiye’ye özgü ilginç bir
gelişme yaşanıyor. Toplumda ‘acaba DTP’lileri kim
dövecek’ beklentisi yayılmış durumda. Neredeyse ilk
dövenin hangi partiden olacağı konusunda bahis
açılacak. Öyle garip bir durum bu. Söylenti ve
beklenti o kadar yaygın ki MHP lideri, partililere
‘DTP kadın vekilleri öne sürebilir, sakın ha kavga
çıkarmayın’ direktifi vermeyi uygun gördü.
DTP hakkında toplumda bir duyarlılık olması gayet
doğal da bu duyarlılığı eğitip kanalize etmek gibi
bir görevi de bulunan siyasi partilerin,
duyarlılığın üstüne giderek gergin ortama uyan
davranışlar sergilemeleri tuhaftır.
Demokrasi ve parlamenter sistem, kendinizden farklı
görüşler öne sürenleri dinlemeyi ve anlamayı baş
koşul olarak içerdiğinden, bu koşulun Türkiye’de hiç
anlaşılamamış olduğunu görmek insanı üzebiliyor.
DTP’liler seçime katılıp, milletvekili olarak
parlamenter sistem sürecine girmeyi ve onun
kurallarına uymayı kabul etmişlerdir. Dolayısıyla
onların diyeceklerini duymaya hazırlanmak yerine;
‘bunları kim dövsün’ yarışmasına girmek çok yanlış
ve demokrasiyi zedeleyen bir durumdur.
Teorik doğruları savunuyoruz diye bazı gerçekleri de
görmezden gelecek değiliz. DTP’nin ne olduğu, neyi
temsil ettiği ve bazı bağlantıları gayet tabii ki
nettir ve hemen herkes tarafından bilinmektedir.
Türkiye’de bu bağlantılar konusunda hassasiyet had
safhadadır. Toplum bu konuda çok duyarlıdır.
Ancak siyasi partiler toplumda bir öç alma, hesap
sorma hissiyatının yaygınlaşmasına izin vermeden
DTP’li vekillere parlamentoda fikirlerini söyleme,
seslerini duyurma imkanını açmalıdır. Unutmayalım ki
daha önceki denemede bu ekolden milletvekilleri,
Meclis çıkışında polis gücüyle alınıp
tutuklanmışlardı. Bu olay, hem Türk demokrasisini
zedeledi hem de terörle mücadele meselesine hiçbir
katkısı olmadı. Hatta o tutuklamanın terör örgütünün
elini güçlendirdiği söylenebilir.
Şimdi DTP’nin Meclis içinde bulunması, Türkiye’nin
teröre karşı mücadelesinde önemli bir unsur
olabilir. Teröre daha fazla demokrasiyle karşılık
verilebilir. Batı demokrasilerinin bize öğrettiği
budur. Dolayısıyla parlamenter sistemi rahat
bırakıp, olayı ‘kim kimi döver’ tarzı çocuk
hastalığından çıkarmak ve olgun bir şekilde ele
almak zamanı çoktan gelmiştir.
MHP’nin ortaya koymakta olduğu olgun tutum nedeniyle
TBMM’de işlerin kısa sürede normal kanalında
akacağını söyleyebiliriz. Ancak parlamento dışındaki
Türkiye için aynı şeyi söylemek mümkün değil.
Toplumdaki genel DTP telaşı, yetkilileri tuhaf
şekilde davranmaya itebiliyor. Örneğin Adalet
Bakanlığı milletvekillerinin, istedikleri hükümlü ve
tutuklu ile görüşmesine imkan veren düzenlemeyi
acilen kaldırdı. Bu telaşın temelinde DTP’li
milletvekillerinin İmralı’ya gidip Öcalan ile
görüşecekleri korkusu yatıyor olmalı. Memlekette
kişiye özel yasal düzenleme yapılmayacağına göre
(burası Türkiye o da olabilir diyebilirsiniz) İmralı
düşünülerek yine genel bir düzenleme yapılmış.
DTP’li milletvekilleri acaba İmralı’ya açık açık
gitmeyi planlıyorlar mıydı bilemiyorum ama bundan
sonra örneğin CHP’li milletvekillerinin düşünce
suçlusu bir hükümlü ile görüşmeleri de imkansız hale
getirildi. Buna ben ‘terörün söylemine kapılıp
yenilmek’ derim işte. Biz ‘daha fazla demokrasi
terörü yener’ derken niyet ne kadar iyi olursa
olsun, bu tür yanlış sonuçlara yol açabilecek
düzenlemelere itibar etmemek gerekiyordu. Türkiye’de
düşünce suçu ile terör suçu arasındaki ayrımı devlet
her zaman yapamadığından, son düzenlemenin
Öcalan’dan başka hemen herkese zarar vereceği de
kesin gibidir. Zira malumunuz; Öcalan’ın dışarıya
fikir bildirmesinin önünde hiçbir engel olmamıştır.
Yani onun milletvekilleriyle yüz yüze görüşmeye
ihtiyacı yoktur. Olan; sesini duyurmaya gerçekten
ihtiyacı olabilecek insanlara oldu yine.
Unutulmamalı ki İmralı, bir askeri bölge. Yani bu
düzenlemeye hiç ihtiyaç bile olmayabilirdi.
Türkiye’de her zaman kaş yapayım derken göz
çıkartılmıştır. Bu gibi konularda, vekil ile görüşme
her mahkumun hakkıdır diyecek yerde, şimdi de bunu
yapmak gerçekten yanlış olmuştur.
Serdar TURGUT |
|
MHP-DTP vuruşmadı el sıkışıp sürpriz yaptı
|
Milletvekillerinin yemin töreniyle 23. yasama
dönemine başlayan TBMM’nin ilk gününde kaygı
duyulan gerilim yaşanmadı.
DTP milletvekilleri, yeminden önce Atatürk Anıtı
önündeki açılış törenine katılmak için toplu
halde Meclis’e geldi.
Genel Kurul salonunda ise DTP’li milletvekilleri
Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Sırrı Sakık, Osman
Özçelik ve Hasip Kaplan, MHP Genel Başkanı
Devlet Bahçeli’nin yanına giderek tokalaştı.
DTP’li milletvekilleri, Bahçeli’nin yanında
oturan MHP milletvekilleri Cihan Paçacı, Mehmet
Şandır ve Sebahattin Çakmakoğlu ile de
tokalaştıktan sonra tekrar yerlerine oturdu.
Ahmet Türk, Bahçeli ile tokalaştıktan sonra
“Fikirlerimiz farklı olabilir ama aynı çatının
altında çalışacağız. Medeni insanlarız,
ilişkilerimiz olacak’’ dedi.
1993 yılında Meclis’ten polis zoruyla götürülen
DTP’li milletvekilleri muhalefet kulisinde aynı
koltuklara oturdu.
Genel Kurul’da bandoyla çalınan İstiklal Marşı
sırasında DTP’lilerin büyük bölümünün marşa
eşlik etmemesi dikkati çekti.
BAHÇELİ’DEN ALKIŞ
DTP’li vekillerden ilk yemin eden Batman
Milletvekeli Ayla Akad Ata oldu. Ayla Akad Ata,
heyecandan yeminde takıldı, Bahçeli diğer
vekilleri alkışlamazken Türkçe yemin sözünü
tutan DTP’li vekilleri alkışladı.
MHP lideri Devlet Bahçeli tören sonrası basın
mensuplarının DTP’lileri kastederek, “Bir sorun
çıkmadı” demesi üzerine Bahçeli, “Niye çıksın
ki” dedi.
‘Bağımsız’ sohbet
Genel Kurul’un açılmasına kısa bir süre kala,
eski bakanlardan Cavit Kavak ve işadamı
Abdurrahman Albayrak ile kulise gelen eski
başbakanlardan Rize Bağımsız Milletvekili Mesut
Yılmaz da bir süre gazetecilerle sohbet etti.
Kavak’ın, Genel Kurul çalışmalarının başlayacağı
yönündeki uyarısı üzerine saatini kontrol eden
Yılmaz, saatinin 5 dakika geri olduğunu fark
etti.
Saatini ayarlayan Yılmaz, gazetecilerin,
‘’Heyecanlı mısınız?’’ sorusuna ‘’Çok...’’ diye
esprili bir yanıt verdi. Yılmaz, Genel Kurul
Salonunda nerede oturacağını da gazetecilerden
öğrenmeye çalıştı. Muhalefet sıralarının en
arkasındaki koltuklarda yerini alan Yılmaz’ın,
yanına Sivas Bağımsız Milletvekili Muhsin
Yazıcıoğlu oturdu. İkili sık sık sohbet etti.
Terörist desem ne etkim olur ki
NTV’ye açıklamalarda bulunan Türk, “Biz çok da
değişmedik” diyen Türk, operasyonların, inkar ve
imha politikalarının sonuç olmadığının
görüldüğünü, milliyetçi dalgaya karşı halkın
kardeşleşmesini sağlayacak projeler üretmek
gerektiğini vurguladı. Türk şunları söyledi:
“Yaşadığı süreç insanı değiştirir. Bakış tarzı,
sorunlara bakış değişir. Tabii ki değişmek,
koşullara göre yenilenmek sorumluluğumuz var. Şu
andaki pozisyonumuz diyalog, uzlayışı arayışı.
Devletin ve hükümetin de böyle bir mantıkla
meseleleri ele alması lazım. Çözümü şiddetle,
silahta aramıyoruz. Çatışmanın bitmesi gerekir
diyoruz.”
BASININ İDDİALARI
Ahmet Türk, DTP’lilerin PKK’yı kınaması için
yapılan çağrıların hatırlatılması üzerine de
şunları söyledi: “Mesele sorunu çözmekse, benim
etkili bir konumda olmam lazım. Kınıyorum,
terörist, dediğim zaman, benim etkim ne kadar
olur? Kendi yurttaşını kucaklayacak politika
ortaya çıktığı zaman, biz etkin oluruz, rol
oynarız. Kınadıktan sonra benim ne etkim olur!
Sorumlulukla hareket edilmesi gerekir.” Daha
önce Meclis’te MHP’li milletvekilleriyle
tatsızlık yaşanacağı yönündeki yorumların
hatırlatılması üzerine Ahmet Türk, bu tür
iddiaların basın tarafından yaratıldığını ileri
sürdü,
Bülent SARIOĞLU/Dilek GEDİK/ Deniz
GÜÇER/Volkan YANARDAĞ/ Mutlu ÇÖLGEÇEN/Hüsniye
ORAL / ANKARA |
|
Mesajlar alkışlarla verildi
Yeni parlamento son dönemin en renklisi
olacağını önceki gün düzenlenen yemin töreniyle
ortaya koydu. Yemin maratonu “alkış ve tokalaşma
diplomasisi”ne sahne oldu. Seçim meydanlarında
birbirlerine en acımasız eleştiri ve suçlamaları
yönelten liderler, TBMM’de ilk defa bir araya
geldiklerinde yalnızca dikkatli izleyicinin
anlayacağı ince mesajlar verdi. Bu mesajlar
önümüzdeki dönemde Meclis’te farklı işbirlikleri
ve oluşumların da işaretini verdi.
İşte maratonun ayrıntıları:
• MHP lideri Devlet Bahçeli, Akın Birdal ve
Sebahat Tuncel dışındaki tüm DTP’lileri,
yeminlerinin ardından alkışladı. Buna karşın
Abdullah Gül, Tuncel’i alkışladı.
Gül için ayağa kalktılar
• Kayseri Milletvekili olarak TBMM’ye giren
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yemininden önce
ve sonra AKP’liler tarafından ayakta alkışlandı.
Gül’ü alkışlayan isimler arasında CHP’li Ali
Topuz ve Nesrin Baytok ile bazı MHP’lilerin
olması da dikkat çekti. Bahçeli de Gül’ü
alkışlayan isimler arasındaydı. Gül de Bahçeli
yemin ettikten sonra onu alkışladı.
• Eski Başbakan Bülent Ecevit’in koruması DSP
kontenjanından CHP İzmir Milletvekili olarak
seçilen Recai Birgün, Baykal yerine Bahçeli ile
tokalaşmayı tercih etti. Baykal dahil CHP
sıraları ise hiçbir DSP’liyi yemin ettikten
sonra alkışlamadı.
• Manisa Milletvekili Bülent Arınç yemin için
adı okununca bazı AKP’liler ayakta alkışladı.
Arınç yeminini bitirdikten sonra da AKP’lilerin
tümünün alkışını almaması dikkat çekti. Arınç’a
Gül’den uzun alkış gelirken muhalefetten sadece
DTP’li Sırrı Sakık’tan alkış desteği alabildi.
