Geçmiş Haftalarda Yayınlananları Oku

 

ENERJİ VE DOĞAL KAYNAK SORUNLARI

Doç. Dr. Haluk Berkmen

Türkiye, enerji ihtiyacı olarak dışa bağımlı bir ülkedir. Petrol tüketiminin yaklaşık %90’ını ithalat ile karşılıyor. 1990'lı yıllarda doğalgaz kullanımına son derece yoğun bir biçimde geçiş yapan Türkiye, büyük kentlerin ısınma sistemlerini doğalgazla çalışır hale getirdi. Bu durum dışa olan bağımlılığı daha da arttırdı.

Hidroelektrik üretim biçimi açısından elinde çok büyük fırsatlar olan bir ülke olmasına karşın Türkiye, doğalgazı elektrik üretiminde de kullanmaya başladı. Mavi Akım projesinin planlandığı gibi gerçekleşmesi halinde, gelecek yıllarda Türkiye’nin doğalgaz tüketiminde %70 oranında dışa bağımlı olacağı hesap ediliyor.

Enerji konusu şu veya bu partinin konusu olmaktan çıkıp, milli bir dava haline gelmeli, toplumun her kesimi bu politikadan haberdar olmalıdır. Şu halde mevcut enerji kaynaklarımıza genel bir göz atalım. 
 

Enerji kaynakları yenilenebilen ve yenilenemeyen enerji kaynakları olarak iki sınıfa ayrılır. Yenilenebilen enerji kaynaklarına güneş, rüzgâr, hidrolik ve jeo-termal enerji türleri dahildir. Bu alanda çalışmalara hız verilmeli ve gerekli üretici araçları kendi olanaklarımızla imal edebilmeliyiz. 
 

Ancak, bilmeliyiz ki yenilenebilir enerjiden yerel olarak fayda sağlanabilir. Sürekli ve büyük miktarlarda elektrik enerjisi isteniyorsa yenilenemeyen enerji türlerine yönelmek gerekir. Bunlar, kömür, petrol, doğalgaz ve nükleer enerji kaynaklarıdır. Bu alanlarda daha fazla yatırım yapıp ülkemizi enerji konusunda bağımsız hale getirmek temel bir görevdir. 
 

Yenilenemeyen enerji türlerine ek olarak doğal kaynaklarla birlikte madenlerimizi de inceleme altına almalıyız. Çünkü onlar da yer altında bulunan potansiyel güç kaynaklarıdır. Onları çıkarıp aktif güç haline dönüştürmekle hem ekonomimize büyük katkı sağlamış olacağız, hem de dış güçlere olan bağımlığımızı azaltmış olacağız. Türkiye'de altın madenciliğinin ekonomi üzerinde olumlu etkiler yaratacağı kesindir. Fakat bu madeni yer altından çıkarırken iki önemli noktaya dikkat etmekte yarar vardır.

  1. Üretimi yapan şirketin çevreye zarar vermeyecek teknolojilerden yararlanması ve

  2. Üretilen cevherin saflaştırılması için gerekli alt yapının da oluşturulması. Çünkü cevher topraktan çıktığı gibi ihraç edilirse katma değeri düşük olacağından, ülkeye sağlayacağı getiri de düşük olacaktır. Bu şart her tür maden için geçerli olmalıdır.

Yapılan araştırmalar Türkiye'nin yalnızca zengin altın ve gümüş kaynaklarına sahip olmakla kalmayıp yine, son derece kıymetli ve az rastlanır diğer bir maden olan bor madeni rezervleri bakımından da dünyada sayılı ülkeler arasında yer aldığını göstermiştir. Hatta, sahip olduğu bor rezervleri bakımından Türkiye dünya genelinde ilk sıradadır. Fakat, yine aynı sorun karşımızda durmakta, üretilen Bor cevheri saflaştırılmadan ihraç edilmektedir.

Çok geniş ve çeşitli alanlarda ekonomik olarak kullanılan bor bileşikleri yaşamımıza ve sanayiinin her alanına girmiş olup, gün geçtikçe daha da artmaktadır. Dünya rezervlerinin yüzde 65'ine yakın bir kısmına sahip olduğumuz Bor madeni ile ilgili dünya pazarındaki payımızın yüzde 1'lere bile ulaşamadığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu durum, dünya Bor pazarı ve fiyatlarını belirleyici olabileceğimiz bu önemli hammadde kaynağından çok etkin yararlanamadığımızın kanıtıdır. Bunun en önemli nedeni, daha fazla katma değer yaratan rafine yada uç ürünler için gerekli yatırımların yapılamamış olmasıdır. Rafine ve uç ürün üretimi konusunda proje geliştirmek ve bunları gerçekleştirmek gerekir. Ancak bu yolla stratejik öneme sahip bu varlığımızdan ülke ekonomisine hak edilen girdi sağlanabilecektir.