Geçmiş Haftalarda Yayınlananları Oku

 

ANAYASA İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER 
 

     -1982 Anayasası 1961 Anayasasına Oranla Daha Az katılmacı bir demokrasi modelini benimsemiştir. 
 
         Çok partili hayata geçişten sonra klasik liberal demokrasi bağlamı içinde başlıca iki demokrasi anlayışı etkili olmuştur. Birinci anlayış daha az katılmacı ve çoğulculuk taraftarıdır.   Buna göre halkın esas rolü belirli   zamanlarla kendisini   yönetecek olanları seçmekten ibarettir.  Milli irade bu   şekilde belirdikten sonra devlet seçilmiş organlar tarafından yönetilmeli ve halk ya da çeşitli grupların   etkisinde   kalmamalıdır.  Diğer görüş ise  halkın  siyasete                  aktif şekilde katılmasına taraftardır. 
1961 anayasası bu ikinci görüşe 1982 anayasası ise birinci görüşe uygun düşer. Yani 82 anayasası   katılmacı demokrasi anlayışını benimsemiş ve belli ölçüde depolitizasyonu amaçlamıştır. Bu amaç anayasanın çeşitli hükümlerine yansımıştır. Bunlar: 
 
a)Siyasi Partilerin teşkilatlanması üzerine yasaklar 
b)Siyasi partilerin tüzel kişilerle olan ilişkileri üzerine yasaklar. 
c)Siyasi amaçlı direnişler üzerine yasaklar. 
d)Dernekler üzerine yasaklar. 
e)Dernek gösteri yürüyüş ve toplantıları üzerine yasaklar 
f)Kamu kurumları üzerine yasaklar 
e)Son olarak da TBMM seçim dönemi 5 yıla çıkmış ve en fazla bir ara seçim yapılabileceği esası konmuştur. 
 
        Sivil toplum kuruluşlarının siyasi partilerle işbirliğinde bulunmalarını ve siyasi faaliyete girmelerini yasaklayan bu hükümlerin hemen tümü 1995’teki anayasa değişikliği ile kaldırılmıştır.

 
    Çok Partili Siyasal Hayat: 
 
        Seçim serbestliğinin gerçek bir anlam taşıması seçmenlerin çeşitli alternatifler arasından serbest bir seçim yapabilmelerine bağlıdır. Çağdaş demokratik devlette bu alternatifler, siyasal partiler tarafından oluşturulur. Modern demokrasi partiler demokrasisidir.  Seçmen partiler tarafından kendisine sunulan alternatif siyasal programlar arasından bir seçme yapma imkanını bulur ve oy verdiği parti iktidara geldiği takdirde söz konusu programın uygulanacağına güvenebilir.  Partisiz bir toplumda  ise   buna   imkan yoktur.  Böyle bir toplumda seçme hürriyetinin varolabileceği bir an için farz edilse bile seçmen seçtiği temsilcilerin çeşitli kamusal politika sorunları karşısında nasıl bir tutum takınacağını önceden bilemez. 
 
          Anayasa bu gerçeği madde 68/2’de belirtmiştir. 82 anayasası ilk başta parti üyesi olabilme yaşını 21 de tutarken   95’te yapılan değişikliklerle bunu     18’e indirgemiştir. 
        Partilerin serbestçe faaliyette bulunmaları kural iken bu istisnasız olarak kabul edilmemiş ve çeşitli sınırlamalar getirilmiştir. 
 

a)Siyasal Partilerin Amaçlarına İlişkin Yasaklar: Bu yasaklar anayasanın değiştirilmiş 68. maddesinde belirtilmiştir.  Aynı şekilde 61 anayasasının 57. maddesinde de yasaklar söz konusu idi. Görülüyor ki 61 ve 82 anayasaları siyasal parti faaliyetleri konusunda Alman Anayasasından esinlenerek siyasal alanı anayasa ile sınırlandırmış, başka bir deyimle “militan anayasa” ya da “mücadeleci anayasa” anlayışını benimsemiştir. Bu anlayışın özü amacı hürriyetçi demokrasiyi ortadan kaldırmak olan akımlara meşru siyasi faaliyet     alanınıkapatmaktır. 
 