• AKP İstanbul Milletvekili Osman Yağmurdereli,
milletvekili andını okuduktan sonra, kendi elini
öpüp alnına götürdü. Yağmurdereli, bu
hareketinin anlamını soran gazetecilere, “Sayın
Bahçeli’ye büyük saygım var. O nedenle ona
dönerek bu hareketi yaptım” dedi.
Baykal hızla solladı
CHP Lideri Deniz Baykal, Bahçeli ve DTP Mardin
Milletvekili Ahmet Türk’ün ön sırada oturduğu
bölümden geçerken tokalaşmamayı ve selam
vermemeyi tercih etti. Baykal ilerleyen
saatlerde sadece yan tarafında oturan Bahçeli’ye
başıyla selam vermekle yetindi.
• Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Baykal’ı,
Baykal da Erdoğan’ı yemin etmesinin ardından
alkışladı. Genel Kurul’da kabine sıralarında
oturan Erdoğan, ne Deniz Baykal ne de Devlet
Bahçeli ile tokalaştı.
Bağımsız olmanın ayrıcalığı
Rize’den bağımsız milletvekili seçilen eski
Başbakan Mesut Yılmaz’ı yemin etmek üzere
kürsüye çıkarken Bahçeli, MHP’liler, DTP’liler,
bazı AKP’liler ve CHP’liler alkışladı. Yılmaz’ın
yemininin ardından da yine Bahçeli ve Gül ile
salonda bulunan milletvekillerinin çoğunluğu
alkışladı. Baykal, Bahçeli gibi Yılmaz’ı da
alkışlamadı.
Dilek
GEDİK/ANKARA |
|
Bizim elimizde hiçbir zaman silah olmadı
DTP ilk grup toplantısını dün parti genel
merkezinde gerçekleştirdi. TBMM’de MHP ile aynı
grup toplantı salonunu kullanacak olan DTP, bu
partinin de dün toplantısı olması nedeniyle
milletvekilleriyle genel merkezde bir araya
geldi.
İlk grup toplantılarını gerçekleştiren MHP ile
DTP arasında da ilk polemik dün yaşandı. MHP
lideri Devlet Bahçeli’nin Meclis Grubu’ndaki
“Uzatılan eli havada bırakmayız ama diğer elle
Mehmetçiğe kurşun sıkılmasına asla tahammülümüz
olmaz’’ şeklindeki sözlerinin Sırrı Sakık’a
hatırlatılması üzerine, Sakık “Bizim elimizde
hiçbir zaman silah olmadı, şiddet olmadı. Bunu
Bahçeli de biliyor. Bu konuyla ilgili daha sonra
açıklama yapacağız’’ dedi. |
|
Bahçeli’den iki mesaj
1-MHP Lideri Bahçeli ilk grup toplantısında DTP
ve AKP’ye mesajlar verdi. Bahçeli, DTP’lilerle
el sıkışmasını hoşgörü olarak nitelendirdi ancak
uyarısını da yaptı: Bir taraftan el sıkarken
diğer el ile Mehmetçiğe kurşun sıkılmasına
tahammülümüz olamaz
2-Devlet Bahçeli’nin ikinci mesajı ise
cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak AKP ve
Abdullah Gül’e gitti: Türkiye’nin acil çözüm
bekleyen sorunları dururken kısır bir ihtiras
uğruna inatlaşmanın demokrasimizin de hayrına
olmayacağı anlaşılmalıdır
MHP Lideri Devlet Bahçeli dün partisinin ilk
grup toplantısını yaptı. Grubun açılışında
şehitler için saygı duruşu ve İstiklal Marşı
okundu. Bahçeli, trafik kazasında yaşamını
yitiren İstanbul Milletvekili Mehmet Cihat
Özönder’i anarak konuşmasına başladı. Şehitlerin
ve Adıyaman’dan Karadeniz’e işçi taşıyan minübüs
kazasında ölenlerin ailelerine rahmet,
yaralılara acil şifalar diledi. Bahçeli, 22
Temmuz seçimlerinin değerlendirmesini yaptığı
konuşmasında milletin MHP’ye muhalefet görevi
verdiğini bu görevi en iyi şekilde yerine
getireceğini belirtti. Bahçeli şu mesajları
verdi:
DİYALOĞUN ADRESİ: Partimiz milli duruşun,
hoşgörünün, diyaloğun adresi olacak demiştim.
Ancak göstereceğimiz bu uzlaşma ve hoşgörünün
milli devlet, üniter yapı ve Cumhuriyetin temel
değerleri ekseninde olacaktır. Yapıcı rol
oynayacağımızı söylerken, uzaltılan elleri
elbette havada bırakmayız. Fakat bir taraftan el
sıkarken diğer el ile Mehmetçiğe kurşun
sıkılmasına da asla tahammülümüz olmayacaktır.
Bu tutumumuzun gizli ya da sinsi emelleri için
bir fırsat zannedenlerin niyetlerini bir kez
daha gözden geçirmelidir.
DTP’Yİ ANAYASAL ÇİZGİYE ÇEKTİK: MHP’nin
Meclis’teki mevcudiyetinin Türk siyasetinin
dengelerini değiştirmiş olduğunun ilk işaretleri
alınmaya başlamıştır. Nitekim geçmişte Meclis
çatısı altında sorun yaratan milli
hassasiyetlerle sıkıntıları olanların başlangıç
itibarıyla anayasal çizgiye çekilmek durumunda
kalmaları kamuoyunun gözü önünde cereyan
etmiştir.
SEREMONİ OLMASIN: Ettiğimiz yemini önemli
ve kalıcı kılacak olan bundan sonraki süreçte
ant içtiğimiz mukaddesatımıza gösterilecek
sadakat olacaktır. Aksi tutum ve davranışlar bu
yemini sembolik bir seremoniden öteye götürmez.
YANLIŞ HESAP YAPMAYIN: MHP’nin uzlaşmacı
tavrı üzerinden yıkıcı ve bölücü niyetlere
meşruiyet kazandırılmaya çalışılması halinde en
sert cevabı yine MHP verecektir. Bu nedenle
iktidar, muhalefet ve bağımsız her
milletvekiline düşen görev milli meselelerde
yanlış adım atmaktan kaçınılmasıdır.
Parlamentoya girmemiz yapılan yanlışları gözardı
etmemizi gerektirmez. Cumhuriyetin kuruluş
ilkelerini ve yapısını tartışmaya açmak, etnik
köken farkılılıklarına dayanarak bunları yıkmaya
çalışmak ve seyirci kalmak devletin ve milletin
birliğine kastetmekle eş değerdir. Bunun adı da
bize göre ihanettir. MHP bu emelleri
besleyenlere hiçbir şart altında asla geçit
vermemek üzere milletten yetki almıştır. Kimse
hayal peşinde koşmamalı, Türk milletinin gücü ve
MHP’nin sabrı üzerinden yanlış hesap
yapmamalıdır.
İHTİRAS UĞRUNA İNATLAŞMA: Beklentimiz
yaşanan gelişmelerden herkesin bir sonuç
çıkarmasıdır. Türkiye’nin acil çözüm bekleyen
sorunları dururken kısır bir ihtiras uğruna
inatlaşmanın devamının devletimizin
saygınlığına, milletimizin vakarına,
demokrasimizin de hayrına olmayacağı artık
herkesçe anlaşılmış olmalıdır.
MHP’NİN ADAYI TOSKAY
MHP’nin TBMM Başkanı adayı Antalya Milletvekili
Tunca Toskay oldu. MHP İzmir Milletvekili Oktay
Vural, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve
Ankara Milletvekili Cihan Paçacı tarafından TBMM
başkanlığına aday gösterilen Toskay’ın adaylık
dilekçesi Meclis’e sunuldu.
AĞLAMALARI KESTİK
Yeni Meclis’in önünde, TBMM Başkanlık seçimi ve
geçen dönemden kalma ciddi bir sorun olan
Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Cumhurbaşkanlığı
seçiminde TBMM’de hazır bulunacağımızı
açıklamıştık. Bu açıklamamızla kronikleşen
ağlamalar, sızlanmalar bıçak gibi kesilmiştir.
Tartışmalar başka mecralara kaymıştır. Artık
hayali düşmanlar yaratarak istismar edilecek bir
husus kalmamıştır. AKP’nin üreteceği mazeret
kaçacağı sığınak kalmamıştır.
Biz cumhurbaşkanlığı seçimi günü orada olacağız
dedik, şimdi sıra iktidar partisinde. AKP
seçimden elde ettiği sonucu, sürdürdüğü
inatlaşma ve cepheleşme politikasının siyasal
onayı olarak algılarsa yeni bir kriz kaçınılmaz
olur.
CUMHURBAŞKANI TANIMI
CumhurbaŞkanI, Türkiye’nin bütünlüğü, devletin
milli ve üniter yapısını temsil ve taşıma
konusunda tereddüt bırakmayacak fikri mcaziya
sahip, Cumhuriyetin kurucu felsefesini
özümsemiş, mutlak güvenilecek ilkeli berrak,
açık bir düşünce yapısına dürüst şaibesiz manevi
değerlere saygılı hüviyeti ile tebaruz etmiş,
demokrasinin ilkeleri konusunda tam duyarlılık
ve kararlılığa sahip bir şahsiyet olmalıdır.
Hüsniye
ORAL |
2-CHP ve AKP yine aynı
Mecliste yine aynı söylem ve siyasi çatışma içinde
olacaklardır.
3-Yürütülecek olan
Yasama ve kanunlarla Cumhurbaşkanlığı seçimi ve diğer
çıkartılacak birçok kanunlarla ilgili milletvekilleri yine
aynı tarzda siyasi kavgalara yol açacaktır.
Vekile ‘İmralı’ önlemi
Adalet Bakanlığı “Hükümlü ve tutuklu ziyaret
yönetmeliği”nde apar topar bir değişiklik yaptı.
Milletvekillerinin cezaevi ziyaretlerine
sınırlama getiren yönetmelik değişikliği, DTP
kökenli bağımsız milletvekillerinin İmralı
ziyaretini önlemeye yönelik olarak yorumlandı.
Düzenleme, ilgili bir komisyon üyesi olmadığı
müddetçe milletvekillerinin terör suçlularını
ziyaretini önlüyor.
Adalet Bakanlığı tarafından dün Resmi Gazete’de
yayımlanan yönetmelik değişikliği ile
milletvekillerinin, aralarında Abdullah Öcalan
gibi terör örgütü liderlerinin de bulunduğu pek
çok terör suçlusunu ziyaretine kısıtlama
getirildi. Eski yönetmelikte yer alan
“Milletvekillerinin, ceza infaz kurumlarındaki
yaşam şartlarını yerinde görerek tespitlerde
bulunmak, inceleme yapmak veya hükümlü ve
tutuklular ile görüşmede bulunmak amacıyla
yapmış oldukları istemler, ceza infaz kurumu
idaresine bilgi vermek koşuluyla yerine
getirilir. Milletvekilleri, hükümlü ve
tutuklularla açık ziyaret şeklinde görüşebilir”
şeklindeki hükme sınırlama getirildi. Yapılan
değişiklikle, Terörle Mücadele Kanunu’nda yer
alan suçlardan tutuklu ve hükümlü olanlar ile
bunların ceza infaz kurumunda barındırıldıkları
bölümler, yalnızca TBMM’nin ilgili komisyon
üyeleri tarafından komisyon kararı ve görevi
çerçevesinde ziyaret edilebilecek. Eski
yönetmelikte ise milletvekilleri tüm mahkumlarla
açık görüş yapma hakkına sahipti.
ARAŞTIRMA YETKİSİ
Yönetmelikte yapılan önemli bir değişiklik ise
cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüleri
ziyaret edecek kişiler hakkında kolluk güçlerine
araştırma yapma yetkisinin verilmesi oldu.
Yönetmeliğin 1. maddesinde yapılan değişiklik
şöyle ifade edildi:
“Hükümlü ve tutuklular, birinci fıkrada
sayılanlar dışında kalan üç ziyaretçisinin adı
ve soyadı ile bilmesi halinde adresini ceza
infaz kurumuna kabulünden ve kendisine bu
hususun tebliğ edildiği tarihten itibaren 10 gün
içinde bildirir. Bu ziyaretçiler, ölüm, ağır
hastalık, doğal afet, hükümlü ve tutuklunun
nakli ya da ziyaretçinin ziyaret olanağını
ortadan kaldıracak yerleşim yeri değişikliği
gibi zorunlu haller dışında değiştirilemez. Ceza
infaz kurumu yönetimince, gerekli görülmesi
ziyaretçiler hakkında, ziyarette bulunmalarında
sakınca bulunup bulunmadığı konusunda kolluk
aracılığıyla araştırma yaptırılır. Sakıncalı
görülenlere ziyaret izni verilmez.”
