|
|
|
|
PETROL VE DOĞAL GAZ SORUNU Doç. Dr. Haluk BERKMEN Türkiye doğal gaz konusunda tümüyle dışa bağımlı durumdadır. Üretilen doğal gaz yıllık tüketimin ancak yüzde birini karşılayabilmektedir. Ancak, son yıllarda komşu ülkelerin gazını borularla Avrupa’ya aktarmak için girişimde bulunmuş olması, Türkiye’yi bir enerji koridoru konumuna dönüştürmüştür. Ortadoğu ve Hazar ile İran petrollerini ve doğal gazını batıya aktarmak Türkiye’nin istikrarlı bir ülke olmasına büyük çapta yardım edecektir. Zira, Avrupa enerji kaynaklarına zarar verebilecek terörü desteklemekten dolaylı da olsa çekinecektir. Üç bir tarafı denizle çevrili olan Türkiye, deniz yoluyla aktarılmak istenen petrol ve doğalgaz için bir terminal durumunda olduğundan kendi ihtiyacı olan enerjiyi kolaylıkla temin edebilir durumdadır. Ancak, gerek petrol fiyatlarının gerekse doğalgaz fiyatlarının aşırı yüksek oluşu ithal edilen enerjinin çok pahalıya mal olmasına neden olmaktadır. Bu bakımdan
alternatif enerji kaynaklarına yönelmek Türkiye için
acil önem taşımaktadır. Özellikle petrol ve doğalgaz
boru hatlarını bir an önce devreye sokmak
gerekmektedir. Böylece kaynakları çoğaltarak dışa
bağımlılığı -hiç olmazsa- çeşitlendirmenin yoluna
gidilmelidir. Zira, tek bir ülkeye veya az sayıda
kaynağa bağlı kalmak hem fiyatta hem de stratejik
kararları almakta bağımlılığı arttıracağı ve
kısıtlayıcı olacağı kesindir. Türkiye’yi
enerji koridoru haline getirecek olan boru hatları
şunlardır:
Yurt
dışından ithal edilen doğalgaz ve ham petrolü
depolamak da son derece önemlidir. Bir kriz
durumunda elde depolanmış doğalgazı yoksa çok büyük
sıkıntılar ve sorunlar ile karşılaşılır. Fakat, ne
yazık ki, Türkiye’yi yöneten hükümetler doğalgaz
depolama tesisleri kurmakta son derece pasif
kalmışlardır. Doğalgazı
yer altında depolamak için Tuz gölünün altı
düşünülmektedir. Tuz gölünün altında büyük tuz
yatakları bulunuyor. Eğer bu yataklardaki tuz
boşaltılırsa, yerine doğalgaz deposu
oluşturulabilir. Bunu başarmak için iki kanal
oluşturmak ve birinden tatlı suyu tuz deposuna
gönderirken, aynı anda erimiş su-tuz karışımını
diğer bir kanaldan dışarı almak gerekiyor. İçeri
salınacak tatlı su uzak mesafelerden borularla ve
basınçlı olarak içeri yollanmalıdır. Dışarı alınacak
tuzlu su ise yine borularla denize kadar
akıtılmalıdır. Zira, toprağa salındığı taktirde
tuzlu su tüm araziyi çorak hale dönüştürür ve kısa
zamanda Konya ovası kullanılmaz hale gelir. Bir
tahıl ambarı olan Konya ovasını öldürmek ise kendi
bindiğimiz dalı kesmek olur. Bu bakımdan, denize
kadar uzanan bir veya birkaç boru hattı döşemek
gerekecektir. Görülüyor
ki, yer altında bir doğalgaz deposu oluşturmak o
kadar da basit ve ucuz bir girişim değildir. Ayrıca,
boşalan tuz deposunun zamanla çökmesi ve doğalgazın
oluşabilecek olan çatlak ve yarıklardan dışarı
sızması, hatta büyük miktarda kaçması dahi
mümkündür. Zira, doğal depremler ve yer altı su
kaynakları, zamanla çöküntülere yol açmaları pekala
mümkündür. Tüm bu
tehlikeler doğalgaz konusunu hassas bir dengeye
oturtuyor. Sürekli olarak boru hatlarından doğalgaz
ve petrol akışını sağlamak için öncelikle istikrar
temin edilmeli, terörist saldırılara ve sabotaj
tehlikelerine son verilmelidir. Bunun için şu
şartları sağlamak gerekir:
Bu üç şart ülkenin geleceğini güven altına almanın da şartları olarak karşımızda duruyor. Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ifadesi her üç şartın bir özetini oluşturuyor.
|