           1982   anayasasının değişik 68 maddesindeki yasaklar daha detaylı incelenirse  siyasal parti faaliyetleri açısından şu sınırlamaları getirdiği anlaşılır: 
 
aa)Devletin ülkesi ve milleti ile bütünlüğü: Devletin ülkesi ile bölünmezliği devletin dış bağımsızlığının ve ülke bütünlüğünün korunması unsurlarını i  çerir.  Mesela Türkiye Cumhuriyetinin dışa karşı bağımsızlığının ortadan kaldırılmasını veya ülkemizin bir bölümünün T.C.’ den ayrılmasını   savunan   bir parti   temelli kapatılır. Diğer bir deyimle bu hüküm her türlü ayrılıkçı  akımın bir parti halinde örgütlenmesi gerekir. 
           Devletin milleti ile bölünmezliği ilkesi de azınlık yaratılmasının önlenmesi bölgecilik ve ırkçılık yasağı ve eşitlik ilkesinin korunması hususlarını kapsamaktadır. 
 
bb) Cumhuriyet İlkesi: Bu ilke monarşik partileri yasaklamaktadır. 
cc) Demokratik Devlet Düzeni: AY. madde 68’de yer alan insan hakları millet egemenliği ve demokratik devlet ilkeleri insan haklarına dayanan hürriyetçi çok partili demokrasiyi reddeden ve diktacı partileri yasaklamaktadır. 
 
dd)Laiklik: Siyasi partiler devletin sosyal ekonomik siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma amacını güdemezler. Siyasal çıkar ya da nüfus sağlamak amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını   yahut    dince kutsal sayılan şeyleri  istismar   edemez   ve   kötüye

kullanamazlar. 
ee)Sınıf veya Zümre diktatörlüğünün yasaklanması: Siyasi partiler sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamazlar. Sınıf egemenliği ülke içindeki tek üstün gücün tek bir sınıfın elinde toplanmasını ve bütün diğer sınıfların egemenliğin kullanılmasından dışlanması demektir.   
b) Siyasal Partilerin örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin yasaklar: 
 
aa)Hakimler ve savcılar Sayıştay dahil yüksek yargı organları mensupları kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan  diğer kamu görevlileri Silahlı Kuvvetler mensupları ile yüksek öğretim öncesi öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar. 
 

    bb)Siyasi partilerin faaliyetleri parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir. 
     
    cc)Siyasi partiler ticari faaliyetlere girişemezler. 
     

    dd)Siyasi partilerin gelir ve giderleri amaçlarına uygun olması gerekir bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Denetim Anayasa Mahkemesi’nce yapılır. Bu görev yerine getirilirken Sayıştay’dan yardım sağlar. Denetim sonunda verilen karar kesindir. 
     
    ee)Temelli kapatılan parti bir başka ad altında kurulamaz. 
     

    ff)Bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri AY.Mahk. temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının R.G.’de gerekçeli olarak yayınlanmasından başlayarak 5 yıl süre ile başka bir partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi veya denetleyicisi olamazlar. 
     

    gg)Yabancı devletlerden uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan     gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli kapatılır. 
     
