MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ PARTİSİ

ÇEVRE VE ORMAN BÖLÜMÜ
Küresel Isınma
 
 

  1. ) Giriş

    Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek, diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğutarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir. İklim sistemi içsel ve insani etkiler, güneş hareketleri ve sera gazları, vb. nedenlerden etkilenmektedir. Bu değişimin detaylı nedenleri, bilimsel çoğunluk sera gazlarının son zamanlardaki sıcaklık artışının başlıca nedeni olduğunu belirtmektedir. 
     

    Atmosferdeki karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) oranlarındaki artış dünya yüzeyinin sıcaklığını yükseltmektedir. CO2 oranındaki artış, dünyanın yüzeyini ısıtmakta ve kutuplara yakın buzların erimesine yol açmaktadır. Buzlar eridikçe yerlerini kara veya sular almaktadır. Kara ve suların buza oranla daha az yansıtıcı olması güneş ışınımı emilimini arttırmakta ve dolayısıyla buzullarda daha fazla erimeye yol açmaktadır. 
     

    2.) Çevre Kirliliği

    İklim değişikliğiyle ilgili halkın, önce çevre ve "Çevre Kirliliği" konusunda bilgilendirilmesi ve aydınlatılması gerekir. Çevre, insanın toplumsal, doğal ve fiziki varlığının ve bunlar arasındaki ilişkilerin, etkileşimlerin tümüdür. Çevre kirliliği konusunda toplumsal, doğal ve fiziki varlıkların her türlü tehdit ve tehlikelerden korunması ve bu doğrultuda vatandaşların aydınlatılması ve yönlendirilmesi gerekir.  
     

    Çevre, insan veya başka bir canlının yaşamı boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Hava, su ve toprak bu çevrenin fiziksel unsurlarını, insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorganizmalar ise biyolojik unsurlarını teşkil etmektedir.

     

    Doğanın temel fiziksel unsurları olan, hava, su ve toprak üzerinde olumsuz etkilerin oluşması ile ortaya çıkan ve canlı öğelerin hayati aktivitelerini olumsuz yönde etkileyen çevre sorunlarına "Çevre Kirliliği" adı verilmektedir. Çevrenin temel unsurlarından olan doğa, kendine has fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklere sahiptir. Bu özellikler dikkate alındığında çevre kirliliği:

  1. Fiziksel Kirlenme,
  2. Kimyasal Kirlenme,
  3. Biyolojik Kirlenme,

    olarak bölümlere ayrılır 
     

    3.) Tarihi Gelişim

    Giderek artan şehirleşme ve nüfus yoğunluğu, bilim ve teknikteki ilerlemeler, doğal çevrede büyük değişim yaratarak ciddi çevre sorunlarını da beraberinde getirdi. Bu sorunların çözümüne yönelik çalışmalar, ilk defa 1972 yılında Stockholm’da toplanan B.M. İnsan Çevresine Dair Konferans’ta yoğunlaştı. Bu konferans, milletlerarası çevre sorunlarının diğer milletlerarası sorunlar arasında ayrı bir sınıf oluşturduğunun anlaşılması bakımından yapıcı bir rol oynadı.

    Milletlerarası çevre hukukunun evrensel bir düzeyde ortaya çıkışı da bu tarihtedir. Konferans ayrıca, 2997 (XXVII) sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı’nın kabulünde de etkili oldu. (1) Bu karar, Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP (2)  kuruluşunun esasını teşkil eden bir karardır. 1980’li yıllarda, insan etkinlikleri sonucu oluşan sera gazı emisyonlarının küresel iklim değişikliği ile ilişkilendirilmesine yönelik bilimsel kanıtlar, kamuoyunun endişelerinin artmasına yol açtı. Hükümetler, bu problemle ilgili endişeleri göz önünde bulundurarak, küresel bir anlaşma için acil tavır alınmasını sağlayacak bir dizi uluslararası konferans düzenledi. Bu çabaların sonucunda, 1990 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi için Hükümetlerarası Müzakere Komitesi’nin (INC) (3) oluşturulmasını kararlaştırdı.  
     

    Hükümetlerarası Müzakere Komitesi INC, Sözleşme’nin taslağını hazırlayarak 9 Mayıs 1992 tarihinde New York’taki Birleşmiş Milletler Merkezi’nde kabul etti. Sözleşme 1992’de Rio de Janerio’daki Dünya Zirvesi sırasında imzaya açıldı. Burada, Avrupa Topluluğu da dahil olmak üzere 154 ülkenin devlet başkanları ve diğer üst düzey temsilcileri tarafından imzalandı ve 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girdi. 2002 yılı Haziran ayı itibarı ile 185 ülke Sözleşme’yi imzalayarak veya Sözleşme’ye katılarak, kendilerini Sözleşme’nin yükümlülüklerine karşı sorumlu hale getirdiler.  
     

