Geçmiş Haftalarda Yayınlananları Oku

 

SEÇİM SONRASI GELİŞECEK OLAYLAR 
 

 

1-DTP ve MHP Meclis içindekarşı karşıya gelecektir.

    Sakık: MHP’yle niye kavga edelim

    DTP’nin desteklediği bağımsız milletvekilleri Osman Özçelik ve Sırrı Sakık, “Meclis’te MHP ile DTP arasında olumsuzluklar yaşanacağına’’ yönelik iddialara, “Bizler de MHP de bu ülkenin bir rengiyiz. MHP ile neden kavga edelim. Bu ülkenin vatandaşları değil miyiz’’ karşılığını verdi. Muş’tan bağımsız milletvekili seçilen Sırrı Sakık, bütün bu talihsiz açıklamaların, seçim meydanlarında kaldığını ifade etti. Sakık, herkes ile diyalog kuracaklarını, bütün partilerle diyalog oluşturacaklarını belirterek, kendilerinin de MHP’nin de medeni insanlardan oluştuğunu belirtti. Bağımsız Siirt Milletvekili Osman Özçelik de İstanbul’daki komşusunun MHP’li olduğunu; çiğköfte yaparak ikram ettiği komşusunun, kendisine tarhana çorbası getirdiğini söyledi.

 
 
  25.07.2007
 
 
 
Sakin olunmalı
 
DTP’nin Meclis’te bulunması Türkiye’nin terörle mücadelesinde önemli bir unsur olabilir. Teröre daha fazla demokrasiyle karşılık verilebilir. Batı demokrasilerinin bize öğrettiği budur. Olayı ‘kim kimi döver’ hastalığından çıkarıp olgunlukla ele alma zamanı çoktan gelmiştir  
 
DTP şemsiyesi altındakiler bağımsız olarak TBMM’ye girdiklerinden bu yana Türkiye’ye özgü ilginç bir gelişme yaşanıyor. Toplumda ‘acaba DTP’lileri kim dövecek’ beklentisi yayılmış durumda. Neredeyse ilk dövenin hangi partiden olacağı konusunda bahis açılacak. Öyle garip bir durum bu. Söylenti ve beklenti o kadar yaygın ki MHP lideri, partililere ‘DTP kadın vekilleri öne sürebilir, sakın ha kavga çıkarmayın’ direktifi vermeyi uygun gördü. 
 
DTP hakkında toplumda bir duyarlılık olması gayet doğal da bu duyarlılığı eğitip kanalize etmek gibi bir görevi de bulunan siyasi partilerin, duyarlılığın üstüne giderek gergin ortama uyan davranışlar sergilemeleri tuhaftır. 
 
Demokrasi ve parlamenter sistem, kendinizden farklı görüşler öne sürenleri dinlemeyi ve anlamayı baş koşul olarak içerdiğinden, bu koşulun Türkiye’de hiç anlaşılamamış olduğunu görmek insanı üzebiliyor. DTP’liler seçime katılıp, milletvekili olarak parlamenter sistem sürecine girmeyi ve onun kurallarına uymayı kabul etmişlerdir. Dolayısıyla onların diyeceklerini duymaya hazırlanmak yerine; ‘bunları kim dövsün’ yarışmasına girmek çok yanlış ve demokrasiyi zedeleyen bir durumdur.  
 
Teorik doğruları savunuyoruz diye bazı gerçekleri de görmezden gelecek değiliz. DTP’nin ne olduğu, neyi temsil ettiği ve bazı bağlantıları gayet tabii ki nettir ve hemen herkes tarafından bilinmektedir. Türkiye’de bu bağlantılar konusunda hassasiyet had safhadadır. Toplum bu konuda çok duyarlıdır.  
 
Ancak siyasi partiler toplumda bir öç alma, hesap sorma hissiyatının yaygınlaşmasına izin vermeden DTP’li vekillere parlamentoda fikirlerini söyleme, seslerini duyurma imkanını açmalıdır. Unutmayalım ki daha önceki denemede bu ekolden milletvekilleri, Meclis çıkışında polis gücüyle alınıp tutuklanmışlardı. Bu olay, hem Türk demokrasisini zedeledi hem de terörle mücadele meselesine hiçbir katkısı olmadı. Hatta o tutuklamanın terör örgütünün elini güçlendirdiği söylenebilir. 
 
Şimdi DTP’nin Meclis içinde bulunması, Türkiye’nin teröre karşı mücadelesinde önemli bir unsur olabilir. Teröre daha fazla demokrasiyle karşılık verilebilir. Batı demokrasilerinin bize öğrettiği budur. Dolayısıyla parlamenter sistemi rahat bırakıp, olayı ‘kim kimi döver’ tarzı çocuk hastalığından çıkarmak ve olgun bir şekilde ele almak zamanı çoktan gelmiştir. 
 
MHP’nin ortaya koymakta olduğu olgun tutum nedeniyle TBMM’de işlerin kısa sürede normal kanalında akacağını söyleyebiliriz. Ancak parlamento dışındaki Türkiye için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Toplumdaki genel DTP telaşı, yetkilileri tuhaf şekilde davranmaya itebiliyor. Örneğin Adalet Bakanlığı milletvekillerinin, istedikleri hükümlü ve tutuklu ile görüşmesine imkan veren düzenlemeyi acilen kaldırdı. Bu telaşın temelinde DTP’li milletvekillerinin İmralı’ya gidip Öcalan ile görüşecekleri korkusu yatıyor olmalı. Memlekette kişiye özel yasal düzenleme yapılmayacağına göre (burası Türkiye o da olabilir diyebilirsiniz) İmralı düşünülerek yine genel bir düzenleme yapılmış. DTP’li milletvekilleri acaba İmralı’ya açık açık gitmeyi planlıyorlar mıydı bilemiyorum ama bundan sonra örneğin CHP’li milletvekillerinin düşünce suçlusu bir hükümlü ile görüşmeleri de imkansız hale getirildi. Buna ben ‘terörün söylemine kapılıp yenilmek’ derim işte. Biz ‘daha fazla demokrasi terörü yener’ derken niyet ne kadar iyi olursa olsun, bu tür yanlış sonuçlara yol açabilecek düzenlemelere itibar etmemek gerekiyordu. Türkiye’de düşünce suçu ile terör suçu arasındaki ayrımı devlet her zaman yapamadığından, son düzenlemenin Öcalan’dan başka hemen herkese zarar vereceği de kesin gibidir. Zira malumunuz; Öcalan’ın dışarıya fikir bildirmesinin önünde hiçbir engel olmamıştır. Yani onun milletvekilleriyle yüz yüze görüşmeye ihtiyacı yoktur. Olan; sesini duyurmaya gerçekten ihtiyacı olabilecek insanlara oldu yine. 
 
Unutulmamalı ki İmralı, bir askeri bölge. Yani bu düzenlemeye hiç ihtiyaç bile olmayabilirdi. Türkiye’de her zaman kaş yapayım derken göz çıkartılmıştır. Bu gibi konularda, vekil ile görüşme her mahkumun hakkıdır diyecek yerde, şimdi de bunu yapmak gerçekten yanlış olmuştur.  
 
Serdar TURGUT
 
 
  30.07.2
 
 
MHP-DTP vuruşmadı el sıkışıp sürpriz yaptı
 
 
Milletvekillerinin yemin töreniyle 23. yasama dönemine başlayan TBMM’nin ilk gününde kaygı duyulan gerilim yaşanmadı.  
 
DTP milletvekilleri, yeminden önce Atatürk Anıtı önündeki açılış törenine katılmak için toplu halde Meclis’e geldi.  
 
Genel Kurul salonunda ise DTP’li milletvekilleri Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Sırrı Sakık, Osman Özçelik ve Hasip Kaplan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yanına giderek tokalaştı. DTP’li milletvekilleri, Bahçeli’nin yanında oturan MHP milletvekilleri Cihan Paçacı, Mehmet Şandır ve Sebahattin Çakmakoğlu ile de tokalaştıktan sonra tekrar yerlerine oturdu. 
 
Ahmet Türk, Bahçeli ile tokalaştıktan sonra “Fikirlerimiz farklı olabilir ama aynı çatının altında çalışacağız. Medeni insanlarız, ilişkilerimiz olacak’’ dedi. 
 
1993 yılında Meclis’ten polis zoruyla götürülen DTP’li milletvekilleri muhalefet kulisinde aynı koltuklara oturdu.  
 
Genel Kurul’da bandoyla çalınan İstiklal Marşı sırasında DTP’lilerin büyük bölümünün marşa eşlik etmemesi dikkati çekti. 
 
BAHÇELİ’DEN ALKIŞ 
 
DTP’li vekillerden ilk yemin eden Batman Milletvekeli Ayla Akad Ata oldu. Ayla Akad Ata, heyecandan yeminde takıldı, Bahçeli diğer vekilleri alkışlamazken Türkçe yemin sözünü tutan DTP’li vekilleri alkışladı.  
 
MHP lideri Devlet Bahçeli tören sonrası basın mensuplarının DTP’lileri kastederek, “Bir sorun çıkmadı” demesi üzerine Bahçeli, “Niye çıksın ki” dedi. 
 

 
 
‘Bağımsız’ sohbet 
 
Genel Kurul’un açılmasına kısa bir süre kala, eski bakanlardan Cavit Kavak ve işadamı Abdurrahman Albayrak ile kulise gelen eski başbakanlardan Rize Bağımsız Milletvekili Mesut Yılmaz da bir süre gazetecilerle sohbet etti. Kavak’ın, Genel Kurul çalışmalarının başlayacağı yönündeki uyarısı üzerine saatini kontrol eden Yılmaz, saatinin 5 dakika geri olduğunu fark etti. 
 
Saatini ayarlayan Yılmaz, gazetecilerin, ‘’Heyecanlı mısınız?’’ sorusuna ‘’Çok...’’ diye esprili bir yanıt verdi. Yılmaz, Genel Kurul Salonunda nerede oturacağını da gazetecilerden öğrenmeye çalıştı. Muhalefet sıralarının en arkasındaki koltuklarda yerini alan Yılmaz’ın, yanına Sivas Bağımsız Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu oturdu. İkili sık sık sohbet etti.  
 

 
 
Terörist desem ne etkim olur ki 
 
NTV’ye açıklamalarda bulunan Türk, “Biz çok da değişmedik” diyen Türk, operasyonların, inkar ve imha politikalarının sonuç olmadığının görüldüğünü, milliyetçi dalgaya karşı halkın kardeşleşmesini sağlayacak projeler üretmek gerektiğini vurguladı. Türk şunları söyledi: “Yaşadığı süreç insanı değiştirir. Bakış tarzı, sorunlara bakış değişir. Tabii ki değişmek, koşullara göre yenilenmek sorumluluğumuz var. Şu andaki pozisyonumuz diyalog, uzlayışı arayışı. Devletin ve hükümetin de böyle bir mantıkla meseleleri ele alması lazım. Çözümü şiddetle, silahta aramıyoruz. Çatışmanın bitmesi gerekir diyoruz.”  
 
BASININ İDDİALARI  
 
Ahmet Türk, DTP’lilerin PKK’yı kınaması için yapılan çağrıların hatırlatılması üzerine de şunları söyledi: “Mesele sorunu çözmekse, benim etkili bir konumda olmam lazım. Kınıyorum, terörist, dediğim zaman, benim etkim ne kadar olur? Kendi yurttaşını kucaklayacak politika ortaya çıktığı zaman, biz etkin oluruz, rol oynarız. Kınadıktan sonra benim ne etkim olur! Sorumlulukla hareket edilmesi gerekir.” Daha önce Meclis’te MHP’li milletvekilleriyle tatsızlık yaşanacağı yönündeki yorumların hatırlatılması üzerine Ahmet Türk, bu tür iddiaların basın tarafından yaratıldığını ileri sürdü,  
 
 
 
Bülent SARIOĞLU/Dilek GEDİK/ Deniz GÜÇER/Volkan YANARDAĞ/ Mutlu ÇÖLGEÇEN/Hüsniye ORAL / ANKARA

 
 
  05.08.2007
 
 
 
Mesajlar alkışlarla verildi

Yeni parlamento son dönemin en renklisi olacağını önceki gün düzenlenen yemin töreniyle ortaya koydu. Yemin maratonu “alkış ve tokalaşma diplomasisi”ne sahne oldu. Seçim meydanlarında birbirlerine en acımasız eleştiri ve suçlamaları yönelten liderler, TBMM’de ilk defa bir araya geldiklerinde yalnızca dikkatli izleyicinin anlayacağı ince mesajlar verdi. Bu mesajlar önümüzdeki dönemde Meclis’te farklı işbirlikleri ve oluşumların da işaretini verdi.  
 