    1995’te yapılan anayasa değişiklikleri ile siyasi partilerin örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin yasaklar oldukça hafifletilmiştir. Kaldırılan yasaklar:  
     

    -Siyasi partilerin yurtdışında teşkilatlanıp  faaliyette bulunmaları 
    -Kadın, gençlik kolu ve benzeri yan kuruluşlar meydana getirmeleri 
    -Vakıf kurmaları  
    -Kendi siyasetlerini yürütmek ve güçlendirmek için dernek, sendika vakıf kooperatif ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile siyasi işbirliği ve ilişki içinde bulunmaları ve bunlardan maddi yardım almalarıdır. 
     
    hh) Kapatılmış siyasi partilerin isimleri amblemleri rumuzları rozetleri ve benzeri işaretleri ile daha önce kurulmuş Türk   Devletlerine ait topluma mal olmuş bayrak amblem ve flamalar siyasi partilerce kullanılamaz.  Ayrıca siyasi partiler daha önce kapatılan siyasi partilerin devamı olduklarını da beyan edemez ve böyle  bir iddiada bulunamazlar. Komünist anarşist faşist teokratik nasyonal sosyalist din dil ırk mezhep ve bölge adlarıyla veya aynı anlama gelen adlarla siyasi parti kurulamaz veya parti adında bu kelimeler kullanılamaz. 
     
    ii)Siyasi partiler Anayasanın başlangıç kısmında yazılı sebeplerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980   harekatına ve Milli Güvenlik konseyinin karar ve icraatına karşı bir tutum beyan ve davranışta bulunamazlar. 
     
             Bu yasak   hükümlerinden    bazıları siyasi partilerin serbestçe faaliyette bulunmalarına ciddi engeller çıkarabilecek niteliktedir. Yasaların çokluğu anayasa koyucuda siyasi partilere karşı açık bir güvensizliği yansıtmaktadır. Bu güvensizliği siyasi partileri demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru sayan Anayasa İlkesi ile bağdaşmamaktadır. 
     
     

c)Siyasal Partilerin Kapatılması:   Anayasaya göre siyasi partilerin kapatılması Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.  Bununla siyasi partilerin kapatılması herhangi bir mahkemeye değil Anayasanın üstünlüğünün koruyucusu ve teminatı olan bir yüksek yargı organına verilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı siyasal parti kapatılması davasını ya re’sen veya Bakanlar Kurulu kararı üzerine Adalet Bakanının istemiyle yahut bir başka siyasal partinin istemi üzerine açar. Cumhuriyet Başsavcılığı yeterli delil bulunamadığı kanısına varırsa dava açmaz. Bunun üzerine Adalet Bakanının veya siyasal partinin  yazılı itiraz hakkı vardır. İtiraz haklı görülmezse dava açılmaz; haklı görülürse Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesine dava açmakla yükümlüdür. Anayasa 68.maddenin 4.fıkrasındaki yasakların, doğrudan doğruya parti tüzüğü veya programı gibi parti tüzel kişiliğini bağlayıcı bir belgeyle ihlal etmesiyle, diğer yollardan (Mesela bireysel üyelerin faaliyetleri yoluyla) ihlal edilmesi durumları arasında bir ayrım yapmıştır. İkinci durumda partinin kapatılabilmesine karar verilebilmesi için bu eylemlerin bireysel eylemlerden ibaret kalmaması ve partinin bu nitelikteki eylemlerin işlendiği bir “odak haline geldiğinin” tespit edilmesi gerekir. Bireysel parti üyelerinin parti yasaklarına aykırı fiil ve konuşmalarından dolayı parti kapatma yolunun harekete geçirebilmesi için ilkin kişilerin bu eylemlerden dolayı hüküm giymeleri, daha sonra Cumhuriyet Başsavcılığının ilgili kişilerin partiden kesin olarak çıkarılmalarını istemesi ve siyasal partinin en geç otuz gün içinde bu istemi yerine getirmemesi gerekiyordu. T.C.K.’nun 141,142.163. maddelerinin 91 yılında yürürlükten kaldırılması nedeniyle parti üyelerinin 103. maddenin 1. fıkrasındaki yasaklara aykırı eylemleri suç olmaktan çıkarılmıştır. Böylece söz konusu partinin eylemlerin işlendiği bir mihrak haline gelmesinin saptanmasında önemli rol oynayan 103. mad 2. fıkrası geçerliliğini kaybetmiştir.Siyasi partiler kanununda yapılan deşiklikle 103.madde Anaysa Mahkemesinin kararı ışığında yeniden düzenlenmiştir. Buna göre bir siyasi partinin anayasanın 68./4 fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerin odak halini oluşturup oluşturmadığı Anayasa Mahkemesince belirlenir. 
 