    Taraflar Konferansı (COP), (4) “Sözleşme’nin en yetkili organı” ilk oturumunu 1995 yılının başlarında Berlin’de gerçekleştirdi. 1997 yılı Aralık ayında gerçekleştirilen Taraflar Konferansı’nın üçüncü oturumunda, 2008–2012 döneminin sonunda gelişmiş ülkelerin sera gazı emisyonlarının toplam %5 oranında azaltılmasını öngören “Kyoto Protokolü” kabul edildi.  
     

    Kyoto Protokolü’ndeki amaç, atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak, küresel ısınma üzerinde en etkili gaz olan karbondioksit emisyonlarının %5 oranında azaltmak için bütün ülkelerin doğayı etkilemeyen yeni endüstri politikalarını devreye sokmak zorunda olduğuna dair Protokoldür.   
     

    4.) Türkiye’nin Küresel Isınma ile ilgili politikası

    Küresel ısınmayla ilgili Kyoto Sözleşmesi’nde belirtilen hükümler, bugün için Türkiye bu sözleşmeye taraf olması ve kabul edilmesi mümkün görülmemektedir. Türk Hükümeti, Türkiye’nin AB üyeliğine girmek için “Kyoto Sözleşmesi”ni kabul etmiş ve onaylanması için meclise sunmuştur. Ancak, genel kurul bu sözleşmeyi onaylamamıştır.  
     

    Türkiye, iklim değişikliği konusunda çalışmalarını başlatmış ve sekiz çalışma gurubu kurmuştur. Bunlar:

  1. İklim değişikliğinin etkilerinin araştırılması,
  2. Sera gazlarının emisyon envanteri,
  3. Sanayi, konut, atık yönetimi ve hizmet sektörlerinde sera gazı azaltımı,
  4. Enerji sektörünün sera gazı azaltımı,
  5. Ulaştırma sektörünün sera gazı azaltımı,
  6. Arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık,
  7. Politika ve strateji geliştirme,
  8. Eğitim ve kamuoyu bilinçlendirme,

      adlarıyla gruplar kurulmuştur.  
 

    5.) Müdafaa-i Hukuk Hareketi Partisi’nin Görüşü

    Müdafaa-i Hukuk Hareketi Partisi, kurulan bu çalışma gruplarının almış oldukları kararların uygulamaya geçildikten sonra denetim mekanizmalarını çalıştıramadıklarından dolayı belirlenen hedefe ulaşılamamıştır. Bu grupların üzerinde durması gerek konulardan biri, denetleme mekanizmasını çalıştırmaktır.  
     

    Yine bu çalışma gruplarının iklim değişikliği konusundaki çalışmalarında, esas itibariyle iki şeye önem vermeleri gerekirdi. Bunlardın birincisi, Türkiye’nin kaynakları, ikincisi ise Türkiye’nin zayıf kalan taraflarıdır. Çok önemli bu iki konu arka plana itilmiştir. Bunlar: 
     

    a.) Esas değinilmesi gereken Türkiye’nin zayıf kalan yönleri:

  1. Ar-Ge çalışmalarına kaynak ayrılmamasının önemi,
  2. Teknolojik ve bilimsel altyapı yetersizliğinin önemi,
  3. Petrol ve doğal gaz rezervleri araştırılmasının önemi,
  4. Enerji kullanım veriminin yükseltilmesine çalışılması,
  5. Finansman yetersizliğinin önleminin alınması,
  6. Kamuoyu bilincinin ve örgütlenmenin yapılması,

    vb gibi alınması gereken önlemler hiç alınmamıştır. 
     

    b.) Üzerinde durulması gereken Türkiye’nin gücü:

    1. Hidrolik kaynaklardan yeterince faydalanılması,
    2. Temiz ve yenilenebilir enerji ile enerji tasarruf potansiyelinin yüksekliği,
    3. Enerji kaynaklarının zenginliği,
    4. Yeni enerji teknolojilerinde yararlanılabilecek stratejik kaynakların varlığı,
    5. Yeşil alana dönüştürülebilecek arazi potansiyeli,
    6. Elektro-mekanik sanayinin potansiyeli,
    7. Genç ve dinamik nüfus,
    8. Girişimci sanayi yapısı,
    9. Her sektörde yatırım potansiyeli,

    vb gibi güçlerin kullanılmasına gidilmemiştir.   
     

    Diğer bir konu ise, Türkiye bugün Kyoto Sözleşmesi’ni kabul ettiği takdirde, topraklarımızda bulunan birçok sanayi fabrikalarımızın kademeli olarak azaltılmasını talep edeceklerdir. Kendi topraklarımızın üzerinde birçok sanayi kuruluşuna izin verilmeyeceği gibi, yeraltı kaynaklarımızın kullanılması da kısıtlanacaktır. Özellikle, yeraltı kaynaklarımızın çıkarılmasında, ağır sanayi ve santral kurulmasında, iklim şartları açısından bu protokol karşımıza çıkacaktır.  
     