İşte maratonun ayrıntıları:

•  MHP lideri Devlet Bahçeli, Akın Birdal ve Sebahat Tuncel dışındaki tüm DTP’lileri, yeminlerinin ardından alkışladı. Buna karşın Abdullah Gül, Tuncel’i alkışladı.  
 
Gül için ayağa kalktılar

•  Kayseri Milletvekili olarak TBMM’ye giren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yemininden önce ve sonra AKP’liler tarafından ayakta alkışlandı. Gül’ü alkışlayan isimler arasında CHP’li Ali Topuz ve Nesrin Baytok ile bazı MHP’lilerin olması da dikkat çekti. Bahçeli de Gül’ü alkışlayan isimler arasındaydı. Gül de Bahçeli yemin ettikten sonra onu alkışladı.

•  Eski Başbakan Bülent Ecevit’in koruması DSP kontenjanından CHP İzmir Milletvekili olarak seçilen Recai Birgün, Baykal yerine Bahçeli ile tokalaşmayı tercih etti. Baykal dahil CHP sıraları ise hiçbir DSP’liyi yemin ettikten sonra alkışlamadı.

•  Manisa Milletvekili Bülent Arınç yemin için adı okununca bazı AKP’liler ayakta alkışladı. Arınç yeminini bitirdikten sonra da AKP’lilerin tümünün alkışını almaması dikkat çekti. Arınç’a Gül’den uzun alkış gelirken muhalefetten sadece DTP’li Sırrı Sakık’tan alkış desteği alabildi.

•  AKP İstanbul Milletvekili Osman Yağmurdereli, milletvekili andını okuduktan sonra, kendi elini öpüp alnına götürdü. Yağmurdereli, bu hareketinin anlamını soran gazetecilere, “Sayın Bahçeli’ye büyük saygım var. O nedenle ona dönerek bu hareketi yaptım” dedi. 
 

 
 
Baykal hızla solladı 
 
CHP Lideri Deniz Baykal, Bahçeli ve DTP Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün ön sırada oturduğu bölümden geçerken tokalaşmamayı ve selam vermemeyi tercih etti. Baykal ilerleyen saatlerde sadece yan tarafında oturan Bahçeli’ye başıyla selam vermekle yetindi.

•  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Baykal’ı, Baykal da Erdoğan’ı yemin etmesinin ardından alkışladı. Genel Kurul’da kabine sıralarında oturan Erdoğan, ne Deniz Baykal ne de Devlet Bahçeli ile tokalaştı.  
 

 
 
Bağımsız olmanın ayrıcalığı 
 
Rize’den bağımsız milletvekili seçilen eski Başbakan Mesut Yılmaz’ı yemin etmek üzere kürsüye çıkarken Bahçeli, MHP’liler, DTP’liler, bazı AKP’liler ve CHP’liler alkışladı. Yılmaz’ın yemininin ardından da yine Bahçeli ve Gül ile salonda bulunan milletvekillerinin çoğunluğu alkışladı. Baykal, Bahçeli gibi Yılmaz’ı da alkışlamadı. 
 
Dilek GEDİK/ANKARA

 
 
  06.08.2007
 
 
Bizim elimizde hiçbir zaman silah olmadı

DTP ilk grup toplantısını dün parti genel merkezinde gerçekleştirdi. TBMM’de MHP ile aynı grup toplantı salonunu kullanacak olan DTP, bu partinin de dün toplantısı olması nedeniyle milletvekilleriyle genel merkezde bir araya geldi.  
 
İlk grup toplantılarını gerçekleştiren MHP ile DTP arasında da ilk polemik dün yaşandı. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Meclis Grubu’ndaki “Uzatılan eli havada bırakmayız ama diğer elle Mehmetçiğe kurşun sıkılmasına asla tahammülümüz olmaz’’ şeklindeki sözlerinin Sırrı Sakık’a hatırlatılması üzerine, Sakık “Bizim elimizde hiçbir zaman silah olmadı, şiddet olmadı. Bunu Bahçeli de biliyor. Bu konuyla ilgili daha sonra açıklama yapacağız’’ dedi.

 
 
  09.08.2007
 
 
Bahçeli’den iki mesaj

 

1-MHP Lideri Bahçeli ilk grup toplantısında DTP ve AKP’ye mesajlar verdi. Bahçeli, DTP’lilerle el sıkışmasını hoşgörü olarak nitelendirdi ancak uyarısını da yaptı: Bir taraftan el sıkarken diğer el ile Mehmetçiğe kurşun sıkılmasına tahammülümüz olamaz 
 
2-Devlet Bahçeli’nin ikinci mesajı ise cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak AKP ve Abdullah Gül’e gitti: Türkiye’nin acil çözüm bekleyen sorunları dururken kısır bir ihtiras uğruna inatlaşmanın demokrasimizin de hayrına olmayacağı anlaşılmalıdır 
 
MHP Lideri Devlet Bahçeli dün partisinin ilk grup toplantısını yaptı. Grubun açılışında şehitler için saygı duruşu ve İstiklal Marşı okundu. Bahçeli, trafik kazasında yaşamını yitiren İstanbul Milletvekili Mehmet Cihat Özönder’i anarak konuşmasına başladı. Şehitlerin ve Adıyaman’dan Karadeniz’e işçi taşıyan minübüs kazasında ölenlerin ailelerine rahmet, yaralılara acil şifalar diledi. Bahçeli, 22 Temmuz seçimlerinin değerlendirmesini yaptığı konuşmasında milletin MHP’ye muhalefet görevi verdiğini bu görevi en iyi şekilde yerine getireceğini belirtti. Bahçeli şu mesajları verdi: 
 
DİYALOĞUN ADRESİ: Partimiz milli duruşun, hoşgörünün, diyaloğun adresi olacak demiştim. Ancak göstereceğimiz bu uzlaşma ve hoşgörünün milli devlet, üniter yapı ve Cumhuriyetin temel değerleri ekseninde olacaktır. Yapıcı rol oynayacağımızı söylerken, uzaltılan elleri elbette havada bırakmayız. Fakat bir taraftan el sıkarken diğer el ile Mehmetçiğe kurşun sıkılmasına da asla tahammülümüz olmayacaktır. Bu tutumumuzun gizli ya da sinsi emelleri için bir fırsat zannedenlerin niyetlerini bir kez daha gözden geçirmelidir.  
 
DTP’Yİ ANAYASAL ÇİZGİYE ÇEKTİK: MHP’nin Meclis’teki mevcudiyetinin Türk siyasetinin dengelerini değiştirmiş olduğunun ilk işaretleri alınmaya başlamıştır. Nitekim geçmişte Meclis çatısı altında sorun yaratan milli hassasiyetlerle sıkıntıları olanların başlangıç itibarıyla anayasal çizgiye çekilmek durumunda kalmaları kamuoyunun gözü önünde cereyan etmiştir. 
 
SEREMONİ OLMASIN: Ettiğimiz yemini önemli ve kalıcı kılacak olan bundan sonraki süreçte ant içtiğimiz mukaddesatımıza gösterilecek sadakat olacaktır. Aksi tutum ve davranışlar bu yemini sembolik bir seremoniden öteye götürmez. 
 
YANLIŞ HESAP YAPMAYIN: MHP’nin uzlaşmacı tavrı üzerinden yıkıcı ve bölücü niyetlere meşruiyet kazandırılmaya çalışılması halinde en sert cevabı yine MHP verecektir. Bu nedenle iktidar, muhalefet ve bağımsız her milletvekiline düşen görev milli meselelerde yanlış adım atmaktan kaçınılmasıdır. Parlamentoya girmemiz yapılan yanlışları gözardı etmemizi gerektirmez. Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini ve yapısını tartışmaya açmak, etnik köken farkılılıklarına dayanarak bunları yıkmaya çalışmak ve seyirci kalmak devletin ve milletin birliğine kastetmekle eş değerdir. Bunun adı da bize göre ihanettir. MHP bu emelleri besleyenlere hiçbir şart altında asla geçit vermemek üzere milletten yetki almıştır. Kimse hayal peşinde koşmamalı, Türk milletinin gücü ve MHP’nin sabrı üzerinden yanlış hesap yapmamalıdır.  
 
İHTİRAS UĞRUNA İNATLAŞMA: Beklentimiz yaşanan gelişmelerden herkesin bir sonuç çıkarmasıdır. Türkiye’nin acil çözüm bekleyen sorunları dururken kısır bir ihtiras uğruna inatlaşmanın devamının devletimizin saygınlığına, milletimizin vakarına, demokrasimizin de hayrına olmayacağı artık herkesçe anlaşılmış olmalıdır. 
 
MHP’NİN ADAYI TOSKAY 
 
MHP’nin TBMM Başkanı adayı Antalya Milletvekili Tunca Toskay oldu. MHP İzmir Milletvekili Oktay Vural, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Ankara Milletvekili Cihan Paçacı tarafından TBMM başkanlığına aday gösterilen Toskay’ın adaylık dilekçesi Meclis’e sunuldu. 
 
AĞLAMALARI KESTİK 
 
Yeni Meclis’in önünde, TBMM Başkanlık seçimi ve geçen dönemden kalma ciddi bir sorun olan Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Cumhurbaşkanlığı seçiminde TBMM’de hazır bulunacağımızı açıklamıştık. Bu açıklamamızla kronikleşen ağlamalar, sızlanmalar bıçak gibi kesilmiştir. Tartışmalar başka mecralara kaymıştır. Artık hayali düşmanlar yaratarak istismar edilecek bir husus kalmamıştır. AKP’nin üreteceği mazeret kaçacağı sığınak kalmamıştır.  
 
Biz cumhurbaşkanlığı seçimi günü orada olacağız dedik, şimdi sıra iktidar partisinde. AKP seçimden elde ettiği sonucu, sürdürdüğü inatlaşma ve cepheleşme politikasının siyasal onayı olarak algılarsa yeni bir kriz kaçınılmaz olur.  
 
CUMHURBAŞKANI TANIMI  
 
CumhurbaŞkanI, Türkiye’nin bütünlüğü, devletin milli ve üniter yapısını temsil ve taşıma konusunda tereddüt bırakmayacak fikri mcaziya sahip, Cumhuriyetin kurucu felsefesini özümsemiş, mutlak güvenilecek ilkeli berrak, açık bir düşünce yapısına dürüst şaibesiz manevi değerlere saygılı hüviyeti ile tebaruz etmiş, demokrasinin ilkeleri konusunda tam duyarlılık ve kararlılığa sahip bir şahsiyet olmalıdır. 
 
Hüsniye ORAL

 
 
  09.08.2007
 
 
 

2-CHP ve AKP yine aynı Mecliste yine aynı söylem ve siyasi çatışma içinde olacaklardır. 
 

3-Yürütülecek olan Yasama ve kanunlarla Cumhurbaşkanlığı  seçimi ve diğer çıkartılacak birçok kanunlarla ilgili milletvekilleri yine aynı tarzda siyasi kavgalara yol açacaktır.

 
Vekile ‘İmralı’ önlemi

Adalet Bakanlığı “Hükümlü ve tutuklu ziyaret yönetmeliği”nde apar topar bir değişiklik yaptı. Milletvekillerinin cezaevi ziyaretlerine sınırlama getiren yönetmelik değişikliği, DTP kökenli bağımsız milletvekillerinin İmralı ziyaretini önlemeye yönelik olarak yorumlandı. Düzenleme, ilgili bir komisyon üyesi olmadığı müddetçe milletvekillerinin terör suçlularını ziyaretini önlüyor. 
 
Adalet Bakanlığı tarafından dün Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile milletvekillerinin, aralarında Abdullah Öcalan gibi terör örgütü liderlerinin de bulunduğu pek çok terör suçlusunu ziyaretine kısıtlama getirildi. Eski yönetmelikte yer alan “Milletvekillerinin, ceza infaz kurumlarındaki yaşam şartlarını yerinde görerek tespitlerde bulunmak, inceleme yapmak veya hükümlü ve tutuklular ile görüşmede bulunmak amacıyla yapmış oldukları istemler, ceza infaz kurumu idaresine bilgi vermek koşuluyla yerine getirilir. Milletvekilleri, hükümlü ve tutuklularla açık ziyaret şeklinde görüşebilir” şeklindeki hükme sınırlama getirildi. Yapılan değişiklikle, Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan suçlardan tutuklu ve hükümlü olanlar ile bunların ceza infaz kurumunda barındırıldıkları bölümler, yalnızca TBMM’nin ilgili komisyon üyeleri tarafından komisyon kararı ve görevi çerçevesinde ziyaret edilebilecek. Eski yönetmelikte ise milletvekilleri tüm mahkumlarla açık görüş yapma hakkına sahipti.  
 