Öcalan’ın avukatından tepki
Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın
avukatlarından Hatice Korkut, yönetmeliğin
TBMM’nin yetkilerinin sınırlandırılması
açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Hukuki değil siyasi saiklerle yapılmış bir
değişiklik” diyen Avukat Korkut, “Ülkeyi yöneten
insanların, milletvekillerinin ceza infaz
kurumlarındaki hükümlü ve tutukları
görebilmesinin önünde bir sınırlama olamaz.
Yönetmelik İmralı ile ilişkilendiriyor. Ancak
zaten orası askeri yasak bölge. Normal şartlarda
da milletvekillerinin orayı ziyaretinde
zorluklar var. Hizmet ettiği siyasi mantığı
anlamadık. Hiç kullanılmamış bir mekanizmaya
sınırlama getirilmek isteniyor” dedi. |
4-Yürütülecek dış politikalarda
büyük yanlışlıklar yapılacak.
25.8.2007 Akşam
gazetesinden alıntıdır.
|
Dünya |
‘Kürtlerle ittifak kapıda’
AK Parti’nin ikinci kez iktidarı kazanmasından
sonra Kürtlerle barış umutlarının arttığı öne
sürüldü. Seçimin Erdoğan’a ordunun Kuzey Irak’a
operasyon yapma isteğine direnme hakkı
kazandırdığı, Erdoğan’ın Kürtlerle diyalog
kuracağı iddia edildi. “Kansız devrim olmaz”
başlığını taşıyan Maureen Freely imzalı makalede
de, seçimlerin, demokrasi yolundaki ilerlemeye
işaret ettiği ancak ordunun ise bunun önüne taş
koymak isteyebileceği öne sürüldü. Orhan
Pamuk’un ‘Kar’ adlı romanını İngilizce’ye
çeviren Freely, “Halk tabanında, İslam ve
laikliğin; Türkiye ve Avrupa Birliği’nin; hatta
Türk ve Kürt’ün üretken şekilde birlikte var
olabileceğine dair bol bol kanıt olduğunu”
söylerken, “Ancak değişimi bloke etmeye kararlı
ve bu kadar güçlü bir orduyla, bu o kadar kolay
olmayacak. Demokratikleşme sürerse, büyük
ihtimalle kansız da olmaz” iddiasında bulundu.
• “Tüm bölge uzmanlarının Irak’a yönelik
operasyon ihtimalinin azaldığı görüşünde
birleştiklerini, Kuzey Irak’ta PKK ile savaşı
seçim propagandalarının merkezine yerleştiren
laik ve milliyetçilerin seçmenden onay
alamadıklarını” yazdı.
• Yazar Amir Taheri “bir askeri darbenin yolda
olabileceğini” öne sürdü ve “her ne kadar ülkede
bölünmüş bir görüntü olsa da AK Parti
hükümetinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en
başarılı Türk hükümeti olduğunu” yazdı.
• İspanya’nın önde gelen gazetelerinden ABC de,
yeni parlamento yapısına dikkat çekerek,
“Erdoğan, milliyetçi Kürtler ile stratejik
ittifaka hazırlanıyor” iddiasında bulundu.
AKP’nin Güneydoğu’nun bazı yerlerinden çok iyi
sonuçlar aldığına işaret eden gazete, Kürtler
ile AKP’nin ortak yanının da “geleneksel
Kemalizm’e olan tiksinme” olduğunu öne sürdü.
• Sonuçların Kürtler için de iyi haber olduğu
değerlendirmesini yaptı. Gazete, Erdoğan’ın
Kuzey Irak’a asker gönderilmesine ilişkin
baskıları bu destek oranıyla püskürtebileceği
yorumu yaptı.
Erdoğan’ı sıkı işbirliği sözü
ABD Başkanı George Bush, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ı arayarak seçimlerde gösterdiği
başarıdan dolayı kutladı. Dün öğleden sonra
Erdoğan’ı arayan Bush, AKP hükümeti ile daha
sıkı işbirliği yapacağını da iletti. Bush
Başbakan Erdoğan’a şunları söyledi: “Seçimde çok
büyük bir başarı elde ettiniz. Gerçekten önemli
bir başarı kazandınız. Sizi tebrik ediyorum.
Kendim ve Amerikan halkı adına kutluyorum.
Bugüne kadar sizinle uyum içerisinde çalıştık.
Bundan sonra çok daha sıkı ve yoğun işbirliğimiz
olacak. Bundan emin olabilirsiniz.”
Erdoğan da sonucun sürpriz olmadığını Bush’a
ileterek, “Umarım yeni dönemde çok daha güçlü
bir işbirliği içerisinde oluruz” dedi.
Barzani’den dostluk mesajı
KUZEY Irak’taki bölgesel Kürt yönetimi lideri
Mesut Barzani, Türkiye’deki genel seçimin galibi
AKP’ye “Dostluk Mesajı” gönderdi. Mesut Barzani,
AKP’nin zaferiyle sonuçlanan seçimlerin Irak ile
Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesine
vesile olmasını diledi. Kürdistan Demokratik
Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu Safin Dizayi de,
bu sonuçların ikili ilişkilere hizmet etmesini
umduğunu belirtti. |
6-Dış borç daha da artacak.
|
6
aylık cari açık 19.6 milyar dolar
Türkiye’nin cari açığı haziran ayında, geçen
yılın aynı ayına göre yüzde 15,7 oranında
artarak, 2 milyar 868 milyon dolardan 3 milyar
317 milyon dolara çıktı. 2007 yılı Ocak-Haziran
dönemi cari açığı ise geçen yılın aynı dönemine
göre yüzde 0,1 artarak 19 milyar 598 milyon
dolardan 19 milyar 612 milyon dolara yükseldi.
Merkez Bankası, bu yılın haziran ayına ilişkin
Ödemeler Dengesi verilerini açıkladı. Buna göre,
haziran ayı cari işlemler hesabı alt kalemler
itibarıyla incelendiğinde, ödemeler dengesi
tablosundaki dış ticaret açığı geçen yılın aynı
ayına göre yüzde 14,8 artarak 4 milyar 214
milyon dolara çıkarken, hizmetler dengesindeki
fazla yüzde 2,4 oranında büyüyerek 1 milyar 262
milyon dolara çıktı. Aynı ayda gelir
dengesindeki açık yüzde 9,8 azalışla 490 milyon
dolara düşerken, cari transferlerden kaynaklanan
girişler 125 milyon dolar oldu. |
|
Sanayide üretim artışı yavaşladı
Türkiye’nin sanayi üretimi bu yılın haziran
ayında, 2006 yılının aynı ayına kıyasla yüzde
1,8 oranında arttı. Sanayi üretimindeki artış,
2006 yılının Haziran ayında yüzde 10 olmuştu.
Üretim, 2006 yılı Ocak ayındaki 5,2’lik düşüşün
ardından son 1,5 yılın en düşük seviyesinde
gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK),
2007 Haziran ayı Sanayi Üretim Endeksi
sonuçlarını açıkladı. Buna göre haziranda,
madencilik sektöründe yüzde 2,9, elektrik, gaz
ve su sektöründe de yüzde 8,2, imalat sanayinde
ise yüzde 1,1 oranında üretim artışı görüldü.
Geçen yıl haziran ayında ise üretim artışı,
madencilik sektöründe yüzde 10,9, imalat
sanayinde yüzde 9,6, elektrik, gaz ve su
sektöründe ise yüzde 13,8 olmuştu. |
7-
Yabancıya toprak ve sanayi kuruluşları daha çok satılacak.
Acıbadem’in yüzde 21’i Araplara satıldı
ACIBADEM Sağlık Hizmetleri, yüzde 21.66 hissesini Abraaj
Capital Grubu’na bağlı Almond Holding’e sattı. İMKB
bülteninde yer alan açıklamaya göre, şirketin hissedarlarına
ait B grubu hisselerinin her biri ...
8- İslamcı
örgütlenmeler daha da keskinleşecek ve ülke içinde
saldırıları artacak.
9-İran,Kıbrıs
politikası çıkmaza girecek ABD Türkiye’yi Ortadoğu
politikası sebebi ile savaşa sürükleyecek.
18.09.2007 Akşam gazetesinden alıntıdır.
Politika
Göreve gelir gelmez TSK’ya işgalci demişti
KIBRIS Rum Yönetimi’nin yeni Dışişleri Bakanı
Markulli, göreve atanmasından sonra NTV’ye
verdiği röportajında şu ifadeleri kullanmıştı:
"Bir Rum olarak benim ilgilendiğim şey son
haftalarda Türkiye’de yaşanan değişimlerin
Kıbrıs sorununun çözümüne etkisinin olup
olmayacağı. Ancak maalesef gördüğüm kadarıyla,
ordunun bu konudaki rolü değişmedikçe bu mümkün
değil. Kıbrıs konusu Türk ordusunun karar
verdiği ‘ulusal konular’ arasında. Orgeneral
Büyükanıt’ın son açıklamalarını hiç teşvik edici
görmüyoruz. Bu açıklamalar Türkiye’yi birkaç
yüzyıl geriye götürüyor. Türk ordusu burada,
Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin topraklarını
işgal ediyor ve vatandaşlarının insan haklarını
elde etmesini engelliyor. Türk ordusunun
Ada’daki rolü bu."
|
18.09.2007 Akşam gazetesinden alıntıdır.
Politika |
Büyükanıt’a dil uzatmak haddin değil
Rum Yönetimi'nin yeni Dışişleri Bakanı
Markulli'nin 'Büyükanıt Türkiye'yi birkaç yüzyıl
geriye götürüyor' sözlerine, Türkiye'den sert
yanıt geldi: Haddini bil!
Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli’nin son
dönemde Türkiye ile ilgili yaptığı açıklamalara
sert tepki gösterdi. Markulli’nin Türkiye’nin iç
konularıyla ilgili görüş belirtecek ve
değerlendirmelerde bulunacak bir muhatap
olmadığını belirten Dışişleri, TSK ve
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a
dil uzatmanın da Markulli’nin haddine olmadığını
bildirdi.
BÜYÜKANIT'A JEST
Büyükanıt’ın Rum bakanın bir Türk televizyonunda
yayınlanan sözleriyle ilgili tepki gösterdiği ve
buna karşı Dışişleri Bakanlığı’ndan tepki
beklediği basına yansımıştı. Bakanlık yaptığı
açıklamayla Rum bakana tepki göstererek bir
anlamda Büyükanıt’a jest yapmış oldu.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklama
şöyle: “Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı
Markulli’nin son günlerde Türkiye, Türk Silahlı
Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Yaşar Büyükanıt hakkında yakışıksız ifade ve
beyanlarda bulunduğu görülmüştür. Markulli,
Türkiye’nin iç konularıyla ilgili görüş
belirtecek ve değerlendirmelerde bulunacak bir
muhatabı değildir. Kaldı ki, Türk Silahlı
Kuvvetleri ve Sayın Genelkurmay Başkanımıza dil
uzatmak Markulli’nin haddine de değildir.”
BARIŞIN KAYNAĞIDIR
Açıklamada, Türkiye’nin Kıbrıs'ta bulundurduğu
Silahlı Kuvvetleri'nin, Kıbrıs’a 1974’ten bu
yana huzur ve istikrar getirdiğinin altı
çizilerek, “Kıbrıs’ta barışın teminatı Türkiye
ve Türk Silahlı Kuvvetleri’dir” ifadesi
kullanıldı.
Türkiye’nin Kıbrıs politikasının milli bir
politika olduğunun ve kararlılıkla
sürdürüleceğinin vurgulandığı açıklamada,
Büyükanıt’ın Kıbrıs’la ilgili açıklamalarının da
bu politikayı yansıttığına dikkat çekildi.
Açıklamada ayrıca, “Uluslararası toplum,
Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de bir istikrarsızlık
unsuru olmaya devam eden Kıbrıs Rum Yönetimi'nin
tahrikkâr ve sorumsuz tutumunu gözardı
etmemelidir” denildi. |
31.09.2007 Akşam
gazetesinden alıntıdır.
Sarkozy’den 5 başlıkta AB freni
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin, Türkiye’nin AB
üyeliği ile ilgili ‘Önce 30 başlık görüşülsün’ önerisi
netleşiyor. Sarkozy’nin sona saklamak istediği 5 başlıkla
birlikte Türkiye’ye karşı imtiyazlı ortaklık projesini
masada tutmak istediği anlaşılıyor. Bu projeyi destekleyen
başlıklar arasında en önemlilerini ise Türkiye’nin AB
kurumlarındaki yeri ve Türkler için Avrupa vatandaşlığı
uygulaması oluşturuyor. Diğer 3 başlık ise şöyle
sıralanıyor: Tarım ödenekleri ve ortak tarım politikası,
bölgesel yardımlar, para birliği ve euroya geçiş, Bu arada,
AB vatandaşları arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasına
göre, yakın gelecekte birliğe üye olması beklenen ülkeler
sıralamasının başında Türkiye’nin yer aldığı ortaya çıktı.
