Geçmiş Haftalarda Yayınlananları Oku

 

PETROL VE DOĞAL GAZ SORUNU 
 

Doç. Dr. Haluk BERKMEN

Türkiye doğal gaz konusunda tümüyle dışa bağımlı durumdadır. Üretilen doğal gaz yıllık tüketimin ancak yüzde birini karşılayabilmektedir. Ancak, son yıllarda komşu ülkelerin gazını borularla Avrupa’ya aktarmak için girişimde bulunmuş olması, Türkiye’yi bir enerji koridoru konumuna dönüştürmüştür. Ortadoğu ve Hazar ile İran petrollerini ve doğal gazını batıya aktarmak Türkiye’nin istikrarlı bir ülke olmasına büyük çapta yardım edecektir. Zira, Avrupa enerji kaynaklarına zarar verebilecek terörü desteklemekten dolaylı da olsa çekinecektir. 

Üç bir tarafı denizle çevrili olan Türkiye, deniz yoluyla aktarılmak istenen petrol ve doğalgaz için bir terminal durumunda olduğundan kendi ihtiyacı olan enerjiyi kolaylıkla temin edebilir durumdadır. Ancak, gerek petrol fiyatlarının gerekse doğalgaz fiyatlarının aşırı yüksek oluşu ithal edilen enerjinin çok pahalıya mal olmasına neden olmaktadır. 

Bu bakımdan alternatif enerji kaynaklarına yönelmek Türkiye için acil önem taşımaktadır. Özellikle petrol ve doğalgaz boru hatlarını bir an önce devreye sokmak gerekmektedir. Böylece kaynakları çoğaltarak dışa bağımlılığı -hiç olmazsa- çeşitlendirmenin yoluna gidilmelidir. Zira, tek bir ülkeye veya az sayıda kaynağa bağlı kalmak hem fiyatta hem de stratejik kararları almakta bağımlılığı arttıracağı ve kısıtlayıcı olacağı kesindir. 
 

Türkiye’yi enerji koridoru haline getirecek olan boru hatları şunlardır: 
 

  1. Kerkük-Yumurtalık hattı. Bu hattın 641 km ’si Türkiye’de, 345 km ’si Irak topraklarındadır.
  2. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı. Bu hat 2006 yılında faaliyete geçmiştir.
  3. Samsun-Ceyhan hattı
  4. Rusya federasyonu-Bulgaristan-Türkiye hattı. Bu hat batıdaki Malkoçlardan girmekte, Bursa’ya kadar uzanmaktadır.
  5. Sıvı doğalgaz terminali (LNG). Cezayir’den tankerlerle gelmektedir.
  6. Mavi Akım hattı. Karadeniz ‘in altından Rusya’nın “satın al veya öde” şartıyla sattığı doğalgaz. Hattın toplam uzunluğu 1200 km. dir.
  7. İran-Türkmenistan hattı. Bu hat henüz kesinleşmiş olmasa da anlaşma yapılmak üzeredir.
  8. Navbucco projesi. İran gazını Avrupa’ya sevk etmek üzere yapılması düşünülen doğalgaz hattı.

Yurt dışından ithal edilen doğalgaz ve ham petrolü depolamak da son derece önemlidir. Bir kriz durumunda elde depolanmış doğalgazı yoksa çok büyük sıkıntılar ve sorunlar ile karşılaşılır. Fakat, ne yazık ki, Türkiye’yi yöneten hükümetler doğalgaz depolama tesisleri kurmakta son derece pasif kalmışlardır. 
 

Doğalgazı yer altında depolamak için Tuz gölünün altı düşünülmektedir. Tuz gölünün altında büyük tuz yatakları bulunuyor. Eğer bu yataklardaki tuz boşaltılırsa, yerine doğalgaz deposu oluşturulabilir. Bunu başarmak için iki kanal oluşturmak ve birinden tatlı suyu tuz deposuna gönderirken, aynı anda erimiş su-tuz karışımını diğer bir kanaldan dışarı almak gerekiyor. İçeri salınacak tatlı su uzak mesafelerden borularla ve basınçlı olarak içeri yollanmalıdır. Dışarı alınacak tuzlu su ise yine borularla denize kadar akıtılmalıdır. Zira, toprağa salındığı taktirde tuzlu su tüm araziyi çorak hale dönüştürür ve kısa zamanda Konya ovası kullanılmaz hale gelir. Bir tahıl ambarı olan Konya ovasını öldürmek ise kendi bindiğimiz dalı kesmek olur. Bu bakımdan, denize kadar uzanan bir veya birkaç boru hattı döşemek gerekecektir. 
 

Görülüyor ki, yer altında bir doğalgaz deposu oluşturmak o kadar da basit ve ucuz bir girişim değildir. Ayrıca, boşalan tuz deposunun zamanla çökmesi ve doğalgazın oluşabilecek olan çatlak ve yarıklardan dışarı sızması, hatta büyük miktarda kaçması dahi mümkündür. Zira, doğal depremler ve yer altı su kaynakları, zamanla çöküntülere yol açmaları pekala mümkündür. 
 

Tüm bu tehlikeler doğalgaz konusunu hassas bir dengeye oturtuyor. Sürekli olarak boru hatlarından doğalgaz ve petrol akışını sağlamak için öncelikle istikrar temin edilmeli, terörist saldırılara ve sabotaj tehlikelerine son verilmelidir. Bunun için şu şartları sağlamak gerekir: 
 

  1. Komşu devletlerle barış içinde yaşamak.
  2. Terör tehlikesine kesin bir çözüm bulmak ve,
  3. Ödemeleri sağlayacak ve sürdürecek ekonomik güce kavuşmak.

Bu üç şart ülkenin geleceğini güven altına almanın da şartları olarak karşımızda duruyor. Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ifadesi her üç şartın bir özetini oluşturuyor.