ARAŞTIRMA YETKİSİ 
 
Yönetmelikte yapılan önemli bir değişiklik ise cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüleri ziyaret edecek kişiler hakkında kolluk güçlerine araştırma yapma yetkisinin verilmesi oldu. Yönetmeliğin 1. maddesinde yapılan değişiklik şöyle ifade edildi:  
 
“Hükümlü ve tutuklular, birinci fıkrada sayılanlar dışında kalan üç ziyaretçisinin adı ve soyadı ile bilmesi halinde adresini ceza infaz kurumuna kabulünden ve kendisine bu hususun tebliğ edildiği tarihten itibaren 10 gün içinde bildirir. Bu ziyaretçiler, ölüm, ağır hastalık, doğal afet, hükümlü ve tutuklunun nakli ya da ziyaretçinin ziyaret olanağını ortadan kaldıracak yerleşim yeri değişikliği gibi zorunlu haller dışında değiştirilemez. Ceza infaz kurumu yönetimince, gerekli görülmesi ziyaretçiler hakkında, ziyarette bulunmalarında sakınca bulunup bulunmadığı konusunda kolluk aracılığıyla araştırma yaptırılır. Sakıncalı görülenlere ziyaret izni verilmez.”
 
 

 
 
Öcalan’ın avukatından tepki 
 
Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Hatice Korkut, yönetmeliğin TBMM’nin yetkilerinin sınırlandırılması açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Hukuki değil siyasi saiklerle yapılmış bir değişiklik” diyen Avukat Korkut, “Ülkeyi yöneten insanların, milletvekillerinin ceza infaz kurumlarındaki hükümlü ve tutukları görebilmesinin önünde bir sınırlama olamaz. Yönetmelik İmralı ile ilişkilendiriyor. Ancak zaten orası askeri yasak bölge. Normal şartlarda da milletvekillerinin orayı ziyaretinde zorluklar var. Hizmet ettiği siyasi mantığı anlamadık. Hiç kullanılmamış bir mekanizmaya sınırlama getirilmek isteniyor” dedi.

 
 
  29.07.2007
 
 
 

4-Yürütülecek dış politikalarda büyük yanlışlıklar yapılacak.

25.8.2007 Akşam gazetesinden alıntıdır.

Dünya
 
‘Kürtlerle ittifak kapıda’

AK Parti’nin ikinci kez iktidarı kazanmasından sonra Kürtlerle barış umutlarının arttığı öne sürüldü. Seçimin Erdoğan’a ordunun Kuzey Irak’a operasyon yapma isteğine direnme hakkı kazandırdığı, Erdoğan’ın Kürtlerle diyalog kuracağı iddia edildi. “Kansız devrim olmaz” başlığını taşıyan Maureen Freely imzalı makalede de, seçimlerin, demokrasi yolundaki ilerlemeye işaret ettiği ancak ordunun ise bunun önüne taş koymak isteyebileceği öne sürüldü. Orhan Pamuk’un ‘Kar’ adlı romanını İngilizce’ye çeviren Freely, “Halk tabanında, İslam ve laikliğin; Türkiye ve Avrupa Birliği’nin; hatta Türk ve Kürt’ün üretken şekilde birlikte var olabileceğine dair bol bol kanıt olduğunu” söylerken, “Ancak değişimi bloke etmeye kararlı ve bu kadar güçlü bir orduyla, bu o kadar kolay olmayacak. Demokratikleşme sürerse, büyük ihtimalle kansız da olmaz” iddiasında bulundu.

•  “Tüm bölge uzmanlarının Irak’a yönelik operasyon ihtimalinin azaldığı görüşünde birleştiklerini, Kuzey Irak’ta PKK ile savaşı seçim propagandalarının merkezine yerleştiren laik ve milliyetçilerin seçmenden onay alamadıklarını” yazdı.

•  Yazar Amir Taheri “bir askeri darbenin yolda olabileceğini” öne sürdü ve “her ne kadar ülkede bölünmüş bir görüntü olsa da AK Parti hükümetinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en başarılı Türk hükümeti olduğunu” yazdı.

•  İspanya’nın önde gelen gazetelerinden ABC de, yeni parlamento yapısına dikkat çekerek, “Erdoğan, milliyetçi Kürtler ile stratejik ittifaka hazırlanıyor” iddiasında bulundu. AKP’nin Güneydoğu’nun bazı yerlerinden çok iyi sonuçlar aldığına işaret eden gazete, Kürtler ile AKP’nin ortak yanının da “geleneksel Kemalizm’e olan tiksinme” olduğunu öne sürdü.

•  Sonuçların Kürtler için de iyi haber olduğu değerlendirmesini yaptı. Gazete, Erdoğan’ın Kuzey Irak’a asker gönderilmesine ilişkin baskıları bu destek oranıyla püskürtebileceği yorumu yaptı.  
 

 
 
Erdoğan’ı sıkı işbirliği sözü 
 
ABD Başkanı George Bush, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak seçimlerde gösterdiği başarıdan dolayı kutladı. Dün öğleden sonra Erdoğan’ı arayan Bush, AKP hükümeti ile daha sıkı işbirliği yapacağını da iletti. Bush Başbakan Erdoğan’a şunları söyledi: “Seçimde çok büyük bir başarı elde ettiniz. Gerçekten önemli bir başarı kazandınız. Sizi tebrik ediyorum. Kendim ve Amerikan halkı adına kutluyorum. Bugüne kadar sizinle uyum içerisinde çalıştık. Bundan sonra çok daha sıkı ve yoğun işbirliğimiz olacak. Bundan emin olabilirsiniz.” 
 
Erdoğan da sonucun sürpriz olmadığını Bush’a ileterek, “Umarım yeni dönemde çok daha güçlü bir işbirliği içerisinde oluruz” dedi.
 
 

 
 
Barzani’den dostluk mesajı  
 
KUZEY Irak’taki bölgesel Kürt yönetimi lideri Mesut Barzani, Türkiye’deki genel seçimin galibi AKP’ye “Dostluk Mesajı” gönderdi. Mesut Barzani, AKP’nin zaferiyle sonuçlanan seçimlerin Irak ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesine vesile olmasını diledi. Kürdistan Demokratik Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu Safin Dizayi de, bu sonuçların ikili ilişkilere hizmet etmesini umduğunu belirtti.

 
 

6-Dış borç daha da artacak.

6 aylık cari açık 19.6 milyar dolar

Türkiye’nin cari açığı haziran ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,7 oranında artarak, 2 milyar 868 milyon dolardan 3 milyar 317 milyon dolara çıktı. 2007 yılı Ocak-Haziran dönemi cari açığı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,1 artarak 19 milyar 598 milyon dolardan 19 milyar 612 milyon dolara yükseldi. Merkez Bankası, bu yılın haziran ayına ilişkin Ödemeler Dengesi verilerini açıkladı. Buna göre, haziran ayı cari işlemler hesabı alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, ödemeler dengesi tablosundaki dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,8 artarak 4 milyar 214 milyon dolara çıkarken, hizmetler dengesindeki fazla yüzde 2,4 oranında büyüyerek 1 milyar 262 milyon dolara çıktı. Aynı ayda gelir dengesindeki açık yüzde 9,8 azalışla 490 milyon dolara düşerken, cari transferlerden kaynaklanan girişler 125 milyon dolar oldu.

 
 
  09.08.2007
 
 
 
Sanayide üretim artışı yavaşladı

Türkiye’nin sanayi üretimi bu yılın haziran ayında, 2006 yılının aynı ayına kıyasla yüzde 1,8 oranında arttı. Sanayi üretimindeki artış, 2006 yılının Haziran ayında yüzde 10 olmuştu. Üretim, 2006 yılı Ocak ayındaki 5,2’lik düşüşün ardından son 1,5 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2007 Haziran ayı Sanayi Üretim Endeksi sonuçlarını açıkladı. Buna göre haziranda, madencilik sektöründe yüzde 2,9, elektrik, gaz ve su sektöründe de yüzde 8,2, imalat sanayinde ise yüzde 1,1 oranında üretim artışı görüldü. Geçen yıl haziran ayında ise üretim artışı, madencilik sektöründe yüzde 10,9, imalat sanayinde yüzde 9,6, elektrik, gaz ve su sektöründe ise yüzde 13,8 olmuştu.

 
 
Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.    Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.    Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. 09.08.2007
 
 

7- Yabancıya toprak ve sanayi kuruluşları daha çok satılacak.

Acıbadem’in yüzde 21’i Araplara satıldı

ACIBADEM Sağlık Hizmetleri, yüzde 21.66 hissesini Abraaj Capital Grubu’na bağlı Almond Holding’e sattı. İMKB bülteninde yer alan açıklamaya göre, şirketin hissedarlarına ait B grubu hisselerinin her biri ...  
 

8- İslamcı örgütlenmeler daha da keskinleşecek ve ülke içinde saldırıları artacak.

9-İran,Kıbrıs politikası çıkmaza girecek ABD Türkiye’yi Ortadoğu politikası sebebi ile savaşa sürükleyecek.  
 

18.09.2007 Akşam gazetesinden alıntıdır.

 Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. 
 
 
 
Politika 
 
 

Göreve gelir gelmez TSK’ya işgalci demişti

KIBRIS Rum Yönetimi’nin yeni Dışişleri Bakanı Markulli, göreve atanmasından sonra NTV’ye verdiği röportajında şu ifadeleri kullanmıştı: "Bir Rum olarak benim ilgilendiğim şey son haftalarda Türkiye’de yaşanan değişimlerin Kıbrıs sorununun çözümüne etkisinin olup olmayacağı. Ancak maalesef gördüğüm kadarıyla, ordunun bu konudaki rolü değişmedikçe bu mümkün değil. Kıbrıs konusu Türk ordusunun karar verdiği ‘ulusal konular’ arasında. Orgeneral Büyükanıt’ın son açıklamalarını hiç teşvik edici görmüyoruz. Bu açıklamalar Türkiye’yi birkaç yüzyıl geriye götürüyor. Türk ordusu burada, Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin topraklarını işgal ediyor ve vatandaşlarının insan haklarını elde etmesini engelliyor. Türk ordusunun Ada’daki rolü bu." 
 
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 
 
18.09.2007 Akşam gazetesinden alıntıdır.

Politika

 
Büyükanıt’a dil uzatmak haddin değil

Rum Yönetimi'nin yeni Dışişleri Bakanı Markulli'nin 'Büyükanıt Türkiye'yi birkaç yüzyıl geriye götürüyor' sözlerine, Türkiye'den sert yanıt geldi: Haddini bil! 
 
Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli’nin son dönemde Türkiye ile ilgili yaptığı açıklamalara sert tepki gösterdi. Markulli’nin Türkiye’nin iç konularıyla ilgili görüş belirtecek ve değerlendirmelerde bulunacak bir muhatap olmadığını belirten Dışişleri, TSK ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a dil uzatmanın da Markulli’nin haddine olmadığını bildirdi. 
 
BÜYÜKANIT'A JEST 
 
Büyükanıt’ın Rum bakanın bir Türk televizyonunda yayınlanan sözleriyle ilgili tepki gösterdiği ve buna karşı Dışişleri Bakanlığı’ndan tepki beklediği basına yansımıştı. Bakanlık yaptığı açıklamayla Rum bakana tepki göstererek bir anlamda Büyükanıt’a jest yapmış oldu. 
 
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklama şöyle: “Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markulli’nin son günlerde Türkiye, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt hakkında yakışıksız ifade ve beyanlarda bulunduğu görülmüştür. Markulli, Türkiye’nin iç konularıyla ilgili görüş belirtecek ve değerlendirmelerde bulunacak bir muhatabı değildir. Kaldı ki, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Sayın Genelkurmay Başkanımıza dil uzatmak Markulli’nin haddine de değildir.” 
 
BARIŞIN KAYNAĞIDIR 
 
Açıklamada, Türkiye’nin Kıbrıs'ta bulundurduğu Silahlı Kuvvetleri'nin, Kıbrıs’a 1974’ten bu yana huzur ve istikrar getirdiğinin altı çizilerek, “Kıbrıs’ta barışın teminatı Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri’dir” ifadesi kullanıldı. 
 
Türkiye’nin Kıbrıs politikasının milli bir politika olduğunun ve kararlılıkla sürdürüleceğinin vurgulandığı açıklamada, Büyükanıt’ın Kıbrıs’la ilgili açıklamalarının da bu politikayı yansıttığına dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca, “Uluslararası toplum, Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de bir istikrarsızlık unsuru olmaya devam eden Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tahrikkâr ve sorumsuz tutumunu gözardı etmemelidir” denildi.