10-Kürt
militanları Baskılarını yoğunlaştıracak.
10.uncu
maddeye yönelik gelişmeler 31.09.2007 akşam gazetesinden
alıntıdır.
|
Pentagon: PKK'da ABD silahı var
|
Türkiye’nin PKK’lı teröristlerin
üzerinde ele geçirildiğini belirttiği
ABD çıkışlı silahlarla Amerikan
ordusunun Irak güvenlik güçlerine
verdiği bazı silahların aynı olduğu,
Pentagon tarafından da doğrulandı
The New York Times gazetesi, Türkiye’de
ele geçirilen silahlarla ABD’nin Irak
polis güçlerine 2004 ve 2005 yıllarında
sağladığı bazı silahların seri
numaralarının çakıştığını yazdı. Bu
gelişmenin, Savunma Bakanı Robert
Gates’in Irak’ta akıbeti belirsiz
Amerikan çıkışlı silahlara ilişkin
kaygısını artırdığı ve bu çerçevede
açılan soruşturmanın derinleştirileceği
bildirildi. Seri numaraları çakışan
silahlar arasında, ABD’nin Irak güvenlik
güçlerine dağıttığı AK 47 tipi
Kaleşnikof ve Avusturya yapımı Glock
marka tabancaların da yer aldığı
belirtildi. Türkiye’nin Washington
Büyükelçisi Nabi Şensoy, temmuzdaki
konuşmasında, terör örgütü PKK’nın
elindeki ABD çıkışlı silahlarla ilgili
olarak Iraklı Kürt gruplarını
suçlamıştı.
YÜZLERCE OLABİLİR
The New York Times’a göre Pentagon
yetkilileri, bu silahların, çalındıktan
veya çatışmalarda kaybolduktan sonra
karaborsada satılarak Türkiye’ye
sokulmuş olabileceğini savundu.
Amerikalı yetkililer, Türkiye’de ele
geçen ABD çıkışlı silah sayısının,
onlarca veya yüzlerce olabileceğini
kaydetti. Pentagon sözcüsü James Morrell
ise, “Amerikan çıkışlı bazı silahlar
Türkiye’de teröristlerin veya başka
suçluların eline geçmişse, böyle bir
durum bu devletin veya bu bakanlığın
politikası değil’’ dedi.
Sözcü Morrell, Pentagon hukuk müşaviri
Jim Haynes’in, Türk yetkililerinin bu
konudaki kaygılarını birinci elden
dinlemek ve ABD’nin bu durumun aydınlığa
kavuşturulması için Ankara ile çalışma
konusundaki kararlılığını bildirmek için
geçen ay sonunda Türkiye’ye gittiğini
kaydetti. |
|
11- Leyla Zananın
Federasyon istemi güneydoğu’daki oyların bağımsızlar lehine
dönmesine ve seçilmelerine neden olmuştur.
12-Güneydoğuda
Barzani ve Talabaninin bağlı olduğu kuvvetler ve Iraktaki
Iraklı kürt ve Türk gerillaları ABD ve Milli menfaatleri
olan Diğer ülkeler Tarafından farklı metodlar ve siyaset
izleyecek ve güneydoğuyu bölmeye çalışacaklardır.
|
Kuzey Irak ve PKK en büyük sınavımız
ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Demokrat Robert
Wexler, terör örgütü PKK’nın 2004 yılından bu
yana Türkiye’de düzenlediği saldırılarda
yaklaşık 1500 kişiyi öldürdüğünü belirterek, ABD
yönetimi, Bağdat hükümeti ve Iraklı Kürtlerden
PKK’ya karşı daha etkili önlemler almalarını
istedi. Türkiye’deki seçimler ve bölgedeki
gelişmeler, Temsilciler Meclisi’nin Helsinki
Komisyonu tarafından düzenlenen oturumda
tartışıldı.
Burada konuşan Wexler, seçim sonrasında Türk-ABD
ilişkilerinin önündeki en büyük sınavın Kuzey
Irak ve PKK konusunda ortaya çıkacağını söyledi.
Wexler, “PKK, 2004’ten bu yana 1500 kişi
öldürdü. ABD, PKK’ya karşı gerekeni yapmıyor
dediğinde, Türk halkının haklı olduğu bir nokta
var. ABD, Irak ve Iraklı Kürt liderlerin PKK’ya
karşı daha fazlasını yapması kritik önem
taşıyor’’ dedi.
DEMOKRASİ GÜÇLÜ
Seçimlerin Türk demokrasisini güçlendirdiğini
anlatan Wexler, AKP’nin yanı sıra Meclis’e giren
diğer partileri kutladı. Wexler, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’nin kayda değer bir
bölümünün iradesini yansıttığını bildirdi.
Türk-ABD işbirliğine dikkati çeken milletvekili,
ABD’nin, Irak ve Afganistan’a takviyesinin büyük
bölümünü Türkiye üzerinden yaptığını
hatırlatarak, “Biz Demokratlar, askerlerimizin
Irak’tan çekilmesini istiyoruz. Bu işlemde de
Türkiye’nin yardım etmekte oynayacağı önemli rol
var’’ dedi.
28.07.2007
Bush, Ermeni lobisinin baskısına boyun eğdi
Beyaz Saray, Ermeni lobisine destek veren
Demokratlar’ın vetosuna boyun eğerek sözde
Ermeni soykırımı iddialarını reddeden Richard
Hoagland’ın Ermenistan’ın başkenti Erivan’a
büyükelçi olarak atanmasından vazgeçti. Ermeni
soykırımını reddettiği gerekçesiyle Richard
Hoagland’ın atamasına geçen ocak ayında itiraz
eden Demokrat Partili Senatör Robert Menendez’in
itirazı sürünce Beyaz Saray atama talebini geri
çekti. Senato’da bir kişinin koyduğu şerh bile
bir büyükelçinin atamasını engelleyebiliyor.
Hoagland’ın adaylığı Senato’daki Demokratlar
tarafından geçen ocak ayında ikinci kez
engellenmiş, Bush yönetimi ise diplomatı yeniden
aday göstermişti. Amerika’nın eski Erivan
Büyükelçisi John Evans’ın Birinci Dünya Savaşı
sırasında meydana gelen olayları “soykırım”
olarak nitelemesi Türkiye’nin tepkisine yolaçmış
ve Evans, üç yıllık görev süresinin dolmasına
bir yıl kala Washington’a geri çekilmişti.
05.08.2007
|
|
|
13-Ordunun iç siyasete ve
hükümete yoğun baskılar yapacaktır.
|
TSK'nın değişimi
|
Kendimizi, kurumları, fikirleri sürekli olarak
eleştireceğiz ve değişeceğiz, yenileneceğiz, başka
çaremiz yok... Yoksa çok büyük mücadeleler sonunda
kurmuş olduğumuz bu cumhuriyet, kendi içinden
çürümeye başlar ve sonunu da ne iç ne de dış düşman
değil, dostları getirebilir
Ordular, modern gelişmelere ayak uydurmaları,
değişen koşullara kolay adapte olmaları ve yeni
fikirleri kolay kabul etmeleri ile meşhur olan
kurumlar değildirler. Dünyanın her ülkesinde bu
tespiti yapabilirsiniz. Türkiye’de ordunun
değişmemesi için özel nedenler de vardır. ‘Dış
düşman’ vardır, ‘iç düşman’ vardır ve bunlar sırayla
gündeme geliyorlarmış izlenimini verirler.
Bu kolay değişime uğramama durumu, bir ölçüde
kurumun işlevi ile ilgilidir. Disiplinli, hiyerarşik
düzen içinde savaşa hazırlıklı olmak zorunluluğu, bu
kurumu son derece güç değişir hale getirmiştir.
Bunu kabul etmekle birlikte, orduların içinde
bulundukları toplum düzenine paralel bir yaşam
sürdürür gibi olmaları da toplum ve orduyu birbirine
yabancılaştırabilir, bu da tehlikeli bir
gelişmedir.
Yüksek Askeri Şûra toplantısının başlayacağı gün, bu
konuları genel çerçevesinde tartışmak istedim. Bu,
Türkiye’nin tabu konularından bir tanesidir. Orduya
zarar vermeme kaygısıyla, konu tabu haline
getirilmiştir. Ama konuyu hiç düşünmeme alışkanlığı,
aslında orduya zarar vermeye başlamıştır.
Bir insana ve kuruma yapılabilecek en büyük kötülük;
onlara sürekli ‘sen haklısın, sen mükemmelsin’
demektir. Bu tavır, kurumu ve kişiyi hızla
yıpratabilir.
Türk aydınlarının, TSK’yı her türlü eleştirinin
üstünde tutma tavırları, sonunda korumaya
çalıştıkları kurumu maalesef zedeler hale de
gelmiştir.
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt önceki gün
“TSK’nın görüşleri günlük değişmez. 12 Nisan’da
söylediğimiz şeylerin aynen şu anda da arkasındayız”
dedi.
Aslında çoğu insan, bu görüşlerin değişmesi
beklentisi içinde değil. Hatta aksine bu görüşlerin
var olması da toplumda bir güvence olarak
görülüyor.
Tamam; TSK’nın görüşleri günlük değişmesin, gününe
göre hiç değişmesin ama bırakın günlük değişimi, bu
görüşler 10 yılda bir bile yenilenmiyor ki...
Biraz detaylı inceleme yaparsak, yüzyıllık bir
değişimsizlikten bile söz edebiliriz.
Bu konu anayasa ile ilgili son başlayan tartışmayla
da alakalıdır.
Zafer Üskül hoca, Atatürk ilkeleri konusunda bazı
saptamalarda bulundu ve büyük tartışma çıktı.
Birçok insan, Zafer Üskül hocanın bu açıklamayı
AKP’li olmasına bağlamaya çalıştı. Halbuki Zafer
hoca bu açıklamayı AKP’li olduğunu unutarak yapmış
olmalı. Hatırlasaydı, eskiden bu yana söylediği
lafların artık yanlış yorumlanacağını görürdü.
Bilim adamı olarak Zafer Üskül’ün yapmış olduğu
tespitin temelinde ‘Atatürk ilkelerinin’
tartışılması, toplumsal süreçler bazında tekrar
yorumlanması ihtiyacı yatıyor.
Kendimizi, kurumları, fikirleri sürekli olarak
eleştireceğiz ve değişeceğiz, yenileneceğiz, başka
çaremiz yok... Yoksa çok büyük mücadeleler sonunda
kurmuş olduğumuz bu cumhuriyet, kendi içinden
çürümeye başlar ve sonunu da ne iç ne de dış düşman
değil, dostları getirebilir.
Görüşler gününe göre değişmesin tamam ama fikirleri
yenileme ihtiyacını hiç de yabana atmayalım.
Yenilenelim ve değişelim ki; daha güçlü olalım.
TSK geçtiğimiz nisan ayı içinde yaşanmış olayları
tekrar düşünüp değerlendirmek zorundadır.
‘Biz o zaman da haklıyız bugün de’ tavrı bir yere
çıkmaz.
Büyükanıt, ‘27 Nisan bildirisinin seçim sonuçlarını
etkilediği iddiasına katılmadığını’ söyledi.
Paşa, kendi içini rahatlatmak için bunu söylüyorsa
diyecek bir şey yok ama keşke Paşa AKP’nin seçim
kampanyası sırasındaki mitinglerden bir tanesini
izleyebilmiş olsaydı...
O mitinglerde insanların nelere tepki verdiğini,
neleri istediklerini görseydi...
İşte o zaman ‘27 Nisan bildirisi galiba yanlış oldu’
diye düşünmeye başlayabilirdi.
Modern, yeni düşüncelere açık insanlar olduklarını
tahmin ettiğim komutanların kendi analizlerine daha
fazla dinamilk katmaları ve sonunda kendilerini
köşeye sıkıştırabilecek önyargılardan kurtulmaları
gerektiğine inanıyorum.
Türkiye, kendini yenileme dönemine girmiştir.
Siyasette sağ-sol kendisini mecburen yenileyecek,
AKP zaten değişim sürecine çoktan girdi, TSK’dan da
aynı değişim sürecini niye beklemeyelim ki...
Türkiye ancak bu değişimdeki bütünlüğü sağladıktan
sonra geleceğe doğru adım atabilir, gelecek ancak bu
şekilde güzel olabilir...
Serdar TURGUT |
|
Askerin yemin tavrı
|
Meclis teamüllerine göre, milletvikili yemini sırası
Ankara iline geldiğinde, 1920-1923 yıllarında Ankara
milletvekilliği yapan Atatürk’ün aziz hatırası
önünde saygı duruşunda bulunuluyor. Oturumu yöneten
başkan, sıra geldiğinde, “Sayın milletvekilleri, and
içme sırası Ankara milletvekillerine gelmiştir.