 

d) Siyasal Partilere Devlet Yardımı:Siyasal partiler sivil toplumla devlet arasında köprü oluşturan bu nitelikleri itibariyle de bazı açılardan özel hukuk tüzel kişilerine bazı açılardan da kamu hukuku tüzel kişilerine benzeyen kendilerine özgür kuruluşlardır. Siyasal partilere devlet yardımı 1961 anayasasının ilk metninde yer almamakla birlikte 1971’de yapılan anayasa değişiklikleri ile Anayasanın 56.maddesinin son fıkrasına eklenmiştir. 1982 anayasası siyasal partilere devlet yardımından bahsetmemiştir. 1984’de bu hüküm getirildi daha sonra 1987 ve 1988 yıllarında değişiklikler yapıldı. Bu son iki değişiklik partiler arasında eşitsizlik yarattığı gerekçesi ile iptal davası konusu olmuş ancak Anayasa Mahkemesi bu istemi yerinde bulmamıştır. İptal istemine konu olan kanuni düzenlemelerin devlet yardımını tüm partilere eşit olarak dağıtmayıp ,sadece bir kısım partileri (milletvekili seçimlerinde %19 barajını aşmış partilerle bu barajı aşmamış olmakla birlikte milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların %7’sinden fazlasını almış bulunan partiler) yararlandırmasını Anayasadaki eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiasını da Anayasa mahkemesi yerinde bulmamıştır. 
Anayasada 1995’de gerçekleştirilen değişiklikle siyasi partilere devlet yardımı konusunda şu hüküm kabul edilmiştir. “Siyasal partilere devlet yeteri düzeyde ve hakça yardım yapar. Partilere yapılacak yardımın alacakları üye aidatının ve bağışların tabi olduğu esaslar  kanunla düzenlenir  
 
 
 
 

    1. 1924 Anayasası Özellikleri:

- Türkiye Devletinin Cumhuriyet’le yönetildiği maddesi vardır.

- Türkiye Cumhuriyeti’nin dininin İslam, dilinin Türkçe olduğu maddesi vardır.

- Egemenlik 1921 Anayasası’nda olduğu gibi ulusa verilmiştir.

- Güçler birliği ilkesinin bulunmasına rağmen bu ilke yumuşatılmıştır.

- Tüm gereksinimlere yanıt verdiği için Kanuni Esasi’yi kesinlikle reddetmiştir.

    1. Şeriyye Mahkemelerinin kapatılıp, bağımsız mahkemelerin kurulması

    (1924     Anayasasıyla kurulmuştur.)

    1. Hukuk mektebi’nin açılması
    2. Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilmesi (17 Şubat 1926)

                  Hukuk düzeninin temeli olan medeni hukukta, kişilerin hak ve borçları, ailenin kuruluşu, işleyişi, sona ermesi, miras sorunları gibi konulara açıklık getirilir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde hukukun yenileştirilmesi söz konusu olduğunda ilk değerlendirilmesi gereken medeni hukuktu.

       

           Osmanlı Devleti devrinde Mecelle denilen bir medeni kanun hazırlanmıştır. Sadece Hanefilere yönelik olan bu kanun, eşyalarla insanlar arasındaki ilişkiyi düzenliyordu. 
 

     AKP'nin hukukçusu Prof. Dr. Zafer Üskül aşağıdaki düşünceleri ileri sürüyor.                                           -Kafasındaki "sivil ve renksiz anayasa"yı tanımlarken, anayasanın başlangıç kısmında ve maddelerinde Kemalizm ideolojisinin yansımaları olan "Atatürk milliyetçiliği" ve "Atatürk ilke ve inkılapları" gibi kavramların yer almasının gereksiz olduğunu savunuyor.