 
 

31.09.2007 Akşam gazetesinden alıntıdır.

Sarkozy’den 5 başlıkta AB freni 
 
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin, Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili ‘Önce 30 başlık görüşülsün’ önerisi netleşiyor. Sarkozy’nin sona saklamak istediği 5 başlıkla birlikte Türkiye’ye karşı imtiyazlı ortaklık projesini masada tutmak istediği anlaşılıyor. Bu projeyi destekleyen başlıklar arasında en önemlilerini ise Türkiye’nin AB kurumlarındaki yeri ve Türkler için Avrupa vatandaşlığı uygulaması oluşturuyor. Diğer 3 başlık ise şöyle sıralanıyor: Tarım ödenekleri ve ortak tarım politikası, bölgesel yardımlar, para birliği ve euroya geçiş, Bu arada, AB vatandaşları arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, yakın gelecekte birliğe üye olması beklenen ülkeler sıralamasının başında Türkiye’nin yer aldığı ortaya çıktı.

10-Kürt militanları Baskılarını yoğunlaştıracak.

10.uncu maddeye yönelik gelişmeler 31.09.2007 akşam gazetesinden alıntıdır.

Pentagon: PKK'da ABD silahı var
 
 
Türkiye’nin PKK’lı teröristlerin üzerinde ele geçirildiğini belirttiği ABD çıkışlı silahlarla Amerikan ordusunun Irak güvenlik güçlerine verdiği bazı silahların aynı olduğu, Pentagon tarafından da doğrulandı 
 
The New York Times gazetesi, Türkiye’de ele geçirilen silahlarla ABD’nin Irak polis güçlerine 2004 ve 2005 yıllarında sağladığı bazı silahların seri numaralarının çakıştığını yazdı. Bu gelişmenin, Savunma Bakanı Robert Gates’in Irak’ta akıbeti belirsiz Amerikan çıkışlı silahlara ilişkin kaygısını artırdığı ve bu çerçevede açılan soruşturmanın derinleştirileceği bildirildi. Seri numaraları çakışan silahlar arasında, ABD’nin Irak güvenlik güçlerine dağıttığı AK 47 tipi Kaleşnikof ve Avusturya yapımı Glock marka tabancaların da yer aldığı belirtildi. Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy, temmuzdaki konuşmasında, terör örgütü PKK’nın elindeki ABD çıkışlı silahlarla ilgili olarak Iraklı Kürt gruplarını suçlamıştı.  
 
YÜZLERCE OLABİLİR 
 
The New York Times’a göre Pentagon yetkilileri, bu silahların, çalındıktan veya çatışmalarda kaybolduktan sonra karaborsada satılarak Türkiye’ye sokulmuş olabileceğini savundu. Amerikalı yetkililer, Türkiye’de ele geçen ABD çıkışlı silah sayısının, onlarca veya yüzlerce olabileceğini kaydetti. Pentagon sözcüsü James Morrell ise, “Amerikan çıkışlı bazı silahlar Türkiye’de teröristlerin veya başka suçluların eline geçmişse, böyle bir durum bu devletin veya bu bakanlığın politikası değil’’ dedi. 
 
Sözcü Morrell, Pentagon hukuk müşaviri Jim Haynes’in, Türk yetkililerinin bu konudaki kaygılarını birinci elden dinlemek ve ABD’nin bu durumun aydınlığa kavuşturulması için Ankara ile çalışma konusundaki kararlılığını bildirmek için geçen ay sonunda Türkiye’ye gittiğini kaydetti.
 
 

11- Leyla Zananın Federasyon istemi güneydoğu’daki oyların bağımsızlar lehine dönmesine ve seçilmelerine neden olmuştur.

12-Güneydoğuda Barzani ve Talabaninin bağlı olduğu kuvvetler ve Iraktaki Iraklı kürt ve Türk gerillaları ABD ve Milli menfaatleri olan Diğer ülkeler Tarafından farklı metodlar ve siyaset izleyecek ve güneydoğuyu bölmeye çalışacaklardır.

Kuzey Irak ve PKK en büyük sınavımız

ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Demokrat Robert Wexler, terör örgütü PKK’nın 2004 yılından bu yana Türkiye’de düzenlediği saldırılarda yaklaşık 1500 kişiyi öldürdüğünü belirterek, ABD yönetimi, Bağdat hükümeti ve Iraklı Kürtlerden PKK’ya karşı daha etkili önlemler almalarını istedi. Türkiye’deki seçimler ve bölgedeki gelişmeler, Temsilciler Meclisi’nin Helsinki Komisyonu tarafından düzenlenen oturumda tartışıldı. 
 
Burada konuşan Wexler, seçim sonrasında Türk-ABD ilişkilerinin önündeki en büyük sınavın Kuzey Irak ve PKK konusunda ortaya çıkacağını söyledi. Wexler, “PKK, 2004’ten bu yana 1500 kişi öldürdü. ABD, PKK’ya karşı gerekeni yapmıyor dediğinde, Türk halkının haklı olduğu bir nokta var. ABD, Irak ve Iraklı Kürt liderlerin PKK’ya karşı daha fazlasını yapması kritik önem taşıyor’’ dedi.  
 
DEMOKRASİ GÜÇLÜ 
 
Seçimlerin Türk demokrasisini güçlendirdiğini anlatan Wexler, AKP’nin yanı sıra Meclis’e giren diğer partileri kutladı. Wexler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’nin kayda değer bir bölümünün iradesini yansıttığını bildirdi. Türk-ABD işbirliğine dikkati çeken milletvekili, ABD’nin, Irak ve Afganistan’a takviyesinin büyük bölümünü Türkiye üzerinden yaptığını hatırlatarak, “Biz Demokratlar, askerlerimizin Irak’tan çekilmesini istiyoruz. Bu işlemde de Türkiye’nin yardım etmekte oynayacağı önemli rol var’’ dedi.

28.07.2007 
 

 
 

Bush, Ermeni lobisinin baskısına boyun eğdi

Beyaz Saray, Ermeni lobisine destek veren Demokratlar’ın vetosuna boyun eğerek sözde Ermeni soykırımı iddialarını reddeden Richard Hoagland’ın Ermenistan’ın başkenti Erivan’a büyükelçi olarak atanmasından vazgeçti. Ermeni soykırımını reddettiği gerekçesiyle Richard Hoagland’ın atamasına geçen ocak ayında itiraz eden Demokrat Partili Senatör Robert Menendez’in itirazı sürünce Beyaz Saray atama talebini geri çekti. Senato’da bir kişinin koyduğu şerh bile bir büyükelçinin atamasını engelleyebiliyor. Hoagland’ın adaylığı Senato’daki Demokratlar tarafından geçen ocak ayında ikinci kez engellenmiş, Bush yönetimi ise diplomatı yeniden aday göstermişti. Amerika’nın eski Erivan Büyükelçisi John Evans’ın Birinci Dünya Savaşı sırasında meydana gelen olayları “soykırım” olarak nitelemesi Türkiye’nin tepkisine yolaçmış ve Evans, üç yıllık görev süresinin dolmasına bir yıl kala Washington’a geri çekilmişti. 
 
 
 

05.08.2007  
 

 
 
 
   
 
 

13-Ordunun iç siyasete ve hükümete yoğun baskılar yapacaktır.

TSK'nın değişimi
 
Kendimizi, kurumları, fikirleri sürekli olarak eleştireceğiz ve değişeceğiz, yenileneceğiz, başka çaremiz yok... Yoksa çok büyük mücadeleler sonunda kurmuş olduğumuz bu cumhuriyet, kendi içinden çürümeye başlar ve sonunu da ne iç ne de dış düşman değil, dostları getirebilir 
 
Ordular, modern gelişmelere ayak uydurmaları, değişen koşullara kolay adapte olmaları ve yeni fikirleri kolay kabul etmeleri ile meşhur olan kurumlar değildirler. Dünyanın her ülkesinde bu tespiti yapabilirsiniz. Türkiye’de ordunun değişmemesi için özel nedenler de vardır. ‘Dış düşman’ vardır, ‘iç düşman’ vardır ve bunlar sırayla gündeme geliyorlarmış izlenimini verirler. 
 
Bu kolay değişime uğramama durumu, bir ölçüde kurumun işlevi ile ilgilidir. Disiplinli, hiyerarşik düzen içinde savaşa hazırlıklı olmak zorunluluğu, bu kurumu son derece güç değişir hale getirmiştir.  
 
Bunu kabul etmekle birlikte, orduların içinde bulundukları toplum düzenine paralel bir yaşam sürdürür gibi olmaları da toplum ve orduyu birbirine yabancılaştırabilir, bu da tehlikeli bir gelişmedir. 
 
Yüksek Askeri Şûra toplantısının başlayacağı gün, bu konuları genel çerçevesinde tartışmak istedim. Bu, Türkiye’nin tabu konularından bir tanesidir. Orduya zarar vermeme kaygısıyla, konu tabu haline getirilmiştir. Ama konuyu hiç düşünmeme alışkanlığı, aslında orduya zarar vermeye başlamıştır.  
 
Bir insana ve kuruma yapılabilecek en büyük kötülük; onlara sürekli ‘sen haklısın, sen mükemmelsin’ demektir. Bu tavır, kurumu ve kişiyi hızla yıpratabilir. 
 
Türk aydınlarının, TSK’yı her türlü eleştirinin üstünde tutma tavırları, sonunda korumaya çalıştıkları kurumu maalesef zedeler hale de gelmiştir. 
 
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt önceki gün “TSK’nın görüşleri günlük değişmez. 12 Nisan’da söylediğimiz şeylerin aynen şu anda da arkasındayız” dedi.  
 
Aslında çoğu insan, bu görüşlerin değişmesi beklentisi içinde değil. Hatta aksine bu görüşlerin var olması da toplumda bir güvence olarak görülüyor. 
 
Tamam; TSK’nın görüşleri günlük değişmesin, gününe göre hiç değişmesin ama bırakın günlük değişimi, bu görüşler 10 yılda bir bile yenilenmiyor ki...  
 
Biraz detaylı inceleme yaparsak, yüzyıllık bir değişimsizlikten bile söz edebiliriz. 
 
Bu konu anayasa ile ilgili son başlayan tartışmayla da alakalıdır.  
 
Zafer Üskül hoca, Atatürk ilkeleri konusunda bazı saptamalarda bulundu ve büyük tartışma çıktı.  
 
Birçok insan, Zafer Üskül hocanın bu açıklamayı AKP’li olmasına bağlamaya çalıştı. Halbuki Zafer hoca bu açıklamayı AKP’li olduğunu unutarak yapmış olmalı. Hatırlasaydı, eskiden bu yana söylediği lafların artık yanlış yorumlanacağını görürdü. 
 
Bilim adamı olarak Zafer Üskül’ün yapmış olduğu tespitin temelinde ‘Atatürk ilkelerinin’ tartışılması, toplumsal süreçler bazında tekrar yorumlanması ihtiyacı yatıyor. 
 
Kendimizi, kurumları, fikirleri sürekli olarak eleştireceğiz ve değişeceğiz, yenileneceğiz, başka çaremiz yok... Yoksa çok büyük mücadeleler sonunda kurmuş olduğumuz bu cumhuriyet, kendi içinden çürümeye başlar ve sonunu da ne iç ne de dış düşman değil, dostları getirebilir. 
 
Görüşler gününe göre değişmesin tamam ama fikirleri yenileme ihtiyacını hiç de yabana atmayalım. Yenilenelim ve değişelim ki; daha güçlü olalım. 
 
TSK geçtiğimiz nisan ayı içinde yaşanmış olayları tekrar düşünüp değerlendirmek zorundadır.  
 
‘Biz o zaman da haklıyız bugün de’ tavrı bir yere çıkmaz.  
 
Büyükanıt, ‘27 Nisan bildirisinin seçim sonuçlarını etkilediği iddiasına katılmadığını’ söyledi.  
 
Paşa, kendi içini rahatlatmak için bunu söylüyorsa diyecek bir şey yok ama keşke Paşa AKP’nin seçim kampanyası sırasındaki mitinglerden bir tanesini izleyebilmiş olsaydı...  
 
O mitinglerde insanların nelere tepki verdiğini, neleri istediklerini görseydi...  
 
İşte o zaman ‘27 Nisan bildirisi galiba yanlış oldu’ diye düşünmeye başlayabilirdi. 
 
Modern, yeni düşüncelere açık insanlar olduklarını tahmin ettiğim komutanların kendi analizlerine daha fazla dinamilk katmaları ve sonunda kendilerini köşeye sıkıştırabilecek önyargılardan kurtulmaları gerektiğine inanıyorum. 
 