    6.) Müdafaa-i Hukuk Hareketi Partisi’nin Düşünce ve Önerileri

    Isınma ve iklim şartlarıyla ilgili, insanın ruh, beden ve çevre varlığını koruma ve savunması sağlanmalıdır. Evrende, doğada ve toplumda her oluşumun, her düşüncenin, her davranış ve eylemin “insan için” insanın ruhsal, bedensel ve çevresel varlığı içindir.   Küresel ısınma ve iklim, evrensel olduğu kadar ulusal, ulusal olduğu kadar toplumsal, toplumsal olduğu kadar da bireysel bir sorundur. Çözümü ise evrensel, ulusal, toplumsal ve bireyseldir.  
     
     
     
     
     

  1. Evrensel Çözüm

      Evrensel çözüm olarak küresel ısınma ile ilgili, insanın bedensel, ruhsal ve çevresel varlığı için evrende oluşan iklim değişikliği konusunda Kyoto Sözleşmesi yapılmış, çözüme ulaştırılma kararları alınmış ve uygulamaya konulmuştur.  
       

  1. Ulusal Çözüm

       Ulusal çözüm olarak yapılması gereken önerilerimiz:

    1. Enerjiyi güvenli, güvenilir ekonomik verimli ve çevreye duyarlı teknolojileri üretmek,
  1. Kalkınmanın sürdürülebilir kalkınma anlayışı çerçevesinde gerçekleştirmek,
    1. Başta yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarını olmak üzere kendi özkaynaklarını kullanmak,
    2. Kısa, orta ve uzun vadeli iklim politikaları çerçevesinde program ve yol haritaları belirlemek,
    3. İklim değişikliği konusunda ulusal bildiri hazırlamak ve kamuoyuna bilgi vermek,
  1. Türkiye'nin gerçekçi bir sera gazı değerlerinin belirlenmesi,
  1. Hidrolik enerjiden daha fazla yararlanmanın araştırılması,
    1. Rüzgar, güneş, jeotermal enerjileri ve diğer enerji kaynaklarının teşvik edilmesi,
  1. Boş arazilerin ağaçlandırılması,
  2. Orman yangınlarını kontrol altına alınmasının sağlanması,
    1. Termik santrallerinde iyi yakma metotlarının geliştirmesi ve kaliteli yakıt kullanılması,
  1. Isınma amaçlı yakıtların kontrol edilmesi,
  2. Halkın bilinçlendirilmesi,
  3. Tarım politikasının yeniden ele alınması,

       vb gibi birçok alanda çalışmaların yapılması önerilir.   
     

  1. Yerel ve Toplumsal Çözümler

    Yerel ve Toplumsal Yönetimlerin küresel ısınmaya karşı yapılması gerek öneriler:

  1. İklim değişimi ve etkilerini her platformda halkın bilinçlendirilmesi,
  2. Okullarda iklim değişimi konusunda eğitici programların konulması,
  3. Enerji ve su tasarrufunu projelendirerek uygulamaya sokulması,
  4. Yeni su kaynaklarının araştırılması,
  5. Sera gazlarını azaltacak önlemlerin ve denetimlerin artırılması,
    1. Altyapı ve yerleşim planlamalarında iklim değişimi etkilerinni göz önüne alınması,
  1. Büyük şehirlere göçü cazip halden çıkartarak, geri göçün özendirilmesi,

       vb gibi birçok alanda çalışmaların yapılması önerilir.   
     
     
     
     
     
     

  1. Bireysel Çözüm

       Bireysel çözüm olarak, küresel ısınmaya karşı yapılması gereken öneriler:

    1. Ampul ile tasarruf. Standart ampul yerine, tasarruflu ampul kullanmak suretiyle karbondioksit salımının azaltılması,
    2. Karbondioksit Tasarrufu. Daha az araba kullanılması, sık yürüyüş yapılması, bisiklet kullanması ve toplu taşıma araçlarından daha çok faydalanılması, (araba kullanılmayan her kilometre için belirli bir miktar karbondioksit tasarrufu sağlanacaktır.)
    3. Çamaşır-Bulaşık Yıkamada Tasarruf. Su ısıtmak için fazla enerji kullanmadan az sıcak su kullanmak suretiyle,  çamaşır-bulaşık yıkamalarında karbondioksit salımının azaltılması,
    4. Katı Atık’ta Tasarruf. Ambalajları fazla olan ürünlerden kaçınmak suretiyle, çöp oranının azaltılmasıyla karbondioksit tasarrufun yapılması,
    5. Elektronik Cihazlarda Tasarruf  Evlerde bulunan elektronik cihazları kullanılmadığında fişlerden çekilmesi ile karbon gazının atmosfere yayılmasının önlenmesi,
    6. Ağaç Dikmek. Her yıl kişi başına en az bir ağaç dikmek suretiyle, ağacın yaşamı sürecine yeterli miktarda karbondioksit emmesinin sağlanması,

       vb gibi birçok alanda çalışmaların yapılması önerilir.   
     
     

     Açıklamalar   :  
     

    1. BM 2. Komitesi Kararları s. 43
    2. UNEP, United Nations Environment Programme
    3. INC, Intergovernmental Negatiating Committee
    4. COP, Conference of the Parties
 
 
 

    Ruhi Duman 

    İstanbul, 22 Ağustos 2008