Ankara milletvekillerinin adları okunmadan önce,
şimdiye kadar olduğu gibi geleneğe uyularak, Aziz
Atatürk’ün ruhu için sizleri bir dakikalık saygı
duruşuna davet ediyorum” diyecek. Saygı duruşundan
sonra da Ankara milletvekillerinin yemini
başlayacak. Askerlerin bu saygı duruşundan sonra
Genel Kurul Salonu’ndan ayrılmaları bekleniyor.
Ankara’dan önce sıralamada yer alan Adana, Adıyaman,
Afyon, Ağrı, Aksaray ve Amasya illerinde DTP’li
bağımsız milletvekili bulunmuyor.
İKİ GEREKÇE VAR
TBMM’deki yemin törenini kendilerine ayrılan
bölümden izleyecek olan askerlerin bu tavrının iki
önemli nedeninin bulunduğu ifade ediliyor. Birinci
neden, DTP’li bağımsız milletvekillerinin seçim
meydanlarında PKK’ya ve Abdullah Öcalan’a yönelik
destek mesajları; ikinci neden de DTP’li
bağımsızların yemin sırasında Anayasal metne sadık
kalmama ihtimali olarak gösteriliyor. DTP’li
bağımsızlardan Aysel Tuğluk, seçim kampanyası
sırasında, Abdullah Öcalan için “sayın” ifadesini
kullanmış ve hakkında soruşturma başlatılmıştı.
Batman Bağımsız Milletvekili Bengi Yıldız da,
Tuğluk’u savunarak, “Dünyanın hiçbir yerinde bir
kişiye ‘sayın’ dediği için ceza ile karşılaşan
insanlara rastlayamazsınız” demişti.
YILDIZ ZANA’YI ÖVMÜŞTÜ
Seçim öncesi, “halklarinsesi.com” adresli Sesli
Tartışma Platformu’na katılan Batman Bağımsız
Milletvekili Bengi Yıldız, Leyla Zana’nın 1991
yılında yaptığı Kürtçe yemini meşru bir hareket
olarak gördüğünü açıklamıştı. Yıldız, Zana’ya
yönelik övgüsü şu sözlerle sürdürmüştü:
“Leyla Zana onurlu bir insandır, dönemdeki çıkışına
değer biçilmesi gerektiğine inanıyorum. Leyla Zana
çok iyi bedel ödemesini bilen bir insandır.”
PAŞA ELEŞTİRMİŞTİ
GENELKURMAY Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt 16 Mart
2007 tarihinde Harp Akademileri’nde basına kapalı
olarak yaptığı konuşmada, terör örgütü PKK’ya destek
veren eski DEP’lilerin Meclis’ten emekli
milletvekili maaşı ve temsil tazminatı almalarını
eleştirmişti. AKŞAM’ın 30 Mart 2007 tarihinde
manşetten duyurduğu haberde Büyükanıt, bu yöndeki
tepkisini, “Bu teröristler arasında TBMM ile
irtibatı hâlâ devam edenlerin bulunmasının, yüce
Meclis’in itibar ve saygınlığı ile katiyen
bağdaşmadığını bu vesileyle huzurlarınıza getirmek
istiyorum” sözleriyle dile getirmişti.
Kavakçı’ya da aynı tavır
ASKERLER, 6 Kasım 1991 yılındaki yemin töreninde
Hatip Dicle ve Leyla Zana’nın yemininden önce, 2
Mayıs 1999 tarihinde de türbanıyla Genel Kurul’a
giren Merve Kavakçı’yı dinlemeden Meclis’ten
ayrılmıştı. 1999 seçimlerinde ise başörtülü Nesrin
Ünal, MHP’den Antalya milletvekili seçilmiş ancak
TBMM’de başörtüsünü çıkarmıştı. Ünal, askerlerden
büyük alkış almıştı.
Mutlu ÇÖLGEÇEN / ANKARA |
13-üncü maddenin tespitine
yönelik gelişen cevap.
|
‘Köşk seçimi raydan çıkarsa ordu yine müdahale
edebilir’
İTALYA’daki günlük gazetelerden La Repubblica’ya
konuşan emekli Orgeneral Edip Başer, askerlerin,
Başbakan Erdoğan’ın seçim sonrasında verdiği
uzlaşı mesajlarından memnun olduğunu, sandıktan
çıkan net sonuca saygı göstereceklerini
belirtti. Başer. “AK Parti net galibiyet
kazandı. İnsanların büyük bölümü tercihini
muhafazakârlardan yana kullandı. Bu tercihe
saygıdan başka çare yok” dedi.
BİÇİMİ FARKLI OLUR
Başer, “Askerlerden Uyarı: Müdahaleye Her An
Hazırlar” başlığıyla sunulan söyleşide, şöyle
konuştu: “Cumhurbaşkanını belirlemede durum
raydan çıkarsa ordu yine müdahale edebilir.
Bunu, nisan sonunda internette bildiri
yayımlamaya oranla farklı bir şekilde de
yapabilir. Ama Başbakan Erdoğan’ın işi böyle
kritik bir noktaya taşıyacağını sanmıyorum.
Askerler, kendisinin seçim sonrasında verdiği
uzlaşı mesajlarından memnundurlar ve sandıktan
çıkan net sonuca saygı göstereceklerdir.”
ABDULLAH GÜL OLMAZ
Edip Başer, AKP’nin cumhurbaşkanlığı için
Abdullah Gül’ü yeniden aday göstermesine ihtimal
vermediğini belirterek, “Ben, Tayyip Erdoğan’ın
da Abdullah Gül’ün de, partinin adayının
kamuoyunda yol açtığı tepki neticesinde
milyonlarca insanın protesto için meydanlara
döküldüğünün bilincinde olduklarını düşünüyorum”
diye konuştu.
Başer, “Gül neden olmasın?” sorusu üzerine şöyle
dedi: “Bakın. Abdullah Gül, harika ve de çok iyi
bir insan. Ama başka sebepler var. Sadece eşinin
türbanlı olması değil, geçmişteki bazı
beyanatları, cumhuriyet karşıtıymış gibi bir
izlenim uyandırmıştır. İnsanlar kişinin
geçmişine bakıyorlar: Bu, zihniyeti anlamak için
gerekli.” |
Aşağıdaki mesajı "kafanız" ile
okumanızı öneririm..bu kadar açık bir "son" mesaj olmaz....!
GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL YAŞAR BÜYÜKANIT'IN
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI MESAJI
( 27 Ağustos 2007 )
Değerli Silah
Arkadaşlarım,
Tarih sahnesinde
görüldüğü andan itibaren bağımsızlığı ile tüm dünyaya örnek
olmuş yüce Türk ulusunun, vatanının işgal edildiği bir
dönemde bu güçlere karşı verdiği onurlu mücadeleyi zaferle
taçlandırışının bugün 85'inci yıl dönümünü kutlamanın
coşkusunu yaşıyoruz.
Türk
ulusunun bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir anıtı olan bu
zafer, Türk ordusunun yüksek kudret ve kahramanlığının bir
göstergesi olmakla kalmamış ulusal birlik ve beraberliğin ne
kadar büyük ve zinde bir güç olduğunu da ortaya koymuştur.
Türk ulusunun zayıf zannedildiği dönemde kazanılan bu zafer,
Türkiye Cumhuriyeti'nin temel dayanaklarının ne derece
sağlam ve sarsılmaz olduğunun en açık ifadesidir.
Yokluğun ve teknik
imkânsızlıkların kol gezdiği bir dönemde, düşman karşısında
dimdik ayakta durma cesaret ve kararlılığı gösteren kahraman
Türk ordusunun dokusuyla, bugün Bilgi Çağının gerekleri ile
donanarak harp yeteneklerini üst düzeye ulaştırmış Türk
Silahlı Kuvvetlerinin dokusu arasında en ufak bir fark
yoktur. Bu doku, Türk ulusunun "doğuştan taşıdığı kabiliyet
ve kudret" ile şekillenen ve Ulu Önder Atatürk'ün İlke ve
Devrimleriyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar
yaşatacak dinamik gücün temeli olmaya devam edecektir.
Unutulmamalıdır ki,
Atatürk Devrimi, demokratik bir niteliğe sahiptir.
Padişahlığı ve halifeliği yıkarak yerine ulus egemenliğine
dayanan Cumhuriyeti getirmiştir. Atatürk Devrimi, özünü
Ulusal Kurtuluş Savaşı'ndan almıştır. Türk Milletinin bu
büyük savaşı, hem Anadolu'yu ele geçirmek isteyen dış
düşmanlara, hem de bu düşmanlarla iş birliği yapan
Padişahlık ve Halifelik düzenine karşı verilmiştir. Bu
mücadele dışarıya karşı bağımsızlığı, içeride de ulusal
egemenliği amaçlamıştır.
Bilime ve akla dayanan
Atatürkçü Düşünce Sisteminin esaslarını kavrayamamış
birtakım kötü niyetliler tarafından; Türk ulusunun birlik ve
beraberliğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik ve demokratik
yapısını bozmak ve çağdaş kazanımlarını ortadan kaldırmak
amacıyla yürütülen sinsi planlar ne yazık ki her geçen gün
farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır.
Üzülerek
ifade ediyorum ki, yaşadığımız günlerde hem ülke içinden hem
de ülke dışından Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan
saldırılar artmış bulunmaktadır. Bu saldırıların amacı, Türk
Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından çok iyi
bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını içine
sindiremeyen bölücüler ile laik yapısını sistematik bir
yaklaşımla aşındırmaya çalışan şer odaklarının
yaklaşımlarını, tüm ulusumuz çok açık olarak izlemektedir.
Bu tehditler
karşısında, hiçbir etnik temele dayanmayan ve Anayasamızda
açıkça belirtilen, soydaşlık değil yurttaşlık esasına
dayanan ve Ulu Önderimiz Atatürk'ün: "Türkiye Cumhuriyeti'ni
kuran Türk halkına Türk ulusu denir." veciz ifadesinde
yerini bulan Atatürk milliyetçiliği ve laiklik, bilim ve
aklın parlak ışığı ile bütün bu karanlık güçleri boğarak
bizi aydınlık bir geleceğe ulaştıracaktır.
Bir hususu, Kurtuluş
Savaşı'nın esas kahramanları olan yüce Türk ulusunun bilmesi
gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerini, tüm dünyaya örnek
olan çelik gibi disiplinini, birlik ve beraberliği ve
Atatürk'ün ideolojiden uzak, bilim ve akla dayanan dinamik
ve çağdaş Düşünce Sisteminin takipçisi olan personelini, bu
tür saldırılar ve ihanetler yıldıramayacaktır. Bu direnç,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin genlerinde mevcuttur.
Türk Silahlı
Kuvvetleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye
Cumhuriyeti'ni koruyup kollama görevini Atatürkçü Düşünce
Sisteminin rehberliğinde gerçekleştirirken kararlı
duruşundan asla taviz vermeyecektir.
Bu bilinçle hareket
eden kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına ülkemizi
bölmeye çalışan terör örgütü ile vermiş olduğu mücadelede
başarılar diliyor, tüm kahraman evlatlarımızı ve onların
komutanlarını sevgiyle kucaklıyorum. Unutmayın,
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün:
"Cumhuriyeti kuranlar, onu korumaya da muktedir
olmalıdırlar." özdeyişi daima rehberimiz olacak ve bize güç
verecektir.

Bu duygu ve
düşüncelerle; başta Ulu Önder Atatürk olmak üzere yurdu ve
ulusu uğruna seve seve canlarını feda eden aziz
şehitlerimizi rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi
şükranla anıyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her
kademesinde görev yapan, general/amiral, subay, astsubay,
uzman erbaş, erbaş ve erlerimiz ile sivil memur ve
işçilerimizin Zafer Bayramı'nı ve TSK Günü'nü kutlar;
aileleriyle birlikte sağlık, mutluluk ve esenlikler dilerim.
Büyük Zafer'in 85'inci
yılı kutlu olsun.
.
Türk ulusunun
bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir anıtı olan bu zafer,
Türk ordusunun yüksek kudret ve kahramanlığının bir
göstergesi olmakla kalmamış ulusal birlik ve beraberliğin ne
kadar büyük ve zinde bir güç olduğunu da ortaya koymuştur.
Türk ulusunun zayıf zannedildiği dönemde kazanılan bu zafer,
Türkiye Cumhuriyeti'nin temel dayanaklarının ne derece
sağlam ve sarsılmaz olduğunun en açık ifadesidir.