Türkiye, kendini yenileme dönemine girmiştir. Siyasette sağ-sol kendisini mecburen yenileyecek, AKP zaten değişim sürecine çoktan girdi, TSK’dan da aynı değişim sürecini niye beklemeyelim ki...  
 
Türkiye ancak bu değişimdeki bütünlüğü sağladıktan sonra geleceğe doğru adım atabilir, gelecek ancak bu şekilde güzel olabilir...  
 
Serdar TURGUT
 
 
  01.08.2007
 
 
 
Askerin yemin tavrı
 
 
Meclis teamüllerine göre, milletvikili yemini sırası Ankara iline geldiğinde, 1920-1923 yıllarında Ankara milletvekilliği yapan Atatürk’ün aziz hatırası önünde saygı duruşunda bulunuluyor. Oturumu yöneten başkan, sıra geldiğinde, “Sayın milletvekilleri, and içme sırası Ankara milletvekillerine gelmiştir. Ankara milletvekillerinin adları okunmadan önce, şimdiye kadar olduğu gibi geleneğe uyularak, Aziz Atatürk’ün ruhu için sizleri bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum” diyecek. Saygı duruşundan sonra da Ankara milletvekillerinin yemini başlayacak. Askerlerin bu saygı duruşundan sonra Genel Kurul Salonu’ndan ayrılmaları bekleniyor. Ankara’dan önce sıralamada yer alan Adana, Adıyaman, Afyon, Ağrı, Aksaray ve Amasya illerinde DTP’li bağımsız milletvekili bulunmuyor. 
 
İKİ GEREKÇE VAR 
 
TBMM’deki yemin törenini kendilerine ayrılan bölümden izleyecek olan askerlerin bu tavrının iki önemli nedeninin bulunduğu ifade ediliyor. Birinci neden, DTP’li bağımsız milletvekillerinin seçim meydanlarında PKK’ya ve Abdullah Öcalan’a yönelik destek mesajları; ikinci neden de DTP’li bağımsızların yemin sırasında Anayasal metne sadık kalmama ihtimali olarak gösteriliyor. DTP’li bağımsızlardan Aysel Tuğluk, seçim kampanyası sırasında, Abdullah Öcalan için “sayın” ifadesini kullanmış ve hakkında soruşturma başlatılmıştı. Batman Bağımsız Milletvekili Bengi Yıldız da, Tuğluk’u savunarak, “Dünyanın hiçbir yerinde bir kişiye ‘sayın’ dediği için ceza ile karşılaşan insanlara rastlayamazsınız” demişti.  
 
YILDIZ ZANA’YI ÖVMÜŞTÜ 
 
Seçim öncesi, “halklarinsesi.com” adresli Sesli Tartışma Platformu’na katılan Batman Bağımsız Milletvekili Bengi Yıldız, Leyla Zana’nın 1991 yılında yaptığı Kürtçe yemini meşru bir hareket olarak gördüğünü açıklamıştı. Yıldız, Zana’ya yönelik övgüsü şu sözlerle sürdürmüştü: 
 
“Leyla Zana onurlu bir insandır, dönemdeki çıkışına değer biçilmesi gerektiğine inanıyorum. Leyla Zana çok iyi bedel ödemesini bilen bir insandır.” 
 
PAŞA ELEŞTİRMİŞTİ 
 
GENELKURMAY Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt 16 Mart 2007 tarihinde Harp Akademileri’nde basına kapalı olarak yaptığı konuşmada, terör örgütü PKK’ya destek veren eski DEP’lilerin Meclis’ten emekli milletvekili maaşı ve temsil tazminatı almalarını eleştirmişti. AKŞAM’ın 30 Mart 2007 tarihinde manşetten duyurduğu haberde Büyükanıt, bu yöndeki tepkisini, “Bu teröristler arasında TBMM ile irtibatı hâlâ devam edenlerin bulunmasının, yüce Meclis’in itibar ve saygınlığı ile katiyen bağdaşmadığını bu vesileyle huzurlarınıza getirmek istiyorum” sözleriyle dile getirmişti. 
 

 
 
Kavakçı’ya da aynı tavır 
 
ASKERLER, 6 Kasım 1991 yılındaki yemin töreninde Hatip Dicle ve Leyla Zana’nın yemininden önce, 2 Mayıs 1999 tarihinde de türbanıyla Genel Kurul’a giren Merve Kavakçı’yı dinlemeden Meclis’ten ayrılmıştı. 1999 seçimlerinde ise başörtülü Nesrin Ünal, MHP’den Antalya milletvekili seçilmiş ancak TBMM’de başörtüsünü çıkarmıştı. Ünal, askerlerden büyük alkış almıştı.  
 
Mutlu ÇÖLGEÇEN / ANKARA

 
 
  27.07.2007
 
 

13-üncü maddenin tespitine yönelik gelişen cevap.

‘Köşk seçimi raydan çıkarsa ordu yine müdahale edebilir’

İTALYA’daki günlük gazetelerden La Repubblica’ya konuşan emekli Orgeneral Edip Başer, askerlerin, Başbakan Erdoğan’ın seçim sonrasında verdiği uzlaşı mesajlarından memnun olduğunu, sandıktan çıkan net sonuca saygı göstereceklerini belirtti. Başer. “AK Parti net galibiyet kazandı. İnsanların büyük bölümü tercihini muhafazakârlardan yana kullandı. Bu tercihe saygıdan başka çare yok” dedi.  
 
BİÇİMİ FARKLI OLUR 
 
Başer, “Askerlerden Uyarı:
Müdahaleye Her An Hazırlar” başlığıyla sunulan söyleşide, şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanını belirlemede durum raydan çıkarsa ordu yine müdahale edebilir. Bunu, nisan sonunda internette bildiri yayımlamaya oranla farklı bir şekilde de yapabilir. Ama Başbakan Erdoğan’ın işi böyle kritik bir noktaya taşıyacağını sanmıyorum. Askerler, kendisinin seçim sonrasında verdiği uzlaşı mesajlarından memnundurlar ve sandıktan çıkan net sonuca saygı göstereceklerdir.”  
 
ABDULLAH GÜL OLMAZ 
 
Edip Başer, AKP’nin cumhurbaşkanlığı için Abdullah Gül’ü yeniden aday göstermesine ihtimal vermediğini belirterek, “Ben, Tayyip Erdoğan’ın da Abdullah Gül’ün de, partinin adayının kamuoyunda yol açtığı tepki neticesinde milyonlarca insanın protesto için meydanlara döküldüğünün bilincinde olduklarını düşünüyorum” diye konuştu.  
 
Başer, “Gül neden olmasın?” sorusu üzerine şöyle dedi: “Bakın. Abdullah Gül, harika ve de çok iyi bir insan. Ama başka sebepler var. Sadece eşinin türbanlı olması değil, geçmişteki bazı beyanatları, cumhuriyet karşıtıymış gibi bir izlenim uyandırmıştır. İnsanlar kişinin geçmişine bakıyorlar: Bu, zihniyeti anlamak için gerekli.”

 
 
  25.07.2007
 
 
 
 

Aşağıdaki mesajı "kafanız" ile okumanızı öneririm..bu kadar açık bir "son" mesaj olmaz....!

 

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL YAŞAR BÜYÜKANIT'IN  
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI MESAJI  
 
( 27 Ağustos 2007 )

      Değerli Silah Arkadaşlarım,

      Tarih sahnesinde görüldüğü andan itibaren bağımsızlığı ile tüm dünyaya örnek olmuş yüce Türk ulusunun, vatanının işgal edildiği bir dönemde bu güçlere karşı verdiği onurlu mücadeleyi zaferle taçlandırışının bugün 85'inci yıl dönümünü kutlamanın coşkusunu yaşıyoruz.

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.      Türk ulusunun bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir anıtı olan bu zafer, Türk ordusunun yüksek kudret ve kahramanlığının bir göstergesi olmakla kalmamış ulusal birlik ve beraberliğin ne kadar büyük ve zinde bir güç olduğunu da ortaya koymuştur. Türk ulusunun zayıf zannedildiği dönemde kazanılan bu zafer, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel dayanaklarının ne derece sağlam ve sarsılmaz olduğunun en açık ifadesidir.

      Yokluğun ve teknik imkânsızlıkların kol gezdiği bir dönemde, düşman karşısında dimdik ayakta durma cesaret ve kararlılığı gösteren kahraman Türk ordusunun dokusuyla, bugün Bilgi Çağının gerekleri ile donanarak harp yeteneklerini üst düzeye ulaştırmış Türk Silahlı Kuvvetlerinin dokusu arasında en ufak bir fark yoktur. Bu doku, Türk ulusunun "doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudret" ile şekillenen ve Ulu Önder Atatürk'ün İlke ve Devrimleriyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatacak dinamik gücün temeli olmaya devam edecektir.

      Unutulmamalıdır ki, Atatürk Devrimi, demokratik bir niteliğe sahiptir. Padişahlığı ve halifeliği yıkarak yerine ulus egemenliğine dayanan Cumhuriyeti getirmiştir. Atatürk Devrimi, özünü Ulusal Kurtuluş Savaşı'ndan almıştır. Türk Milletinin bu büyük savaşı, hem Anadolu'yu ele geçirmek isteyen dış düşmanlara, hem de bu düşmanlarla iş birliği yapan Padişahlık ve Halifelik düzenine karşı verilmiştir. Bu mücadele dışarıya karşı bağımsızlığı, içeride de ulusal egemenliği amaçlamıştır.

      Bilime ve akla dayanan Atatürkçü Düşünce Sisteminin esaslarını kavrayamamış birtakım kötü niyetliler tarafından; Türk ulusunun birlik ve beraberliğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik ve demokratik yapısını bozmak ve çağdaş kazanımlarını ortadan kaldırmak amacıyla yürütülen sinsi planlar ne yazık ki her geçen gün farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.Üzülerek ifade ediyorum ki, yaşadığımız günlerde hem ülke içinden hem de ülke dışından Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan saldırılar artmış bulunmaktadır. Bu saldırıların amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından çok iyi bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını içine sindiremeyen bölücüler ile laik yapısını sistematik bir yaklaşımla aşındırmaya çalışan şer odaklarının yaklaşımlarını, tüm ulusumuz çok açık olarak izlemektedir.

      Bu tehditler karşısında, hiçbir etnik temele dayanmayan ve Anayasamızda açıkça belirtilen, soydaşlık değil yurttaşlık esasına dayanan ve Ulu Önderimiz Atatürk'ün: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına Türk ulusu denir." veciz ifadesinde yerini bulan Atatürk milliyetçiliği ve laiklik, bilim ve aklın parlak ışığı ile bütün bu karanlık güçleri boğarak bizi aydınlık bir geleceğe ulaştıracaktır.

      Bir hususu, Kurtuluş Savaşı'nın esas kahramanları olan yüce Türk ulusunun bilmesi gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerini, tüm dünyaya örnek olan çelik gibi disiplinini, birlik ve beraberliği ve Atatürk'ün ideolojiden uzak, bilim ve akla dayanan dinamik ve çağdaş Düşünce Sisteminin takipçisi olan personelini, bu tür saldırılar ve ihanetler yıldıramayacaktır. Bu direnç, Türk Silahlı Kuvvetlerinin genlerinde mevcuttur.

      Türk Silahlı Kuvvetleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyup kollama görevini Atatürkçü Düşünce Sisteminin rehberliğinde gerçekleştirirken kararlı duruşundan asla taviz vermeyecektir.

      Bu bilinçle hareket eden kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına ülkemizi bölmeye çalışan terör örgütü ile vermiş olduğu mücadelede başarılar diliyor, tüm kahraman evlatlarımızı ve onların komutanlarını sevgiyle kucaklıyorum. Unutmayın, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün: "Cumhuriyeti kuranlar, onu korumaya da muktedir olmalıdırlar." özdeyişi daima rehberimiz olacak ve bize güç verecektir. Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.

      Bu duygu ve düşüncelerle; başta Ulu Önder Atatürk olmak üzere yurdu ve ulusu uğruna seve seve canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi şükranla anıyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her kademesinde görev yapan, general/amiral, subay, astsubay, uzman erbaş, erbaş ve erlerimiz ile sivil memur ve işçilerimizin Zafer Bayramı'nı ve TSK Günü'nü kutlar; aileleriyle birlikte sağlık, mutluluk ve esenlikler dilerim.

      Büyük Zafer'in 85'inci yılı kutlu olsun.

.

      Türk ulusunun bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir anıtı olan bu zafer, Türk ordusunun yüksek kudret ve kahramanlığının bir göstergesi olmakla kalmamış ulusal birlik ve beraberliğin ne kadar büyük ve zinde bir güç olduğunu da ortaya koymuştur. Türk ulusunun zayıf zannedildiği dönemde kazanılan bu zafer, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel dayanaklarının ne derece sağlam ve sarsılmaz olduğunun en açık ifadesidir.