-Demokrasi dışı yöntemlerle yapılan anayasalar çok eleştiri konusu oluyor ve benimsenmiyor. Renksiz bir anayasa lazım. Herhangi bir ideolojiyi öngörmeyen, dayatmayan bir anayasa lazım diyor.

     Anayasanın başlangıç bölümünde ve birçok maddesinde KEMALİZM İDEOLOJİSİ var. Yeminde de var mesela. Atatürk milliyetçiliği var, Atatürk ilke ve inkılapları var. Bütün bu kavramlar, Anayasa Mahkemesi'nin yasaları denetlemesi sırasında temel alınıyor. Dolayısıyla ideolojiler, siyasi partilerin işidir. Her siyasi parti kendine özgü bir ideolojiyi savunabilir, savunmalıdır. Farklılıklar öyle ortaya çıkacaktır. Kemalist bir parti de kurulabilir, kurulmalıdır da. Bunu destekleyecek insanlar çıkar. Ama anayasalar bütün bu ideolojilere eşit mesafede durmalıdır. Renksiz olmalıdır. Biz bunu renksiz bir anayasa olarak tanımlıyoruz.  Avrupa anayasa anlayışı da böyledir diyor.

     Mustafa Kemal Atatürk'ün bütün ulusun önderi olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu ortak değerdir. Bu herkesin sahip olması gereken ortak değerdir. Mustafa Kemal Atatürk başka bir şeydir, Kemalizm veya Atatürkçülük başka bir şeydir. Anayasa bu anlamda Kemalizm ideolojisinin izini taşıyor diyor.

     Bütün idari işlemlerin yargı denetimine tabi tutulması gerekmektedir. Örneğin Yüksek Askeri Şura, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları. Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru hakkını kabul etmesini sağlayacak bir düzenleme. İki daireden oluşan anayasa diyor. 
 

     Milli Güvenlik Kurulu'nun anayasada olması şart değildir. Bu, 1940'lı yıllarda olduğu gibi yasayla düzenlenebilir diyor.

      Yukarıdaki düşüncelerin sahibi Prof. Dr. Zafer Üskül AKP milletvekili anayasa borozancılığı yapmıyor mu? 
 

     Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Odasınca iş yaşamı ve ticaret erbabıyla ilişki kurmak, vakıf adı altında yabancı ülkelere dalmayı başaran, örgütçülük yapmak için CİPE (Center For İnternational Private Enterprise) kurulmuştur. Ergun Özbudun’da CİPE’nin Türkiye Bürosunda ikinci direktör ve Türkiye Demokrasi vakfının kurucusudur. Şerif Mardin’in Ali Kazancıgil ve Ergun Özbudun makalelerinin çevirisinden yapılan aktarmasına göre aynen “olan şey Mustafa Kemal’in var olmayan farazi bir varlığı, Türk  milletini ayağa kaldıracak ona hayat vermesiydi. Onun girişmiş olduğu projenin gerçek boyutlarını bize veren ve düşüncesinin ütopyacı niteliğini ortaya çıkaran olmayan bir şeyi sanki varmış gibi çalışması ve onu var etme yolundaki kabiliyetidir.” yazmışlardır. Türkiye ‘deki ulus yapaydır. Zorlamayla bir devlet kurulmuştur. Zihniyetinin en açık örneğidir. Türk demokrasi vakfı 1991 yılında, CİPE adlı Amerikan işadamları örgütü aracılığıyla NED’e  fonundan sağlanan 80000$ destekli projesini 1998 yılında nelere yaradığını görelim. Bu projeye ek olarak 26100$’lık finans desteğiyle toplam 106100$ ‘lık bir para yardımıyla Türkiye’de özelleştirmeyle ilgili 18 aylık programın desteklenmesi, programın özeti çok önemli göstergeleri ortaya koyuyor. Kısaca iki kitabın ve dört aylık bültenin yayımını desteklemek için verilmiş ve NED yayın kurulu üyesi Ergun Özbudun bundan nasiplenmiştir. Yabancı devlet kasasından bu denli küçük bir destek alması anlaşılır gibi değil. Ergun Özbudun bugün Anayasacı olarak yeni Anayasa değişikliğinde AKP tarafından taslak çalışması yapılması için görevlendirilen komisyonun başkanı olan kişidir. Yazık değil mi Atatürk’ün kurduğu Türk devletini yapay gösterenlere bu değişikliğin yaptırılması ?