Yokluğun ve teknik
imkânsızlıkların kol gezdiği bir dönemde, düşman karşısında
dimdik ayakta durma cesaret ve kararlılığı gösteren kahraman
Türk ordusunun dokusuyla, bugün Bilgi Çağının gerekleri ile
donanarak harp yeteneklerini üst düzeye ulaştırmış Türk
Silahlı Kuvvetlerinin dokusu arasında en ufak bir fark
yoktur. Bu doku, Türk ulusunun "doğuştan taşıdığı kabiliyet
ve kudret" ile şekillenen ve Ulu Önder Atatürk'ün İlke ve
Devrimleriyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar
yaşatacak dinamik gücün temeli olmaya devam edecektir.
Unutulmamalıdır ki,
Atatürk Devrimi, demokratik bir niteliğe sahiptir.
Padişahlığı ve halifeliği yıkarak yerine ulus egemenliğine
dayanan Cumhuriyeti getirmiştir. Atatürk Devrimi, özünü
Ulusal Kurtuluş Savaşı'ndan almıştır. Türk Milletinin bu
büyük savaşı, hem Anadolu'yu ele geçirmek isteyen dış
düşmanlara, hem de bu düşmanlarla iş birliği yapan
Padişahlık ve Halifelik düzenine karşı verilmiştir. Bu
mücadele dışarıya karşı bağımsızlığı, içeride de ulusal
egemenliği amaçlamıştır.

Bilime ve akla dayanan
Atatürkçü Düşünce Sisteminin esaslarını kavrayamamış
birtakım kötü niyetliler tarafından; Türk ulusunun birlik ve
beraberliğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik ve demokratik
yapısını bozmak ve çağdaş kazanımlarını ortadan kaldırmak
amacıyla yürütülen sinsi planlar ne yazık ki her geçen gün
farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Üzülerek ifade
ediyorum ki, yaşadığımız günlerde hem ülke içinden hem de
ülke dışından Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan
saldırılar artmış bulunmaktadır. Bu saldırıların amacı, Türk
Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından çok iyi
bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını içine
sindiremeyen bölücüler ile laik yapısını sistematik bir
yaklaşımla aşındırmaya çalışan şer odaklarının
yaklaşımlarını, tüm ulusumuz çok açık olarak izlemektedir.
Bu tehditler
karşısında, hiçbir etnik temele dayanmayan ve Anayasamızda
açıkça belirtilen, soydaşlık değil yurttaşlık esasına
dayanan ve Ulu Önderimiz Atatürk'ün: "Türkiye Cumhuriyeti'ni
kuran Türk halkına Türk ulusu denir." veciz ifadesinde
yerini bulan Atatürk milliyetçiliği ve laiklik, bilim ve
aklın parlak ışığı ile bütün bu karanlık güçleri boğarak
bizi aydınlık bir geleceğe ulaştıracaktır.
Bir hususu, Kurtuluş
Savaşı'nın esas kahramanları olan yüce Türk ulusunun bilmesi
gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerini, tüm dünyaya örnek
olan çelik gibi disiplinini, birlik ve beraberliği ve
Atatürk'ün ideolojiden uzak, bilim ve akla dayanan dinamik
ve çağdaş Düşünce Sisteminin takipçisi olan personelini, bu
tür saldırılar ve ihanetler yıldıramayacaktır. Bu direnç,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin genlerinde mevcuttur.
Türk Silahlı
Kuvvetleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye
Cumhuriyeti'ni koruyup kollama görevini Atatürkçü Düşünce
Sisteminin rehberliğinde gerçekleştirirken kararlı
duruşundan asla taviz vermeyecektir.

Bu bilinçle hareket
eden kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına ülkemizi
bölmeye çalışan terör örgütü ile vermiş olduğu mücadelede
başarılar diliyor, tüm kahraman evlatlarımızı ve onların
komutanlarını sevgiyle kucaklıyorum. Unutmayın,
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün:
"Cumhuriyeti kuranlar, onu korumaya da muktedir
olmalıdırlar." özdeyişi daima rehberimiz olacak ve bize güç
verecektir.
Bu duygu ve
düşüncelerle; başta Ulu Önder Atatürk olmak üzere yurdu ve
ulusu uğruna seve seve canlarını feda eden aziz
şehitlerimizi rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi
şükranla anıyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her
kademesinde görev yapan, general/amiral, subay, astsubay,
uzman erbaş, erbaş ve erlerimiz ile sivil memur ve
işçilerimizin Zafer Bayramı'nı ve TSK Günü'nü kutlar;
aileleriyle birlikte sağlık, mutluluk ve esenlikler dilerim.
Büyük Zafer'in 85'inci
yılı kutlu olsun.
14-DTP ve PKK
arasında sorunlar sonucu güneydoğu ve batıda yaşayan
Kürtlerle Türk kesimleri arasında büyük sorunlar olacaktır.
15-Alt kimlik ve
Üst kimlik meselesi yine siyaset sahnesine çıkacak.
DTP’de ‘dil yaresi’
DTP kontenjanından seçilen bağımsız
milletvekilleriyle ilgili ilk sıkıntı dil
konusunda ortaya çıktı. TBMM Şeref Holü’ndeki
kayıt bürosuna önceki gün toplu halde gelen
bağımsız milletvekillerinin dolduğu kayıt formu
TBMM yönetimini sıkıntıya soktu. Kayıt formunun
“Bildiğiniz diller” bölümünü bazı bağımsız
milletvekilleri boş bırakırken, büyük bölümünün
“Türkçe, Kürtçe, Zazaca” yazdığı anlaşıldı.
Kayıt formuna “Türkçe” diye yazdıran Mardin
Milletvekili Ahmet Türk, daha sonra yeniden
kayıt bölümüne gelerek form değiştirdi ve
“Türkçe” ifadesini çıkardı.
Türk yaptığı açıklamada, sorulan soruyu yanlış
anladığını belirterek şunları söyledi: “Formu
doldururken ‘bildiğiniz dilleri” sorusunu
konuşabildiğiniz diller diye anladım. Aslında
kastedilen bildiğiniz yabancı diller diye
anlamadım. Konuşabilen dil diye anladım. Onun
üzerine yeniden formu düzelttik. Türkçe’yi
yabancı dil kategorisinde görmedim.”
ALBÜME ALINACAK MI
Diğer milletvekilleri, bu bölüme yazdıkları
ifadelerle Türkçeyi yabancı bir dil olarak
gördükleri veya Kürtçeyi evrensel bir dil olarak
kabul ettikleri mesajı verdiler. TBMM
yönetiminin, milletvekillerinin bu tercihini
TBMM albümüne yansıtıp yansıtmayacağı tartışma
konusu oldu. TBMM yetkilileri, kayıt formundaki
“Bildiğiniz diller” ifadesinin evrensel olduğu
için tercih edildiğini, burada yabancı dillerin
kastedildiğini, ancak “yabancı dil” kavramı
evrensel olmadığı için tam olarak ifadeyle
sorulmadığını belirtti. DTP milletvekilleri ise
“Bildiğiniz dil” ifadesindeki geniş anlama
dikkat çekti. Devletin resmi dilinin “Türkçe”
olduğunu vurgulayan TBMM yetkilileri,
özgeçmişlerin yeniden milletvekillerine
gönderileceğini ve bundan sonraki tavırlarına
göre karar alınacağını belirtti.
DÜZELTME YAPACAĞIZ
TBMM Başkanı Bülent Arınç, dün konuyla ilgili
soru üzerine “Bu konuda fazla bir bilgim yok.
Arkadaşlarla görüşürüm. Biz beyana tabiyiz.
Yalnız bu beyanlarda bir yanlışlık varsa anayasa
ve içtüzüğümüz bakımından bunu tashih etmesi
için gerekli arkadaşlara duyuruda bulunabiliriz.
Bu konuyla ilgili bir çalışmayı arkadaşlarımla
yapacağım” dedi.
Biri anadilimiz diğeri resmi dil
KONUYLA ilgili olarak AKŞAM’ın görüşlerine
başvurduğu DTP’li vekillerin değerlendirmeleri
şöyle:
Osman Özçelik (Siirt): “Bildiğiniz diller”
deniyordu, Türkçe dışında bildiğim diller olarak
algıladım. Kürtçe ve Fransızca yazdım. Türkçe
bilmesem milletvekili olamam, çünkü ilkokul
mezunu olmak gerekiyor. Böyle bir spekülasyon
yaratmaya gerek yok. Türkçeyi yabancı dil gibi
görüp ayrışma ifade etmeye gerek yok. Anamız
bize Kürtçe öğretti, bu doğal durumumuz.
Türkçe’yi de okulda öğrendik. Biri anadilimiz,
diğeri de devletin resmi dili.
AkIn Bİrdal (DiyarbakIr): Ana dilim Türkçe. Orta
derecede İngilizce biliyorum, onu yazdım.
Formdaki ifade nedeniyle bir yanlışlık olmuş,
diğer arkadaşlar da onu düzeltecek.
Bengi Yıldız (Batman): Boş bıraktım. Bunu böyle
yazarak tartışma yaratmanın manası yok. Gereksiz
bir tartışma.
Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis): Türkçe ve Kürtçe
yazdım.
Fatma Kurtulan (Van): Kürtçe yazdım.
Pervin Buldan (Iğdır): Kürtçe yazdım.
Selahattin DemirtaŞ (Diyarbakır): Kürtçe
yazdım.
Şerafettin Halis (Tunceli): Boş bıraktım.
Gülten Kışanak (Diyarbakır): Boş bıraktım. Bu
konu değil. Bununla ilgilenilmesin.
İbrahim Binici (Şanlıurfa): Ne yazdığımı
hatırlamıyorum.
Hasip Kaplan (Şırnak): Bu tür tartışmalara
girmiyorum.
Bülent
SARIOĞLU/ANKARA |
16-Ekonomik kriz çıkma
olasılığı gelişecektir.
|
Tarımın AB’ye yükü en fazla 6 milyar euro
TÜRKİYE ’nin AB’ye tam üye olması halinde, tarım
sektörü açısından AB’ye getireceği yükün, mevcut
destekleme politikasının devamı halinde 6 milyar
euroya ulaşmayacağı belirtiliyor. ODTÜ İktisat
Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Çakmak ve
Dr. Ozan Eruygur’un yaptığı araştırmaya göre,
AB’nin mevcut tarımsal destekleme politikası
devam ederse ve destekler tam olarak ödenirse,
Türkiye 2015’te tam üye olursa, 5 milyar 873
milyon euro tarımsal destek alabilecek. Ancak,
AB, yeni üye olan 15 ülkeye olduğu gibi,
desteklerin yüzde 25’ini öderse, alınacak destek
1 milyar 468 milyon euroda kalacak.
TAM ÜYELİKTE GEÇERLİ
Prof. Dr. Çakmak ve Dr. Ozan Eruygur, “AB
Üyeliğinin Türk Tarımına Etkisi’’ konulu
araştırmalarında, Gümrük Birliği ve tam üyelik
halinde, Türkiye’nin tarım dış ticaretinde
belkenen gelişmeleri değerlendirilirken, tam
üyelik halinde Türkiye’nin AB’ye tarımsal
maliyetini de hesapladı. Araştırma sonucunda,
hayvansal ürün ithalatında artışın kaçınılmaz
olduğu ortaya konulurken, AB ile ticaretin genel
olarak tüketici fiyatlarında ortalama yüzde 10,5
indirime yol açacağı belirlendi. Türkiye’nin
2015’te tam üye olacağı varsayımına dayanan
araştırmaya göre, AB’nin mevcut destek
politikası devam ederse, Türkiye, 2015’te, 4
milyar 416 milyon eurosu bitkisel üretim, 1
milyar 456 milyon eurosu da hayvansal üretim
için olmak üzere, AB’den toplam 5 milyar 873
milyon euro destek alacak.
AB YARDIMI KISTI
Ancak, AB’nin, yeni üye olan diğer ülkeler gibi
Türkiye’ye de desteklerin yüzde 25’ini ödemesi
halinde, alınacak tarımsal destek miktarı toplam
1 milyar 468 milyon euroya düşecek. AB’nin
mevcut desteklerde indirime gitmesi halinde,
Türkiye, 2015’te 4 milyar 201 milyon euro destek
ödemesi alacak. |
|
İhracatçı hükümete karşı bayrak açıyor
İhracatçılar, sonunda isyan bayrağını açıyor.
Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) yarın
Ankara’da yapılacak Genel Kurul’una, Başbakan
Tayyip Erdoğan da katılacak. İhracatçılar da
burada yeni hükümetten acil olan beklentilerini
aktaracak. TİM Başkanı Oğuz Satıcı’nın burada
sert bir konuşma yapması beklenirken, Satıcı,
“Artık sesimize kulak verilsin. Bu alanda
milyonlarca çalışan söz konusu” dedi.