      Yokluğun ve teknik imkânsızlıkların kol gezdiği bir dönemde, düşman karşısında dimdik ayakta durma cesaret ve kararlılığı gösteren kahraman Türk ordusunun dokusuyla, bugün Bilgi Çağının gerekleri ile donanarak harp yeteneklerini üst düzeye ulaştırmış Türk Silahlı Kuvvetlerinin dokusu arasında en ufak bir fark yoktur. Bu doku, Türk ulusunun "doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudret" ile şekillenen ve Ulu Önder Atatürk'ün İlke ve Devrimleriyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatacak dinamik gücün temeli olmaya devam edecektir.

      Unutulmamalıdır ki, Atatürk Devrimi, demokratik bir niteliğe sahiptir. Padişahlığı ve halifeliği yıkarak yerine ulus egemenliğine dayanan Cumhuriyeti getirmiştir. Atatürk Devrimi, özünü Ulusal Kurtuluş Savaşı'ndan almıştır. Türk Milletinin bu büyük savaşı, hem Anadolu'yu ele geçirmek isteyen dış düşmanlara, hem de bu düşmanlarla iş birliği yapan Padişahlık ve Halifelik düzenine karşı verilmiştir. Bu mücadele dışarıya karşı bağımsızlığı, içeride de ulusal egemenliği amaçlamıştır. Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.

      Bilime ve akla dayanan Atatürkçü Düşünce Sisteminin esaslarını kavrayamamış birtakım kötü niyetliler tarafından; Türk ulusunun birlik ve beraberliğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik ve demokratik yapısını bozmak ve çağdaş kazanımlarını ortadan kaldırmak amacıyla yürütülen sinsi planlar ne yazık ki her geçen gün farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Üzülerek ifade ediyorum ki, yaşadığımız günlerde hem ülke içinden hem de ülke dışından Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan saldırılar artmış bulunmaktadır. Bu saldırıların amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından çok iyi bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını içine sindiremeyen bölücüler ile laik yapısını sistematik bir yaklaşımla aşındırmaya çalışan şer odaklarının yaklaşımlarını, tüm ulusumuz çok açık olarak izlemektedir.

      Bu tehditler karşısında, hiçbir etnik temele dayanmayan ve Anayasamızda açıkça belirtilen, soydaşlık değil yurttaşlık esasına dayanan ve Ulu Önderimiz Atatürk'ün: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına Türk ulusu denir." veciz ifadesinde yerini bulan Atatürk milliyetçiliği ve laiklik, bilim ve aklın parlak ışığı ile bütün bu karanlık güçleri boğarak bizi aydınlık bir geleceğe ulaştıracaktır.

      Bir hususu, Kurtuluş Savaşı'nın esas kahramanları olan yüce Türk ulusunun bilmesi gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerini, tüm dünyaya örnek olan çelik gibi disiplinini, birlik ve beraberliği ve Atatürk'ün ideolojiden uzak, bilim ve akla dayanan dinamik ve çağdaş Düşünce Sisteminin takipçisi olan personelini, bu tür saldırılar ve ihanetler yıldıramayacaktır. Bu direnç, Türk Silahlı Kuvvetlerinin genlerinde mevcuttur.

      Türk Silahlı Kuvvetleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyup kollama görevini Atatürkçü Düşünce Sisteminin rehberliğinde gerçekleştirirken kararlı duruşundan asla taviz vermeyecektir. Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.

      Bu bilinçle hareket eden kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına ülkemizi bölmeye çalışan terör örgütü ile vermiş olduğu mücadelede başarılar diliyor, tüm kahraman evlatlarımızı ve onların komutanlarını sevgiyle kucaklıyorum. Unutmayın, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün: "Cumhuriyeti kuranlar, onu korumaya da muktedir olmalıdırlar." özdeyişi daima rehberimiz olacak ve bize güç verecektir.

      Bu duygu ve düşüncelerle; başta Ulu Önder Atatürk olmak üzere yurdu ve ulusu uğruna seve seve canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi şükranla anıyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her kademesinde görev yapan, general/amiral, subay, astsubay, uzman erbaş, erbaş ve erlerimiz ile sivil memur ve işçilerimizin Zafer Bayramı'nı ve TSK Günü'nü kutlar; aileleriyle birlikte sağlık, mutluluk ve esenlikler dilerim.

      Büyük Zafer'in 85'inci yılı kutlu olsun. 
 

14-DTP ve PKK arasında sorunlar sonucu güneydoğu ve batıda yaşayan Kürtlerle Türk kesimleri arasında büyük sorunlar olacaktır. 
 
 

15-Alt kimlik ve Üst kimlik meselesi yine siyaset sahnesine çıkacak.

 
DTP’de ‘dil yaresi’

DTP kontenjanından seçilen bağımsız milletvekilleriyle ilgili ilk sıkıntı dil konusunda ortaya çıktı. TBMM Şeref Holü’ndeki kayıt bürosuna önceki gün toplu halde gelen bağımsız milletvekillerinin dolduğu kayıt formu TBMM yönetimini sıkıntıya soktu. Kayıt formunun “Bildiğiniz diller” bölümünü bazı bağımsız milletvekilleri boş bırakırken, büyük bölümünün “Türkçe, Kürtçe, Zazaca” yazdığı anlaşıldı. Kayıt formuna “Türkçe” diye yazdıran Mardin Milletvekili Ahmet Türk, daha sonra yeniden kayıt bölümüne gelerek form değiştirdi ve “Türkçe” ifadesini çıkardı. 
 
Türk yaptığı açıklamada, sorulan soruyu yanlış anladığını belirterek şunları söyledi: “Formu doldururken ‘bildiğiniz dilleri” sorusunu konuşabildiğiniz diller diye anladım. Aslında kastedilen bildiğiniz yabancı diller diye anlamadım. Konuşabilen dil diye anladım. Onun üzerine yeniden formu düzelttik. Türkçe’yi yabancı dil kategorisinde görmedim.” 
 
ALBÜME ALINACAK MI 
 
Diğer milletvekilleri, bu bölüme yazdıkları ifadelerle Türkçeyi yabancı bir dil olarak gördükleri veya Kürtçeyi evrensel bir dil olarak kabul ettikleri mesajı verdiler. TBMM yönetiminin, milletvekillerinin bu tercihini TBMM albümüne yansıtıp yansıtmayacağı tartışma konusu oldu. TBMM yetkilileri, kayıt formundaki “Bildiğiniz diller” ifadesinin evrensel olduğu için tercih edildiğini, burada yabancı dillerin kastedildiğini, ancak “yabancı dil” kavramı evrensel olmadığı için tam olarak ifadeyle sorulmadığını belirtti. DTP milletvekilleri ise “Bildiğiniz dil” ifadesindeki geniş anlama dikkat çekti. Devletin resmi dilinin “Türkçe” olduğunu vurgulayan TBMM yetkilileri, özgeçmişlerin yeniden milletvekillerine gönderileceğini ve bundan sonraki tavırlarına göre karar alınacağını belirtti. 
 
DÜZELTME YAPACAĞIZ 
 
TBMM Başkanı Bülent Arınç, dün konuyla ilgili soru üzerine “Bu konuda fazla bir bilgim yok. Arkadaşlarla görüşürüm. Biz beyana tabiyiz. Yalnız bu beyanlarda bir yanlışlık varsa anayasa ve içtüzüğümüz bakımından bunu tashih etmesi için gerekli arkadaşlara duyuruda bulunabiliriz. Bu konuyla ilgili bir çalışmayı arkadaşlarımla yapacağım” dedi.
 
 

 
 
Biri anadilimiz diğeri resmi dil 
 
KONUYLA ilgili olarak AKŞAM’ın görüşlerine başvurduğu DTP’li vekillerin değerlendirmeleri şöyle:  
 
Osman Özçelik (Siirt): “Bildiğiniz diller” deniyordu, Türkçe dışında bildiğim diller olarak algıladım. Kürtçe ve Fransızca yazdım. Türkçe bilmesem milletvekili olamam, çünkü ilkokul mezunu olmak gerekiyor. Böyle bir spekülasyon yaratmaya gerek yok. Türkçeyi yabancı dil gibi görüp ayrışma ifade etmeye gerek yok. Anamız bize Kürtçe öğretti, bu doğal durumumuz. Türkçe’yi de okulda öğrendik. Biri anadilimiz, diğeri de devletin resmi dili. 
 
AkIn Bİrdal (DiyarbakIr): Ana dilim Türkçe. Orta derecede İngilizce biliyorum, onu yazdım. Formdaki ifade nedeniyle bir yanlışlık olmuş, diğer arkadaşlar da onu düzeltecek. 
 
Bengi Yıldız (Batman): Boş bıraktım. Bunu böyle yazarak tartışma yaratmanın manası yok. Gereksiz bir tartışma. 
 
Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis): Türkçe ve Kürtçe yazdım. 
 
Fatma Kurtulan (Van): Kürtçe yazdım. 
 
Pervin Buldan (Iğdır): Kürtçe yazdım. 
 
Selahattin DemirtaŞ (Diyarbakır): Kürtçe yazdım. 
 
Şerafettin Halis (Tunceli): Boş bıraktım. 
 
Gülten Kışanak (Diyarbakır): Boş bıraktım. Bu konu değil. Bununla ilgilenilmesin. 
 
İbrahim Binici (Şanlıurfa): Ne yazdığımı hatırlamıyorum. 
 
Hasip Kaplan (Şırnak): Bu tür tartışmalara girmiyorum. 
 
Bülent SARIOĞLU/ANKARA

 
 
  31.07.20
 
 

16-Ekonomik kriz çıkma olasılığı gelişecektir.

Tarımın AB’ye yükü en fazla 6 milyar euro

TÜRKİYE ’nin AB’ye tam üye olması halinde, tarım sektörü açısından AB’ye getireceği yükün, mevcut destekleme politikasının devamı halinde 6 milyar euroya ulaşmayacağı belirtiliyor. ODTÜ İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Çakmak ve Dr. Ozan Eruygur’un yaptığı araştırmaya göre, AB’nin mevcut tarımsal destekleme politikası devam ederse ve destekler tam olarak ödenirse, Türkiye 2015’te tam üye olursa, 5 milyar 873 milyon euro tarımsal destek alabilecek. Ancak, AB, yeni üye olan 15 ülkeye olduğu gibi, desteklerin yüzde 25’ini öderse, alınacak destek 1 milyar 468 milyon euroda kalacak. 
 
TAM ÜYELİKTE GEÇERLİ 
 
Prof. Dr. Çakmak ve Dr. Ozan Eruygur, “AB Üyeliğinin Türk Tarımına Etkisi’’ konulu araştırmalarında, Gümrük Birliği ve tam üyelik halinde, Türkiye’nin tarım dış ticaretinde belkenen gelişmeleri değerlendirilirken, tam üyelik halinde Türkiye’nin AB’ye tarımsal maliyetini de hesapladı. Araştırma sonucunda, hayvansal ürün ithalatında artışın kaçınılmaz olduğu ortaya konulurken, AB ile ticaretin genel olarak tüketici fiyatlarında ortalama yüzde 10,5 indirime yol açacağı belirlendi. Türkiye’nin 2015’te tam üye olacağı varsayımına dayanan araştırmaya göre, AB’nin mevcut destek politikası devam ederse, Türkiye, 2015’te, 4 milyar 416 milyon eurosu bitkisel üretim, 1 milyar 456 milyon eurosu da hayvansal üretim için olmak üzere, AB’den toplam 5 milyar 873 milyon euro destek alacak.  
 
AB YARDIMI KISTI 
 
Ancak, AB’nin, yeni üye olan diğer ülkeler gibi Türkiye’ye de desteklerin yüzde 25’ini ödemesi halinde, alınacak tarımsal destek miktarı toplam 1 milyar 468 milyon euroya düşecek. AB’nin mevcut desteklerde indirime gitmesi halinde, Türkiye, 2015’te 4 milyar 201 milyon euro destek ödemesi alacak.

 
 
  30.07.2007
 
 
 
İhracatçı hükümete karşı bayrak açıyor

İhracatçılar, sonunda isyan bayrağını açıyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) yarın Ankara’da yapılacak Genel Kurul’una, Başbakan Tayyip Erdoğan da katılacak. İhracatçılar da burada yeni hükümetten acil olan beklentilerini aktaracak. TİM Başkanı Oğuz Satıcı’nın burada sert bir konuşma yapması beklenirken, Satıcı, “Artık sesimize kulak verilsin. Bu alanda milyonlarca çalışan söz konusu” dedi.  
 
