|
|
|
|
Türkiye ve İran’a Tuzak Kuruluyor
Türkiye’nin doğuda
Orta Asya ve Kafkaslara, güneyde de Ortadoğu ve Arap
Körfezi’ne yönelmesi kesinlik kazanıyor. Avrupa’nın
Türkiye’ye yönelik olumsuz tutumu kasıtlı olsun veya olmasın
tek bir sonuç var. Bu da, Türkiye-İran çatışması
ihtimallerini yeniden gündeme getiriyor. Bu ihtimaller,
aşağıdaki sorularla ortaya çıkıyor ve endişe yaratıyor:
Arap-Türk koalisyonu İran’la mücadele edecek mi? Bu
koalisyon Sünni, yani bir mezhebi gözeten bir kimlik mi
taşıyacak? Şii Arapların tutumu ne olacak? Arap vatanlarına
vefayla İran’a vefa arasında tercih yapmak zorunda mı
kalacaklar? İsrail ve ABD’nin Ortadoğu haritasını yeniden
çizme planı, Sünni-Şii çatışması çıkarmayı amaçlıyor. Bu
bağlamda, bir Sünni koalisyonunda yer alacak Türkiye ile Şii
İran karşı karşıya gelebilir! Bu iki büyük ülke, ortak
düşman İsrail’e karşı birlik olmalı… İsrail ve ABD’nin Ortadoğu haritasını yeniden çizme planı, Sünni-Şii çatışması çıkarmayı amaçlıyor. Bu bağlamda, bir Sünni koalisyonunda yer alacak Türkiye ile Şii İran karşı karşıya gelebilir! Bu iki büyük ülke, ortak düşman İsrail’e karşı birlik olmalı… Ortadoğu, Safevi-Osmanlı
çekişmesi dönemine mi dönüyor? O günlerde bu çekişmenin
faturasını Arap halkları ödüyordu. Türklerin ilerlemesiyle
birlikte kurbanlar Arap Şiiler, Farsların ilerlemesiyle de
Arap Sünniler olmuştu. Farslarla Türklerin nadiren anlaştığı
durumlarda bile Sünni ve Şii Araplar kurbandı. Halihazırdaki
durumsa, bu çekişmenin tekrar başlamak üzere olduğuna işaret
ediyor. Zira İran şu dört
noktaya dayanarak bölgesel rolünü güçlendiriyor: Kendisini
İslam’ın ve Müslümanların haklarının koruyucusu ilan ediyor.
İkincisi, velayeti fakih temelinde Arap Şiilerle işbirliği
yapıyor. Üçüncüsüyse, askeri gücünü geliştiriyor, nükleer
kapasitesini artırıyor. Son olarak, İran Arap dünyasının
zayıflığından ve parçalanmış halinden yararlanıyor. 1999’dan
bu yana Avrupa’ya yönelen Türkiye’yse Ortadoğu’ya sırtını
döndü. Fakat, Irak patlaması ve bu ülkenin mezhep temelinde
bölünme ihtimali önceliklerini gözden geçirmesini
gerektirdi. Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulması,
Türkiye’nin güneydoğusundaki ayrılıkçı Kürt hareketini
teşvik edebilir. Ayrıca Iraklı Türkmenler, Kuzey Irak’taki
Kürt çoğunluğun arasındaki azınlık konumları sebebiyle maruz
kaldıkları ‘aldatma’yı ortadan kaldırması için Türkiye’den
medet umuyor. Tahran’ın yeni
Irak’ta hegemonya kurması, Türkiye ve İran arasındaki
dengeleri ters yüz edebilir. İran hegemonyası ihtimali, Arap
ülkelerini, özellikle de Körfez İşbirliği Konseyi üyelerini
ve Irak’ın komşuları Ürdün ve Suriye’yi de endişelendiriyor.
İran’la Körfez İşbirliği Konseyi arasında iki kriz var:
İran’ın Arap Körfezi’ndeki üç Birleşik Arap Emirlikleri
adasını işgali ve nükleer projenin bölgenin güvenliğine
yansımaları.Türkiye’nin AB üyeliğini geciktirmeyi veya
tümüyle engellemeyi hedefleyen Avrupa girişimleri de,
Ankara’nın Ortadoğu’ya yönelmesine katkıda bulundu. Avrupalı
liderler, Ekim 2005’te Türkiye’nin tam üyeliğiyle
sonuçlanacak müzakerelerin başlatılmasına onay verdikten
sonra, Aralık 2006’da müzakerelerin kısmen dondurulması gibi
ters yönde bir karar aldı. Bu tutumlarını da Türkiye’nin
limanlarını AB üyesi Kıbrıs’ın gemi ve uçaklarına
açmamasıyla gerekçelendirdiler. Hal böyleyken Kıbrıs’ın Türk
kesiminin akıbeti askıda kaldı. Avrupalılar aslında Türkiye’nin üyeliğini kabule yanaşmıyor. AB Anayasası, Fransa ve Hollanda’daki referandumlar da bu yüzden onaylanmadı. Almanya’da iktidardaki Hıristiyan Demokratlar da Türkiye’nin üyeliğine karşı. Avusturya bu konuda veto hakkını kullandı. Keza Yunanistan ve Kıbrıs da bu hakkı kullanabilir. Tüm bunlardan dolayı, üyeliğe kabulünü kolaylaştırmak için yaptığı bütün reformlara rağmen Avrupa yolu Türkiye’ye kapalı görünüyor. Dolayısıyla
Türkiye’nin doğuda Orta Asya ve Kafkaslara, güneyde de
Ortadoğu ve Arap Körfezi’ne yönelmesi kesinlik kazanıyor.
Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik olumsuz tutumu kasıtlı olsun
veya olmasın tek bir sonuç var. Bu da, Türkiye-İran
çatışması ihtimallerini yeniden gündeme getiriyor. Bu
ihtimaller, aşağıdaki sorularla ortaya çıkıyor ve endişe
yaratıyor: Arap-Türk koalisyonu İran’la mücadele edecek mi?
Bu koalisyon Sünni, yani bir mezhebi gözeten bir kimlik mi
taşıyacak? Şii Arapların tutumu ne olacak? Arap vatanlarına
vefayla İran’a vefa arasında tercih yapmak zorunda mı
kalacaklar? Bu dönüşümler ABD
yönetiminin sözünü ettiği yeni Ortadoğu’yu ortaya çıkarır
mı? Arap dünyası, Türkiye ve İran bu büyük fitneye girer mi? Fitne ateşine
benzin dökülmesinde etkin rol oynayan birçok nokta var.
Bunların başında ABD’nin ‘terörle savaş’ çerçevesindeki
doğrudan çıkarları geliyor. Başkan Bush yönetimindeki bazı
çevrelere göre, ‘terör’ Sünni, şiddetse ‘Şii’. Dolayısıyla,
tarafların güç kaybetmesi ve Amerikan çıkarlarını hedef
almaktan alıkoyulması için, oklarını birbirilerine
çevirmelerine yol açacak bir ortamın yaratılması ABD’ye
faydalı olacaktır. Bu noktada, Sünnilerle Şiiler arasında
düşmanlık yaratma projesi, askeri araçlarla (Irak ve
Afganistan’ın işgali, İsrail’in Lübnan’daki savaşı) veya
siyaset ve medya aracılığıyla (İslam’ı karalama kampanyaları
ve Müslümanlara karşı dini ve etnik ayrımcılık)
gerçekleştirilemeyen stratejik hedefi hayata geçirecek.
İsrail’in İran’ın nükleer projesini ele alış tarzı da
Şiilerle Sünniler arasında gerginlik çıkarma konusunda etkin
rol oynuyor. İsrail İran’ın nükleer dosyasını stratejik
güvenliği için tehlikeli görüyor. İran’la Arap ülkeleri
arasında anlayış, güven ve eşgüdüm yokluğu sebebiyle Araplar
da proje yüzünden endişelendiği için, çatışmanın
Araplarla-İran, dolayısıyla Sünnilerle Şiiler arasında
çıkmasından korkuluyor. Arap ve İranlı
kurumların mezhepleri yakınlaştırma çabaları da sekteye
uğruyor. Bu başarısızlık, Irak’ta her gün yüzlerce kişinin
canını alan mezhep katliamlarıyla aynı zamana denk geliyor.
Aynı zamanda, Sudan ve Suriye gibi bazı Arap ülkelerindeki
Sünni toplumlarının mali desteklerle Şiileştirilmesini
amaçlayan çalışmalara dair haberler sızıyor. Burada,
İsrail’in Pakistan’dan Fas’a kadar her etnik grubun ve
mezhebin kendine ait siyasi bir oluşuma sahip olması
temelinde bölge haritasını yeniden çizme amaçlı projesini
hatırlatmak faydalı. İşe Lübnan’dan başlayan İsrail,
1950’lerden bu yana bu projenin hayata geçirilmesine
çalışıyor. Projenin işaretleri Sudan’ın güneyinde, Kuzey
Irak’ta, hatta Cezayir çevrelerinde ve Fas’ın güneyinde
görülüyor. Bu proje, halen İsrail’in stratejik güvenliğinin
temeli sayılıyor. Halihazırdaki ABD yönetiminin de bu
projeyi öncekilerden daha fazla desteklediği açık. Irak’taki
savaş şu ana kadar, mezhep kavgasının ve etnik fitnenin
patlak vermesine yol açtı. İsrail’in bu projesi, Arap ve İslam ülkelerini mezhep ayrımcılığı ve ırkçılık kanalıyla organları kesilmiş cesetlere çeviriyor. Farslar (Safeviler) ve Türkler (Osmanlılar), Arap toprakları üzerinde savaşırken ortada İsrail, yani ortak düşman yoktu. Üstünlük ve toprak için savaşılıyordu. Fakat şimdi İsrail’in varlığı ve onun tehlikeli projesiyle birlikte İranlılar, Türkler ve Araplardan varlıklarını ve geleceklerini savunmaları isteniyor. Ve, bu ortak düşmanın tehlikesini idrak etmezlerse kendilerini başını İsrail’in çektiği büyük fitne bataklığı içinde bulacaklar.
|