BAŞBAKAN DA KATILACAK
TİM’in Olağan Genel Kurulu, pazartesi günü
Ankara’da yapılacak. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın da katılacağı konuşmada,
ihracatçılar, yeni hükümetten beklentilerini
anlatarak, acil tedbir isteyecek. Genel Kurul’da
sert bir konuşma yapması beklenen TİM Başkanı
Oğuz Satıcı, sektör olarak uluslararası pazarda
söz sahibi olmuş 40 binden fazla firma, on
binlerce profesyonel yönetici ve milyonlarca
işçiyi temsil ettiklerini belirterek,
konuşmasında bu onurlu kesimin dertlerini
aktaracağını söyledi. Satıcı, 22 Temmuz’un
ardından yaratılan güven ortamıyla kurların
aşağı doğru gittiğini kaydederek, Merkez
Bankası’nın süratle faiz indirimi yapmasını
istedi.
RAPORDA 134 PROBLEM
TÜRKİYE İhracatçılar Meclisi (TİM) sorunlarını
ortaya koymak için hükümete bir rapor sunarken,
bu raporda, yaşanan 134 problem, 7 ana başlık
halinde sıralandı. Raporda yer alan ve çözüm
bekleyen sorunlardan bazıları şöyle: Gümrüklerde
karşılaşılan sorunlar, vergi ve teşviklere
ilişkin sorunlar, maliyetlere ilişkin sorunlar,
finansman sorunları ve dahilde işleme rejiminde
yaşanan sorunlar. TİM özellikle kurdaki
dengesizlikten ve faizlerin yüksek olmasından
dolayı şikayetçi.
Deniz
ÇİÇEK ANKARA |
17- DTP,CHP,MHP,AKP ve
bağımsızlar arasında Cumhurbaşkanlığı seçimi için
birbirlerine karşı büyük mücadeleler olacaktır.
23.7.2007 Akşam
gazetesi alıntısıdır.
|
MHP,
5 yıl sonra Meclis'te
|
3 Kasım 2002'de aldığı yüzde 8 oy oranıyla Meclis
dışında kalan MHP, bu seçimlerde AKP'den sonra en
fazla kazançlı çıkan parti oldu. MHP bir öncesi
seçime göre oy oranını yaklaşık yüzde 85 oranında
artırarak 69 milletvekili ile Meclis'e yerini aldı.
Bu seçimlerde MHP açısından en ilginç yan ise, bu
partinin seçim propaganda çalışmalarına diğer
partiler kadar asılmaması oldu. Bir başka deyişle,
MHP, propaganda sürecinde en az miting yapan ve en
az para harcayan partilerden biri olmasına karşın,
seçimden en karlı çıkan parti oldu.
Ancak yine de MHP Genel Merkezi'nde bir zafer
ortamından söz etmek olanaksız. AKP'nin açık ara
fark atmasının hüznünü yaşayan MHP'liler, geçen
seçimlere göre oy oranlarını artırmanın sevincini
bile yaşayamadı. MHP'nin Genel Başkan Yardımcıları
Murat Şevkatli ve Ali Işıklar da listelerdeki
yerlerinden dolayı Meclis'e giremedi. MHP Genel
Başkanı Devlet Bahçeli'nin vizyon kadrosu kısmen
Meclis'teki yerini aldı ancak kadın adaylardan
sadece Meral Akşener Meclis'e girdi. Bahçeli, seçim
sonuçlarına ilişkin açıklama yapmadı.
VİTRİNDEKİLERİN ÇOĞU MECLİS'TE
Bu arada MHP'li yöneticilerin, kendilerinin aldığı
oy oranından çok, AKP'nin ezici çoğunluk sağlamasını
konuşması gözlemcilerin dikkatini çekti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Osmaniye'den
milletvekili seçilirken, partinin kurucularından
Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş, Deniz
Bölükbaşı, Meral Akşener, Kenan Tanrıkulu, Bekir
Aksoy, Tunca Toskay, Cihan Paçacı, Kürşat Atılgan,
Muharrem Şemsek, Gürcan Dağdaş, Mehmet Şandır gibi
isimler de Meclis'teki yerini aldı. Ancak MHP'nin
Meclis'e giren milletvekilleri arasında sadece bir
tane kadın olması dikkat çekti. Genel Başkan
Yardımcıları Murat Şefkatli ve Ali Işıklar ile Naim
Süleymanoğlu, Serdar Gökhan, Doğan Cansızlar gibi
isimler ise Meclis'e giremedi. MHP'nin seçilebilen
tek kadın milletvekili Meral Akşener oldu.
Barış temennisiyle oy attı
DEVLET Bahçeli, seçim sonuçlarının milletin barış ve
huzuru için önemli görevi yerine getirmesini temenni
etti. Bahçeli dün Anıttepe İlköğretim Okulu'nda 4366
nolu sandıkta oyunu kullandı.
Oyunu kullandıktan sonra basın mensuplarına açıklama
yapan Devlet Bahçeli, 'İnşallah seçim sonuçları,
milletimiz için, istikrar, barış ve huzurun
geleceğini belirleyen önemli bir görevi yerine
getirmiş olur' mesajını verdi.
Millet muhalefet görevini yükledi
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türk Milleti'nin
MHP'ye muhalefet görevi yüklediğini belirterek,
partinin bu görevi hakkıyla yerine getireceğini
kaydetti.
Sandıkların yaklaşık yüzde 95'inin açılmasının
ardından basın açıklaması yapması beklenen Devlet
Bahçeli, yazılı açıklama yapmayı tercih etti. 22
Temmuz seçimlerinin resmi olmayan kesin sonuçlarının
büyük ölçüde ortaya çıktığını söyleyen Bahçeli,
seçimin bazı münferit olaylar dışında demokratik bir
rekabet ortamında gerçekleşmesinin sevindirici
olduğunu kaydetti.
Bahçeli, 'Türk Milleti bu seçimlerde AKP'ye ikinci
kez tek başına iktidar imkanı vermiştir. Aziz
milletimizin bu iradesine saygı duymak gerekir.
Seçim sonuçlarının bu şekilde ortaya çıkmasında
etkili olan unsurların siyaset kurumumuz ve
alanlarında ihtisas sahibi uzmanlar tarafından çok
yönlü bir tahlil ve değerlendirmesinin yapılması
demokrasimizin geleceği açısından yararlı olacaktır'
dedi. MHP'nin AKP'nin iktidarda bulunduğu 1707
günlük süre içinde her alanda yaptığı derin tahribat
karşısında Türkiye'yi ayağa kaldırmak için tek
başına iktidar hedefi doğrultusunda faaliyet
gösterdiğini bildiren Bahçeli, şöyle devam etti:
'Ancak aziz milletimiz bizlere muhalefet görevi
yüklemiştir. 23. Dönem TBMM'nin yeni siyasi yapısı
içinde MHP'ye önemli görevler düştüğü
anlaşılmaktadır. Milliyetçi Hareket, bunu üstün bir
görev ve sorumluluk anlayışı içerisinde hakkıyla
yerine getirmeye çalışacaktır. MHP, bundan sonra da
aziz milletimizin emrinde ve hizmetinde olacaktır.
22 Temmuz seçimlerinin ve sonuçlarının Türk
Milleti'ne hayırlı ve uğurlu olmasını temenni
ediyorum.'
İktidarı sıkı sıkıya kontrol edeceğiz
MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, 'Halkımız
partimize iktidarın icraatlarını Meclis'te denetleme
görevi vermiştir'' dedi. Paçacı, seçim sonuçlarına
göre oylarını artıran iki partinin MHP ve AK Parti
olduğuna dikkat çekti. Paçacı, ''Bu şartlarda
halkımız partimize iktidarın icraatlarını Meclis'te
denetleme görevi vermiştir. MHP bunu en etkili
şekilde yapacaktır. Sonuçların hayırlı olmasını
diliyorum'' diye konuştu. Seçim sonuçlarını parti
genel merkezinde izleyen MHP'liler, partilerinin
önde olduğu ya da yüksek oy aldığı açıklandıkça
sonuçları alkışlarla karşıladı.
Sonuçlar MHP Genel Merkezi önünde kurulan dev
ekrandan izlenebilirken, 30 üzerinde medya kuruluşu
temsilcisi de parti önünde bekleyişini sürdürdü.
Oyunu kullandıktan sonra makamına gelerek seçim
sonuçlarını izleyen Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin
sadece yazılı açıklama yapmakla yetinmesi
partilileri kızdırdı.
Seçimler gölgeli ve şaibelidir
İstanbul'da geçen seçimlere göre oylarını ikiye
katlayan MHP'nin İstanbul İl Başkanı İhsan Barutçu,
yaptığı açıklamada ülkenin baskın bir seçimle oldu
bittiye getirildiğini söyledi. Demokrasi sınavında
Türkiye'nin yeni bir döneme girdiğini ifade eden
Barutçu, 'İktidar partisi orantısız güç kullanarak,
bir takım şaibeli duyumlarımıza göre seçim
dönemindeki çalışmalarıyla gölgeli bir seçim
gerçekleştirmiştir. CHP de tutarsız davranışlarıyla
AKP'nin değirmenine su taşımıştır' dedi.
MHP'nin yok sayılmasına rağmen yüzde 100'lük bir
gelişim gösterdiğin belirten Barutçu, 'İktidar
yoksul kitlelerin yoksulluklarını iktidar gücü ve
yerel idarelerin gücüyle istismar etmiştir. Gölgeli
bir seçim belki de hileli bir seçimle Türkiye bu
şartlara gelmiştir' diye konuştu.
AKP sevinçlerini yarım bıraktırdı
MHP'liler seçim sonuçlarını davullu zurnalı
kutlamayı düşünürken, AKP'nin oy oranındaki yükseliş
bu kutlamanın gerçekleşmemesine neden oldu. MHP
Genel Merkezi önünde bekleyen partililer buruk bir
sevinç yaşadı. Kimi partililer 'Muhalefette
yapacağımız icraatlar önemli. En azından Meclis'te
ülkücü hareketin sesi duyulacak' derken, bazı
partililer AKP'nin oy oranındaki yükseliş nedeniyle
MHP'nin Meclis'e girişine sevinemedi.
MHP en başarılı ikinci parti
1999 yılında 129 milletvekili çıkaran MHP bu seçimde
aynı sayıyı yakalayamadı. AKP’nin oy patlaması
yaparak yeniden tek başına iktidara gelmesini
şaşkınlıkla karşılayan MHP’li yöneticiler, AKP’nin
başarısını “büyük kırılma”, sonuçları ise “millete
küsülmez” diye değerlendirdi. MHP Lideri Devlet
Bahçeli yazılı bir açıklama yaparak, seçim
sonuçlarının millet iradesi olduğunu vurguladı ve
saygı duyulması gerektiğini kaydetti. Bahçeli,
“Milletimiz bize muhalefet görevi yüklemiştir,
hakkıyla yerine getirmeye çalışacağız” dedi.
Bahçeli’nin ahde vefa göstererek milletvekili aday
listesinde ilk sıralara yerleştirdiği Alparslan
Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş ile damadı Hamit Homriş
Meclis’e girdi.
Hüsniye ORAL/ANKARA - Devrim TOSUNOĞLU
|
‘Yeni kabine laiklerle AKP’lilerin karısımı’
Türkiye’de
hafta başından bu yana yaşanan siyasi gelişmeler, Ankara’yı
dünyanın önde gelen gazete ve televizyonlarının gündeminden
düşürmüyor. Türkiye’deki her gelişmeyi “satır satır okuyan”
dünya basını, son olarak Türkiye’nin yeni kabinesine geniş
yer verdi
INDEPENDENT- Babacan’ın seçimi AB’ye mesaj
Gül’ün dün onayladığı yeni kabinede Dışişleri Bakanlığı’na
Ali Babacan’ın getirilmiş olması, AB’nin talep ettiği siyasi
ve ekonomik reformların hızla hayata geçirilmesi mesajını
taşıyor. Ali Babacan, geçtiğimiz hükümet döneminde AB ile
müzakerelere dört elle sarılmış ve Türkiye’nin ekonomik
büyüme hızının yüzde 7’lere çıkartılmasında kilit rol
oynamıştı.
FINANCIAL TIMES-Erdoğan mahcup etti
Başbakan Erdoğan’ın dün sunduğu yeni kabine biraz şaşkınlığa
neden oldu ve bazı beklentileri mahcup etti. En dikkat
çekici isim ise Dışişleri Bakanı Ali Babacan.
Euronews-Gül’ün ilk işi onaylamak oldu
Gül’ün ilk işi yakın dostu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
tarafından hazırlanan yeni kabineyi onaylamak oldu.
El Cezire-Hedef AB üyeliği
CumhurbaŞkanI Abdullah Gül’ün onayladığı yeni kabine, AKP
ile laiklerin bir karışımı. Yeni kabine AB’ye üye olabilmek
için gereken siyasi ve ekonomik değişiklikleri yapma
hedefini taşıyor.