BAŞBAKAN DA KATILACAK 
 
TİM’in Olağan Genel Kurulu, pazartesi günü Ankara’da yapılacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı konuşmada, ihracatçılar, yeni hükümetten beklentilerini anlatarak, acil tedbir isteyecek. Genel Kurul’da sert bir konuşma yapması beklenen TİM Başkanı Oğuz Satıcı, sektör olarak uluslararası pazarda söz sahibi olmuş 40 binden fazla firma, on binlerce profesyonel yönetici ve milyonlarca işçiyi temsil ettiklerini belirterek, konuşmasında bu onurlu kesimin dertlerini aktaracağını söyledi. Satıcı, 22 Temmuz’un ardından yaratılan güven ortamıyla kurların aşağı doğru gittiğini kaydederek, Merkez Bankası’nın süratle faiz indirimi yapmasını istedi.
 
 

 
 
RAPORDA 134 PROBLEM 
 
TÜRKİYE İhracatçılar Meclisi (TİM) sorunlarını ortaya koymak için hükümete bir rapor sunarken, bu raporda, yaşanan 134 problem, 7 ana başlık halinde sıralandı. Raporda yer alan ve çözüm bekleyen sorunlardan bazıları şöyle: Gümrüklerde karşılaşılan sorunlar, vergi ve teşviklere ilişkin sorunlar, maliyetlere ilişkin sorunlar, finansman sorunları ve dahilde işleme rejiminde yaşanan sorunlar. TİM özellikle kurdaki dengesizlikten ve faizlerin yüksek olmasından dolayı şikayetçi. 
 
Deniz ÇİÇEK ANKARA

 
 
  29.07.2007
 
 

17- DTP,CHP,MHP,AKP ve bağımsızlar arasında Cumhurbaşkanlığı seçimi için birbirlerine karşı büyük mücadeleler olacaktır.

23.7.2007 Akşam gazetesi alıntısıdır.

MHP, 5 yıl sonra Meclis'te
 
 
3 Kasım 2002'de aldığı yüzde 8 oy oranıyla Meclis dışında kalan MHP, bu seçimlerde AKP'den sonra en fazla kazançlı çıkan parti oldu. MHP bir öncesi seçime göre oy oranını yaklaşık yüzde 85 oranında artırarak 69 milletvekili ile Meclis'e yerini aldı. 
 
Bu seçimlerde MHP açısından en ilginç yan ise, bu partinin seçim propaganda çalışmalarına diğer partiler kadar asılmaması oldu. Bir başka deyişle, MHP, propaganda sürecinde en az miting yapan ve en az para harcayan partilerden biri olmasına karşın, seçimden en karlı çıkan parti oldu. 
 
Ancak yine de MHP Genel Merkezi'nde bir zafer ortamından söz etmek olanaksız. AKP'nin açık ara fark atmasının hüznünü yaşayan MHP'liler, geçen seçimlere göre oy oranlarını artırmanın sevincini bile yaşayamadı. MHP'nin Genel Başkan Yardımcıları Murat Şevkatli ve Ali Işıklar da listelerdeki yerlerinden dolayı Meclis'e giremedi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin vizyon kadrosu kısmen Meclis'teki yerini aldı ancak kadın adaylardan sadece Meral Akşener Meclis'e girdi. Bahçeli, seçim sonuçlarına ilişkin açıklama yapmadı.  
 
VİTRİNDEKİLERİN ÇOĞU MECLİS'TE 
 
Bu arada MHP'li yöneticilerin, kendilerinin aldığı oy oranından çok, AKP'nin ezici çoğunluk sağlamasını konuşması gözlemcilerin dikkatini çekti.  
 
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Osmaniye'den milletvekili seçilirken, partinin kurucularından Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş, Deniz Bölükbaşı, Meral Akşener, Kenan Tanrıkulu, Bekir Aksoy, Tunca Toskay, Cihan Paçacı, Kürşat Atılgan, Muharrem Şemsek, Gürcan Dağdaş, Mehmet Şandır gibi isimler de Meclis'teki yerini aldı. Ancak MHP'nin Meclis'e giren milletvekilleri arasında sadece bir tane kadın olması dikkat çekti. Genel Başkan Yardımcıları Murat Şefkatli ve Ali Işıklar ile Naim Süleymanoğlu, Serdar Gökhan, Doğan Cansızlar gibi isimler ise Meclis'e giremedi. MHP'nin seçilebilen tek kadın milletvekili Meral Akşener oldu.  
 

 
 
Barış temennisiyle oy attı 
 
DEVLET Bahçeli, seçim sonuçlarının milletin barış ve huzuru için önemli görevi yerine getirmesini temenni etti. Bahçeli dün Anıttepe İlköğretim Okulu'nda 4366 nolu sandıkta oyunu kullandı.  
 
Oyunu kullandıktan sonra basın mensuplarına açıklama yapan Devlet Bahçeli, 'İnşallah seçim sonuçları, milletimiz için, istikrar, barış ve huzurun geleceğini belirleyen önemli bir görevi yerine getirmiş olur' mesajını verdi.  
 

 
 
Millet muhalefet görevini yükledi 
 
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türk Milleti'nin MHP'ye muhalefet görevi yüklediğini belirterek, partinin bu görevi hakkıyla yerine getireceğini kaydetti. 
 
Sandıkların yaklaşık yüzde 95'inin açılmasının ardından basın açıklaması yapması beklenen Devlet Bahçeli, yazılı açıklama yapmayı tercih etti. 22 Temmuz seçimlerinin resmi olmayan kesin sonuçlarının büyük ölçüde ortaya çıktığını söyleyen Bahçeli, seçimin bazı münferit olaylar dışında demokratik bir rekabet ortamında gerçekleşmesinin sevindirici olduğunu kaydetti. 
 
Bahçeli, 'Türk Milleti bu seçimlerde AKP'ye ikinci kez tek başına iktidar imkanı vermiştir. Aziz milletimizin bu iradesine saygı duymak gerekir. Seçim sonuçlarının bu şekilde ortaya çıkmasında etkili olan unsurların siyaset kurumumuz ve alanlarında ihtisas sahibi uzmanlar tarafından çok yönlü bir tahlil ve değerlendirmesinin yapılması demokrasimizin geleceği açısından yararlı olacaktır' dedi. MHP'nin AKP'nin iktidarda bulunduğu 1707 günlük süre içinde her alanda yaptığı derin tahribat karşısında Türkiye'yi ayağa kaldırmak için tek başına iktidar hedefi doğrultusunda faaliyet gösterdiğini bildiren Bahçeli, şöyle devam etti: 
 
'Ancak aziz milletimiz bizlere muhalefet görevi yüklemiştir. 23. Dönem TBMM'nin yeni siyasi yapısı içinde MHP'ye önemli görevler düştüğü anlaşılmaktadır. Milliyetçi Hareket, bunu üstün bir görev ve sorumluluk anlayışı içerisinde hakkıyla yerine getirmeye çalışacaktır. MHP, bundan sonra da aziz milletimizin emrinde ve hizmetinde olacaktır. 22 Temmuz seçimlerinin ve sonuçlarının Türk Milleti'ne hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.' 
 

 
 
İktidarı sıkı sıkıya kontrol edeceğiz 
 
MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, 'Halkımız partimize iktidarın icraatlarını Meclis'te denetleme görevi vermiştir'' dedi. Paçacı, seçim sonuçlarına göre oylarını artıran iki partinin MHP ve AK Parti olduğuna dikkat çekti. Paçacı, ''Bu şartlarda halkımız partimize iktidarın icraatlarını Meclis'te denetleme görevi vermiştir. MHP bunu en etkili şekilde yapacaktır. Sonuçların hayırlı olmasını diliyorum'' diye konuştu. Seçim sonuçlarını parti genel merkezinde izleyen MHP'liler, partilerinin önde olduğu ya da yüksek oy aldığı açıklandıkça sonuçları alkışlarla karşıladı. 
 
Sonuçlar MHP Genel Merkezi önünde kurulan dev ekrandan izlenebilirken, 30 üzerinde medya kuruluşu temsilcisi de parti önünde bekleyişini sürdürdü. Oyunu kullandıktan sonra makamına gelerek seçim sonuçlarını izleyen Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin sadece yazılı açıklama yapmakla yetinmesi partilileri kızdırdı. 
 

 
 
Seçimler gölgeli ve şaibelidir 
 
İstanbul'da geçen seçimlere göre oylarını ikiye katlayan MHP'nin İstanbul İl Başkanı İhsan Barutçu, yaptığı açıklamada ülkenin baskın bir seçimle oldu bittiye getirildiğini söyledi. Demokrasi sınavında Türkiye'nin yeni bir döneme girdiğini ifade eden Barutçu, 'İktidar partisi orantısız güç kullanarak, bir takım şaibeli duyumlarımıza göre seçim dönemindeki çalışmalarıyla gölgeli bir seçim gerçekleştirmiştir. CHP de tutarsız davranışlarıyla AKP'nin değirmenine su taşımıştır' dedi.  
 
MHP'nin yok sayılmasına rağmen yüzde 100'lük bir gelişim gösterdiğin belirten Barutçu, 'İktidar yoksul kitlelerin yoksulluklarını iktidar gücü ve yerel idarelerin gücüyle istismar etmiştir. Gölgeli bir seçim belki de hileli bir seçimle Türkiye bu şartlara gelmiştir' diye konuştu.  
 

 
 
AKP sevinçlerini yarım bıraktırdı 
 
MHP'liler seçim sonuçlarını davullu zurnalı kutlamayı düşünürken, AKP'nin oy oranındaki yükseliş bu kutlamanın gerçekleşmemesine neden oldu. MHP Genel Merkezi önünde bekleyen partililer buruk bir sevinç yaşadı. Kimi partililer 'Muhalefette yapacağımız icraatlar önemli. En azından Meclis'te ülkücü hareketin sesi duyulacak' derken, bazı partililer AKP'nin oy oranındaki yükseliş nedeniyle MHP'nin Meclis'e girişine sevinemedi.  
 

 
 
MHP en başarılı ikinci parti 
 
1999 yılında 129 milletvekili çıkaran MHP bu seçimde aynı sayıyı yakalayamadı. AKP’nin oy patlaması yaparak yeniden tek başına iktidara gelmesini şaşkınlıkla karşılayan MHP’li yöneticiler, AKP’nin başarısını “büyük kırılma”, sonuçları ise “millete küsülmez” diye değerlendirdi. MHP Lideri Devlet Bahçeli yazılı bir açıklama yaparak, seçim sonuçlarının millet iradesi olduğunu vurguladı ve saygı duyulması gerektiğini kaydetti. Bahçeli, “Milletimiz bize muhalefet görevi yüklemiştir, hakkıyla yerine getirmeye çalışacağız” dedi. Bahçeli’nin ahde vefa göstererek milletvekili aday listesinde ilk sıralara yerleştirdiği Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş ile damadı Hamit Homriş Meclis’e girdi.  
 
Hüsniye ORAL/ANKARA - Devrim TOSUNOĞLU

 
 
 
 

‘Yeni kabine laiklerle AKP’lilerin karısımı’

Türkiye’de hafta başından bu yana yaşanan siyasi gelişmeler, Ankara’yı dünyanın önde gelen gazete ve televizyonlarının gündeminden düşürmüyor. Türkiye’deki her gelişmeyi “satır satır okuyan” dünya basını, son olarak Türkiye’nin yeni kabinesine geniş yer verdi 
 
INDEPENDENT- Babacan’ın seçimi AB’ye mesaj 
 
Gül’ün dün onayladığı yeni kabinede Dışişleri Bakanlığı’na Ali Babacan’ın getirilmiş olması, AB’nin talep ettiği siyasi ve ekonomik reformların hızla hayata geçirilmesi mesajını taşıyor. Ali Babacan, geçtiğimiz hükümet döneminde AB ile müzakerelere dört elle sarılmış ve Türkiye’nin ekonomik büyüme hızının yüzde 7’lere çıkartılmasında kilit rol oynamıştı. 
 
FINANCIAL TIMES-Erdoğan mahcup etti 
 
Başbakan Erdoğan’ın dün sunduğu yeni kabine biraz şaşkınlığa neden oldu ve bazı beklentileri mahcup etti. En dikkat çekici isim ise Dışişleri Bakanı Ali Babacan. 
 
Euronews-Gül’ün ilk işi onaylamak oldu 
 
Gül’ün ilk işi yakın dostu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından hazırlanan yeni kabineyi onaylamak oldu. 
 
El Cezire-Hedef AB üyeliği 
 
CumhurbaŞkanI Abdullah Gül’ün onayladığı yeni kabine, AKP ile laiklerin bir karışımı. Yeni kabine AB’ye üye olabilmek için gereken siyasi ve ekonomik değişiklikleri yapma hedefini taşıyor. 
 