Bir Ülkenin sık sık Anayasa değişikliğine gitmesi o Ülkenin o kadar istikrarsız, siyaset ve yönetim kadroları o kadar çapsızdır ki ülkeye anayasa dayandırmak mümkün olamamaktadır.

     1924 Anayasasının bel kemiği 1950-1960 döneminde kırıldı. Bu Anayasanın eksiklikleri boşlukları yok muydu? Vardı ama,  1924 bugün bile Akp iktidarının getirdiği “Sivil Anayasa”  tartışmalarında bazı yönlerinde esin kaynağı olarak gösterilebiliyor. 1960 Anayasası geçen 10 yılda ki tahribatın, ilerici restorasyonun da ne ki, bu Anayasasının “belkemiği” de on iki mart 1972 askeri darbesiyle kırıldı. 1961 Anayasasının ilerici özü kısırlaştırıldı. 12/Eylül/1982 darbesini ürünü olan 1982 anayasasını özü de kısırlaştırıldı. 1961’i bile Türkiye’ye çok görenlerin yazdığı metin olarak tarihe karışacağı günü bekliyor. Türkiye Cumhuriyet’inin kurucu Anayasasını özü, ruhu ve çağdaş ufka dönük rotasıyla koruyup “kendi ekseninde” geliştirmeyi beceremeyen aslında buna istenmeyen; kendilerini anayasaya değil anayasayı kendilerine uydurmaktan vazgeçmeyen ve cumhuriyet devrimlerini “özde” reddeden iktidarların elinde anayasa çöplüğüne dönüşmüştür. 1924-1982 Anayasası arasındaki anayasalardan silinmeyen cumhuriyetin “Kemalist ruhunu” tümüyle tasfiye amacının gizlemiyor. Bu amaç daha şimdiden çok net görünüyor. Cumhuriyetin Kemalist ruhuna “Fatiha” okunduğunda cumhuriyetin laiklik ilkesi de ılımlı İslam demokrasisinin musalla taşına konulacaktır. 1924 Anayasası çağının anayasalarının genel eğilimlerine uygun olarak siyasi partiler hakkında hiçbir hüküm taşımıyordu. 1961 Anayasası ise siyasi partileri” ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak nitelendirilmiş (m56/3) ve onları daha güvenceli bir hukuki statüye kavuşturmuştur.

     1924 Anayasası içerisinde partiler bir dernek(cemiyet) gibi düşünülmüştür.

Cumhuriyet döneminde 1946 yılına kadar siyasi partilerin kurulmasında izin sistemi geçerliydi yani siyasi parti kurulabilmesi için yetkili makamlardan izin alınması gerekiyordu. Sivil anayasa hazırlayıcıları 1982 Anayasasında 3. maddeyle “devletin resmi dili Türkçedir” ifadesini “resmi dil Türkçedir” olarak değiştirmek istiyorlar. Kelime cambazlıklarıyla bir yandan etnik bölücülük kışkırtılırken diğer yandan da Kürtçe eğitimim önünü açıyorlar. Türkiye gibi Misakı Milli sınırları belli üniter ülkede bölücü teşkilatlanmalar yaratılmak isteniyor.  Kürt partisi, alevi partisi, laz partisi gibi partileri teşkilatlandırıp ülkenin bölünmez bütünlüğüne dinamit koyuyorlar. Parti teşkilatlanmalarında devletin üniter yapısı korunarak Anayasa hükümleri konulması gerekirken, böyle yerele indirgemeye yol açacak teşkilatlanmalar, Türk devletini yok etmenin rövanşı gibi geliyor.