VOA-Gül’ün yerine en yakın müttefiki
Yenİ kabinede en dikkat çekici değişiklik Dışişleri
Bakanlığı koltuğunda yaşandı ve ABD’de eğitim alan Babacan
Dışişleri Bakanı oldu. Babacan, Cumhurbaşkanı Gül’ün yakın
bir müttefiki.
BBC - İki görüşü birleştirdi
ErdoĞan tarafından sunulan ve Gül tarafından onaylanan yeni
kabine laiklerle İslami görüşteki siyasileri birleştirdi.
18-İç Ekonominin
çökme ihmali yüksektir..
19-Yabancı
kuruluşlar veBankalar Türk ekonomisine darbe vuracaktır.
İrlandalı istihdam şirketi Türkiye’ye yatırıma
geldi
Avrupa’da işsizlik oranlarının düşmesi, yabancı
istihdam bürolarını Türkiye’ye yöneltti.
Dünyanın en büyük özel istihdam bürolarından
biri olan Grafton Recruitment da, temmuz ayında
Türkiye’deki ilk ofisini İstanbul’da açtı.
Yabancı yatırımcı sayısındaki artış ve
ekonomideki yüksek büyüme oranlarından dolayı
Türkiye’ye yatırım yapma kararı aldıklarını
söyleyen Grafton Türkiye Ülke Müdürü Esra
Taştan, “Yabancı istihdam büroları için
gelişmekte olan ülkeler hedef pazarlar haline
geldi. Türkiye de bunlardan biri” dedi.
HEDEF ANADOLU
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde,
istihdamın artırılması için özel istihdam
bürolarına çok iş düştüğünü söyleyen Taştan,
İstanbul’dan sonra Anadolu’da büyük şehirlerde
ofis kuracaklarını belirterek, “Grafton,
Türkiye’ye çok güveniyor. Önümüzdeki sene
Türkiye’nin İstanbul harici diğer büyük
şehirlerinde de ofisler açmayı planlıyoruz.
Türkiye’de yeni iş imkanlarının yaratılmasına
katkıda bulunmak istiyoruz” dedi.
İSTİHDAM ARTACAK
Esra Taştan, bilişimden perakendeye
bankacılıktan satış ve pazarlamaya kadar hemen
her sektörde hizmet verdiklerini söyledi.
Taştan, Türkiye’nin ekonomisindeki büyümenin de
önümüzdeki senelerde istihdama olumlu olarak
yansıyacağını söyleyerek şöyle konuştu:
“2007 istihdam açısından iyi geçiyor. 2008’in
daha da iyi geçmesini bekliyoruz. Ekonomi iyiye
gittiği için, belirli sektörlerde özellikle
tecrübeli personele yönelik talepte de geçen
senelere göre artış bekliyoruz. Özellikle son
günlerde, bankacılık ve finans alanında ciddi
eleman talebi yaşanıyor. Bankalar, yeni
mezunlarla birlikte, 3-4 yıl tecrübeli eleman da
istihdam ediyorlar. Ayrıca istihdam artışının en
yüksek olduğu sektörlerin başında perakende,
sigorta ile çağrı merkezleri ve satış
pozisyonları geliyor.
OUTSOURCE DA ÖNCÜ
Esra Taştan, özellikle dünyada verimlilik ve
maliyet avantajı sağlayan outsource
uygulamalarının insan kaynaklarında da öne
çıktığını vurguluyor. Taştan, “Artık yurtdışında
firmalar işe alım süreçlerini tamamen outsource
ediyorlar. Bu konudaki bilgi birikimimizi
Türkiye’deki firmaların hizmetine de sunmak
istiyoruz” dedi.
Yurtdışından talep geliyor
Avrupa ülkelerinden özellikle de İngiltere ve
İrlanda’nın teknoloji ve satış ve pazarlama
alanlarında kalifiye eleman ihtiyacının
arttığını söyleyen Taştan, “Bugün bu ülkeler çok
büyük oranda Çek Cumhuriyeti ve Polonya’dan
eleman transfer ediyor. Grafton Türkiye’de
faaliyete geçtikten sonra, IT uzmanından çağrı
merkezi elemanına kadar yurtdışından bize de
farklı eleman talepleri geliyor. Bundan sonra
Grafton Türkiye olarak, iyi yetişmiş
çalışanların yurtdışında istihdam olanaklarını
artırmak için çalışacağız” dedi.
Adaylara yol gösteriyor
Esra Taştan firmalar ile adayları buluştururken,
sadece firmalara değil adaylara da yol
gösterdiklerini bunun da önemli bir farkları
olduğunu söyledi. Grafton Türkiye Ülke Müdürü
Esra Taştan, “Müdürden asistana,
programlamacıdan muhasebe uzmanına kadar
adaylarla bire bir ilgileniyoruz, onları
firmalarla olan görüşmelerine hazırlıyoruz”
diyor.
Uzmanlaşılan bölümler
• IT ve Telekomünikasyon
• Satış ve Pazarlama
• Perakende
• Lojistik
• İnşaat ve Emlak
• Finans, Bankacılık ve Muhasebe
• Ofis Yönetimi, İnsan Kaynakları ve Hukuki
Servisler
• Mühendislik
• İlaç ve Tıbbi Cihazlar
• Endüstri
• Hizmet ve Otelcilik
• Uluslararası İstihdam
• Dönemsel ve Sözleşmeli İstihdam
Tecrübe önem kazandı
Grafton Ülke Müdürü Esra Taştan adaylara da
önerilerde bulunuyor. Taştan, “Günümüz rekabet
koşullarında firmaların işe alacakları
adaylardan beklentileri yüksek. Yeni mezun
adayların da belirli bir iş tecrübesine sahip
olması onlar açısından bir avantaj. Bunu
sağlayabilmek için, öğrencilerin okurken çeşitli
dönemsel işlerde çalışıp tecrübe kazanması, okul
bittikten sonra daha kolay iş bulmaları
konusunda kendilerine katkı sağlar” diyor.
Ayçe
AKSAKAL |
20-Abdullah Gül Referandum
ile halk oylaması ile Cumhurbaşkanı seçilecektir.Çünkü
Parlamento aritmetiği Meclis seçimi için uygunluğu
gözükmemektedir.
21-MHP Kuzey Irak
politikası için hep saldırı politikası izleyecektir meclis
içinde.
22-Türban olayı
gündeme tekrar taşınacak ve türban olayı daha da
büyütülecektir.
22. maddeye tespite
cevap 18.09.2007 Akşam gazetesinden alıntıdır.
|
Çankaya için türban formülleri
|
Bakan Gül’ün Çankaya Köşkü’ne çıkması durumunda
first lady olacak Hayrünnisa Gül, ünlü modacı
Atıl Kutoğlu’ndan tüm gardırobunu, “hem
muhafazakârları hem de modern çevreyi hoşnut
edecek” şekilde yeniden düzenlemesini istedi
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah
Gül’ün ikinci kez AKP’nin cumhurbaşkanı adayı
olması eşi Hayrünnisa Gül’ün türban sıkıntısına
ilişkin önerileri de bir kez daha gündeme
getirdi. Hayrünnisa Gül’ün first lady olması
durumunda ‘türban’ından kıyafetlerine kadar
yapacağı revizyona ilişkin olarak Atıl
Kutoğlu’ndan talepte bulunduğu öğrenildi.
Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Kutoğlu,
Hayrünnisa Gül’ün kendisinden, türbanı dahil tüm
gardrobunu yeniden dizayn etmesini istediğini
bildirdi. Catherina Zeta Jones, Naomi Campbell
gibi sanat ve moda dünyasının ünlü isimlerinin
modacısı Kutoğlu şunları söyledi:
10 MODEL SUNACAK
“Hayrünnisa Gül, tüm gardırobunu ve
başörtülerini yeniden dizayn etmemi istedi. En
modernden, en muhafazakârına kadar herkese
uyacak şekilde yeniden tasarlamamı istedi.
Gelecek hafta, Hollywood ışıltısını onun
pozisyonunun ciddiyetiyle birleştiren 10 kadar
örnek sunacağım. Hayrünnisa Hanım’la Amerika’da
5 yıl önce tanıştık. İletişimimiz sürüyor.
Önümüzdeki günlerde hazırlayacağım modeller
üzerinde kendisiyle görüşeceğiz.”
İlk eşarp koleksiyonunu Avusturya Prensesi
Frencesca Von Habsburg için tasarlayan, ardından
da Sabancı Müzesi’nin açılışı sırasında hat
sanatından esinlenerek eşarplar tasarlayan
Kutoğlu, Hayrünnisa Gül için düşündüğü stili
anlattı. Kutoğlu, “Kafamdan geçen modeller var
ama bunları kendisiyle konuşmadan açıklayamam.
Ama söyleyebileceğim tek şey Hayrünnisa Hanım
her türlü kıyafeti taşıyabilecek durumda. Benim
kendisi için düşündüğüm en büyük değişiklik renk
konusunda olacak. Daha açık ve farklı renkleri
kıyafetlerine yansıtacağım” dedi.
Çankaya’ya İngiliz modeli türban
Chanel koleksiyonu ve bone uygun
HAYRÜNNİSA Gül’ün türbanına yeni bir stil
getirme konusunda ünlü modacılardan da görüş
aldık. Zaman zaman türbanlı bayanlarla da
çalıştıklarını ve bu konuda fikir sahibi
olduklarını söyleyen modacılar, Gül’e bu konuda
tavsiyelerde bulundu. Faruk Saraç, kendisine
böyle bir ister gelirse ‘en iyi modeli’
çıkarabileceğini belirterek, Channel’in eski
koleksiyonunda kullandığı modelin Gül için çıkış
noktası olabileceğini söyledi.
Saraç, şu önerilerde bulundu: “Sadece
türbana model tasarlamak değil, kıyafeti baştan
aşağıya yenileyerek modernize etmek gerekir.
Benim şu an ilk aklıma gelen tavsiye bone tarzı
bir model olabilir. Sonuçta amaç eğer saçların
görünmemesiyse, bone de bu işlevi yerine
getirir. Bu model 1920’lerdeki İngiliz
kadınlarının kullandığı ya da Chanel’in eski
model takımlarında olan arkası dantelli, saçı
kapatan bir model. Böylece insanlar türban
tartışmalarından kurtulmuş olur. Eğer bana
teklif yapılırsa en güzeli stili yaparım.”
Çağdaş gözleri olan modacılarla çalışmalı
NESLİHAN Yargıcı da bugüne dek tesettürle ilgili
birçok çalışma yaptığını belirterek şu bilgileri
verdi: Tesettüre farklı bir yorum getirmek çok
zordur. Çünkü sadece saç değil, işin içinde
boyun, omuz, yanak, kulak da giriyor ve kısıtlı
bir çalışma oluyor. Modernize etmek için
reformcu olmak gerekir. Türkiye’deki iki kesimi
de mutlu edecek bir noktada buluşulabilir. Bence
Hayrünnisa Hanım, tesettür modacıları değil
bizim gibi dünyayı gören, çağdaş gözleri olan
isimlerle çalışmalı. Benim bir önerim var.
Türkiye’nin ilahiyatçıları bir araya gelerek
bize bunun sınırlarını söylesinler. Çünkü bir
Müslüman ülkesinde başbakan olan Benazir Butto
da örtünüyor. Fakat saçlarının bir kısmı
görünüyordu. Ben bu modeli Hayrünnisa Gül’e
öneriyorum. Fakat ilahiyatçılar örtünmede
reformun nereye kadar gideceğini söylemeli. Ben
kendisiyle çalışmaya hazırım ve yanındayım.
• Barbaros
Şansal Bizim eşarpları zaten kullanıyor
HAYRÜNNİSA Hanım zaten bağlayın düşüncelerinizi
(kravat), çözün vicdanınızı (eşarp) sloganı ile
yola çıktığımız eşarplardan kullanıyor. Nice
örtülü başlarda aydınlık (Halide Edip Adıvar)
gibi kadınlarımız vardı ve hep de var olacak.
Sayın Bülent Ersoy da bir Ramazan’da Feshane
konserinde, saman rengi bir drape jarse elbise
giymişti. Bizim tasarımımız olan o modeli
tavsiye edebilirim. Ajda Hanım’ın 70’lerdeki
modern türbanlı fotoğrafları hâlâ hafızalarda
sanırım. Ancak şapka ve takke tartışması yerine,
sıkıntılı günler yaşayan gezegenimizde biraz
daha hoşgörülü olabilsek yani sadece sahici ve
kendimiz olabilsek sorun kalmayacak sanırım.
Bana göre türban, davetkâr olmadan ve elbisenin
devamı | |