VOA-Gül’ün yerine en yakın müttefiki 
 
Yenİ kabinede en dikkat çekici değişiklik Dışişleri Bakanlığı koltuğunda yaşandı ve ABD’de eğitim alan Babacan Dışişleri Bakanı oldu. Babacan, Cumhurbaşkanı Gül’ün yakın bir müttefiki. 
 
BBC - İki görüşü birleştirdi 
 
ErdoĞan tarafından sunulan ve Gül tarafından onaylanan yeni kabine laiklerle İslami görüşteki siyasileri birleştirdi.
 
 

18-İç Ekonominin çökme ihmali yüksektir..

19-Yabancı kuruluşlar veBankalar Türk ekonomisine darbe vuracaktır.

 
İrlandalı istihdam şirketi Türkiye’ye yatırıma geldi

 

Avrupa’da işsizlik oranlarının düşmesi, yabancı istihdam bürolarını Türkiye’ye yöneltti. Dünyanın en büyük özel istihdam bürolarından biri olan Grafton Recruitment da, temmuz ayında Türkiye’deki ilk ofisini İstanbul’da açtı. Yabancı yatırımcı sayısındaki artış ve ekonomideki yüksek büyüme oranlarından dolayı Türkiye’ye yatırım yapma kararı aldıklarını söyleyen Grafton Türkiye Ülke Müdürü Esra Taştan, “Yabancı istihdam büroları için gelişmekte olan ülkeler hedef pazarlar haline geldi. Türkiye de bunlardan biri” dedi.  
 
HEDEF ANADOLU 
 
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, istihdamın artırılması için özel istihdam bürolarına çok iş düştüğünü söyleyen Taştan, İstanbul’dan sonra Anadolu’da büyük şehirlerde ofis kuracaklarını belirterek, “Grafton, Türkiye’ye çok güveniyor. Önümüzdeki sene Türkiye’nin İstanbul harici diğer büyük şehirlerinde de ofisler açmayı planlıyoruz. Türkiye’de yeni iş imkanlarının yaratılmasına katkıda bulunmak istiyoruz” dedi. 
 
İSTİHDAM ARTACAK 
 
Esra Taştan, bilişimden perakendeye bankacılıktan satış ve pazarlamaya kadar hemen her sektörde hizmet verdiklerini söyledi. Taştan, Türkiye’nin ekonomisindeki büyümenin de önümüzdeki senelerde istihdama olumlu olarak yansıyacağını söyleyerek şöyle konuştu: 
 
“2007 istihdam açısından iyi geçiyor. 2008’in daha da iyi geçmesini bekliyoruz. Ekonomi iyiye gittiği için, belirli sektörlerde özellikle tecrübeli personele yönelik talepte de geçen senelere göre artış bekliyoruz. Özellikle son günlerde, bankacılık ve finans alanında ciddi eleman talebi yaşanıyor. Bankalar, yeni mezunlarla birlikte, 3-4 yıl tecrübeli eleman da istihdam ediyorlar. Ayrıca istihdam artışının en yüksek olduğu sektörlerin başında perakende, sigorta ile çağrı merkezleri ve satış pozisyonları geliyor.  
 
OUTSOURCE DA ÖNCÜ  
 
Esra Taştan, özellikle dünyada verimlilik ve maliyet avantajı sağlayan outsource uygulamalarının insan kaynaklarında da öne çıktığını vurguluyor. Taştan, “Artık yurtdışında firmalar işe alım süreçlerini tamamen outsource ediyorlar. Bu konudaki bilgi birikimimizi Türkiye’deki firmaların hizmetine de sunmak istiyoruz” dedi.
 
 

 
 
Yurtdışından talep geliyor 
 
Avrupa ülkelerinden özellikle de İngiltere ve İrlanda’nın teknoloji ve satış ve pazarlama alanlarında kalifiye eleman ihtiyacının arttığını söyleyen Taştan, “Bugün bu ülkeler çok büyük oranda Çek Cumhuriyeti ve Polonya’dan eleman transfer ediyor. Grafton Türkiye’de faaliyete geçtikten sonra, IT uzmanından çağrı merkezi elemanına kadar yurtdışından bize de farklı eleman talepleri geliyor. Bundan sonra Grafton Türkiye olarak, iyi yetişmiş çalışanların yurtdışında istihdam olanaklarını artırmak için çalışacağız” dedi.
 
 

 
 
Adaylara yol gösteriyor 
 
Esra Taştan firmalar ile adayları buluştururken, sadece firmalara değil adaylara da yol gösterdiklerini bunun da önemli bir farkları olduğunu söyledi. Grafton Türkiye Ülke Müdürü Esra Taştan, “Müdürden asistana, programlamacıdan muhasebe uzmanına kadar adaylarla bire bir ilgileniyoruz, onları firmalarla olan görüşmelerine hazırlıyoruz” diyor.
 
 

 
 
Uzmanlaşılan bölümler

•  IT ve Telekomünikasyon

•  Satış ve Pazarlama

•  Perakende

•  Lojistik

•  İnşaat ve Emlak

•  Finans, Bankacılık ve Muhasebe

•  Ofis Yönetimi, İnsan Kaynakları ve Hukuki Servisler

•  Mühendislik

•  İlaç ve Tıbbi Cihazlar

•  Endüstri

•  Hizmet ve Otelcilik

•  Uluslararası İstihdam

•  Dönemsel ve Sözleşmeli İstihdam  
 

 
 
Tecrübe önem kazandı 
 
Grafton Ülke Müdürü Esra Taştan adaylara da önerilerde bulunuyor. Taştan, “Günümüz rekabet koşullarında firmaların işe alacakları adaylardan beklentileri yüksek. Yeni mezun adayların da belirli bir iş tecrübesine sahip olması onlar açısından bir avantaj. Bunu sağlayabilmek için, öğrencilerin okurken çeşitli dönemsel işlerde çalışıp tecrübe kazanması, okul bittikten sonra daha kolay iş bulmaları konusunda kendilerine katkı sağlar” diyor.  
 
Ayçe AKSAKAL

 
 
  29.07.2007
 
 

20-Abdullah Gül Referandum ile halk oylaması ile Cumhurbaşkanı seçilecektir.Çünkü Parlamento aritmetiği Meclis seçimi için uygunluğu gözükmemektedir.

21-MHP Kuzey Irak politikası için hep saldırı politikası izleyecektir meclis içinde. 
 
 

22-Türban olayı gündeme tekrar taşınacak ve türban olayı daha da büyütülecektir.

22. maddeye tespite cevap 18.09.2007 Akşam gazetesinden alıntıdır.

Çankaya için türban formülleri
 
 
Bakan Gül’ün Çankaya Köşkü’ne çıkması durumunda first lady olacak Hayrünnisa Gül, ünlü modacı Atıl Kutoğlu’ndan tüm gardırobunu, “hem muhafazakârları hem de modern çevreyi hoşnut edecek” şekilde yeniden düzenlemesini istedi 
 
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün ikinci kez AKP’nin cumhurbaşkanı adayı olması eşi Hayrünnisa Gül’ün türban sıkıntısına ilişkin önerileri de bir kez daha gündeme getirdi. Hayrünnisa Gül’ün first lady olması durumunda ‘türban’ından kıyafetlerine kadar yapacağı revizyona ilişkin olarak Atıl Kutoğlu’ndan talepte bulunduğu öğrenildi. 
 
Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Kutoğlu, Hayrünnisa Gül’ün kendisinden, türbanı dahil tüm gardrobunu yeniden dizayn etmesini istediğini bildirdi. Catherina Zeta Jones, Naomi Campbell gibi sanat ve moda dünyasının ünlü isimlerinin modacısı Kutoğlu şunları söyledi: 
 
10 MODEL SUNACAK 
 
“Hayrünnisa Gül, tüm gardırobunu ve başörtülerini yeniden dizayn etmemi istedi. En modernden, en muhafazakârına kadar herkese uyacak şekilde yeniden tasarlamamı istedi. Gelecek hafta, Hollywood ışıltısını onun pozisyonunun ciddiyetiyle birleştiren 10 kadar örnek sunacağım. Hayrünnisa Hanım’la Amerika’da 5 yıl önce tanıştık. İletişimimiz sürüyor. Önümüzdeki günlerde hazırlayacağım modeller üzerinde kendisiyle görüşeceğiz.”  
 
İlk eşarp koleksiyonunu Avusturya Prensesi Frencesca Von Habsburg için tasarlayan, ardından da Sabancı Müzesi’nin açılışı sırasında hat sanatından esinlenerek eşarplar tasarlayan Kutoğlu, Hayrünnisa Gül için düşündüğü stili anlattı. Kutoğlu, “Kafamdan geçen modeller var ama bunları kendisiyle konuşmadan açıklayamam. Ama söyleyebileceğim tek şey Hayrünnisa Hanım her türlü kıyafeti taşıyabilecek durumda. Benim kendisi için düşündüğüm en büyük değişiklik renk konusunda olacak. Daha açık ve farklı renkleri kıyafetlerine yansıtacağım” dedi. 
 

 
 
Çankaya’ya İngiliz modeli türban 
 
Chanel koleksiyonu ve bone uygun 
 
HAYRÜNNİSA Gül’ün türbanına yeni bir stil getirme konusunda ünlü modacılardan da görüş aldık. Zaman zaman türbanlı bayanlarla da çalıştıklarını ve bu konuda fikir sahibi olduklarını söyleyen modacılar, Gül’e bu konuda tavsiyelerde bulundu. Faruk Saraç, kendisine böyle bir ister gelirse ‘en iyi modeli’ çıkarabileceğini belirterek, Channel’in eski koleksiyonunda kullandığı modelin Gül için çıkış noktası olabileceğini söyledi. 
 
Saraç, şu önerilerde bulundu: “Sadece türbana model tasarlamak değil, kıyafeti baştan aşağıya yenileyerek modernize etmek gerekir. Benim şu an ilk aklıma gelen tavsiye bone tarzı bir model olabilir. Sonuçta amaç eğer saçların görünmemesiyse, bone de bu işlevi yerine getirir. Bu model 1920’lerdeki İngiliz kadınlarının kullandığı ya da Chanel’in eski model takımlarında olan arkası dantelli, saçı kapatan bir model. Böylece insanlar türban tartışmalarından kurtulmuş olur. Eğer bana teklif yapılırsa en güzeli stili yaparım.” 
 
Çağdaş gözleri olan modacılarla çalışmalı  
 
NESLİHAN Yargıcı da bugüne dek tesettürle ilgili birçok çalışma yaptığını belirterek şu bilgileri verdi: Tesettüre farklı bir yorum getirmek çok zordur. Çünkü sadece saç değil, işin içinde boyun, omuz, yanak, kulak da giriyor ve kısıtlı bir çalışma oluyor. Modernize etmek için reformcu olmak gerekir. Türkiye’deki iki kesimi de mutlu edecek bir noktada buluşulabilir. Bence Hayrünnisa Hanım, tesettür modacıları değil bizim gibi dünyayı gören, çağdaş gözleri olan isimlerle çalışmalı. Benim bir önerim var. Türkiye’nin ilahiyatçıları bir araya gelerek bize bunun sınırlarını söylesinler. Çünkü bir Müslüman ülkesinde başbakan olan Benazir Butto da örtünüyor. Fakat saçlarının bir kısmı görünüyordu. Ben bu modeli Hayrünnisa Gül’e öneriyorum. Fakat ilahiyatçılar örtünmede reformun nereye kadar gideceğini söylemeli. Ben kendisiyle çalışmaya hazırım ve yanındayım.

•  Barbaros Şansal Bizim eşarpları zaten kullanıyor 
 
HAYRÜNNİSA Hanım zaten bağlayın düşüncelerinizi (kravat), çözün vicdanınızı (eşarp) sloganı ile yola çıktığımız eşarplardan kullanıyor. Nice örtülü başlarda aydınlık (Halide Edip Adıvar) gibi kadınlarımız vardı ve hep de var olacak. Sayın Bülent Ersoy da bir Ramazan’da Feshane konserinde, saman rengi bir drape jarse elbise giymişti. Bizim tasarımımız olan o modeli tavsiye edebilirim. Ajda Hanım’ın 70’lerdeki modern türbanlı fotoğrafları hâlâ hafızalarda sanırım. Ancak şapka ve takke tartışması yerine, sıkıntılı günler yaşayan gezegenimizde biraz daha hoşgörülü olabilsek yani sadece sahici ve kendimiz olabilsek sorun kalmayacak sanırım. Bana göre türban, davetkâr olmadan ve elbisenin devamı