     Milli özellikler ve milli hukuk dışlanarak sadece evrensel hukuka göre yapılan değerlendirmeler sosyal gerekçelerle ve ihtiyaçlarla çelişir. Küresel güç ve AB istedi diye anayasa yapılmaz, bu kadar basit bir şey değildir, kimse tarih önünde kendini basitleştirmesin. Bu anayasa değişikliği ile işin içine art niyet girmiştir. Türkiye’ye yön vermek isteyenler, milli ve üniter devlet düşmanları, Türk’e karşı ırkçılık yapanlar yeni sivil anayasaya sığınmışlardır. Onlara göre, anayasa sivil yapılmaktadır. Sil baştancılık yerine ihtiyaçlara göre anayasaya şekil vermek lazımdır. Anayasa hazırlama işi sadece hukukçuların işi değildir. Konunun sosyal ve kültürel arka planı inkar edilebilir mi? Anayasa yalnız hukukçuların değil sosyal bilimcilerin işbirliği ile olmalıdır. Bu yanlış bizi her zaman tepki anayasasına götürmüştür. Bugün 1982 anayasası tepki haline geldiği için 1961 anayasası öne çıkarılmaktadır. Gerekli düzenlemelere evet, maksatlı, cumhuriyet, milli devlet ve Türk düşmanlığından kaynaklanan art niyetli tezgahlara hayır diyoruz. Sık sık istikrardan bahsedenleri de uyarıyoruz. Bu kimliksiz, renksiz ve hafızasını kaybetmiş kişilerin ve toplumların uğradıkları bilinç kaybıdır. TESLİMİYET FERMANIDIR. Bilinç kaybına uğramış ve hürriyetini kaybetmiş insanlar böyle şeyler söylerler. Yapılan anayasa deli anayasa olacaktır. Çünkü öyle bir anayasa hazırlanıyor ki; varlığı yok, tarihi yok, kültürü yok, hukuki derdi yok, dili yok, edebi özelliği ve estetiği yok, fikri yok, hiçbir insani derdi yok, dolayısıyla aklı yok. Taslak yapılması gereken çok dilli bir Türk Devlet Anayasası oluşturmaktadır ki  bunu zaten AB ve PKK istiyor. Dil kimliğin ayrılmaz parçası sayıldığına göre, ardından  etnik kimliklerin kabulu gelecek demektir. Sonuçta, tek millete dayalı, üniter/milli devleti Irak’taki gibi çok kimlikli /ortaklı devlete dönüştürmüş olacak demektir. Söz konusu 1982 anayasasının 42/9. maddesindeki hüküm değiştirilerek, yeni düzenleme ile anayasanın 3. maddesinin (değiştirilemez, değiştirilmesi teklif  edilemez)(Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, dili Türkçedir) esası da değiştirilmiş oluyor çünkü hem millet hem dil parçalanıyor. Anayasanın değiştirilemez hükümlerini değiştirme teklifi dahi DİRENME hakkını doğuruyor. Dil birliği hayati öneme haiz olduğu için tüm anayasalarda yer alarak devletin temelinden sayılmıştır. Bu anayasanın taslağının mimarı Ergun Özbudun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin kurallarını dikkate aldıklarını   söylüyorlar, ancak 

AİHS’nin hiçbir maddesinde dil hürriyeti yoktur. Anayasalar ülkelerin yol haritalarıdır. Anayasa kurucu meclisler tarafından yapılmalıdır. Çünkü anayasayı yapanların yeniden seçilme gibi bir endişeleri olmaması gerekir.

      Sivil anayasa hayal kırıklığı yaratan parti anayasasıdır. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

TEŞKİLATLANMADAN SORUMLU
GENEL BAŞKAN YARDIMCISI 
 
HIDIR ALBAYRAK