Geçmiş Haftalarda Yayınlananları Oku

 

R  A  P  O  R 
 

TARIM KANUNU, TARIM VE HAYVANCILIK POLİTİKALARININ ETKİLERİ 
 

     Kurucular Kurulu Başkanımız Sayın Ertuğrul Zekai ÖKTE Beyefendinin Genel Başkan Yardımcılarından istedikleri “Acil Konu” larla ilgili raporlar hakkında 30 Mayıs 2007 tarihli talimatları uyarınca hazırlanan bu çalışma görevi üç bölümden oluşmaktadır. İlk iki bölümde ülkemizde tarımsal yapı, üretim durumu ile izlenen tarım politikası değerlendirilmekte, üçüncü bölümde ise görev sorularının yanıtları yer almaktadır. 
 

           I . Tarımsal Yapı ve Üretim Durumu

           Tarımın ülkemiz ekonomisindeki önemi nisbi olarak azalmış olmakla birlikte milletimizin gıda ihtiyacının karşılanması, tarıma dayalı sanayi sektörüne girdi temini, istihdam ve ihracat olanakları açısından büyük önem taşımaktadır. 77,9 milyon hektar olan toprak varlığımızın 26,3 milyon hektarını tarım arazileri oluşturmakta, özel mülkiyete dayalı küçük aile işletmelerinin hakim olduğu bir tarımsal yapı bulunmaktadır.

          2001 Genel Tarım Sayımı sonuçlarına göre 3.057.516 tarımsal işletme mevcut olup, ortalama işletme büyüklüğü 61 dekardır.

           Türkiye’nin toplam tarımsal üretim değerinin büyük bölümü, bitkisel üretim tarafından oluşturulmaktadır. Tarımsal üretim değeri, bitkisel ve hayvansal üretim olmak üzere bileşenlerine ayrıldığında, Tablo 1 de yer aldığı üzere 2001-2003 yılları arasında yaklaşık %63-64 ünün bitkisel üretimden oluştuğu görülmektedir. 
 

Tablo 1

Piyasa Fiyatlarıyla Üretim Değeri (Milyon Euro)

  2001 % 2003 %
Bitkisel 6723 62.8 6902 64.2
Hayvansal 3863 36.1 3759 34.9
Tarımsal Üretim Değeri 10707 98.9 10762 99.1

 

Not: Yaklaşık %1 tutarındaki balıkçılık ürünleri Hayvansal üretime dahil değildir. 
 

Kaynak: Türkiye’de Tarım, Edt. Prof.Dr. Fahri Yavuz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Yayını, Aralık 2005. 
 

I.a) Bitkisel Üretim

Buğdaya dayalı beslenme alşkanlığı olan ülkemizde bazı temel ürünlerin üretim miktarları ile net dış ticaret durumu Tablo 2’de yer almaktadır.

                                                  

Tablo 2

Bazı Ürünlerin  Üretim Miktarları  ve Net Dış Ticaret Durumu

Ürünler Üretim Miktarları (Ton) Net Dış Ticaret Durumu (Ton)
2003 2006
Buğday 19.000.000 20.010.000 -825.000 (ithalat)*
Mısır 2.800.000 3.800.000 -197.000 (ithalat)**
Pirinç 372.000 650.000 -302.000 (ithalat)**
Baklagiller 1.203.000 1.453.000 -102.000 (ithalat)**
Tütün 115.000 119.000 44.000  (ihracat)**
Pamuk 938.000 1.020.000 -678.000 (ithalat)**
Bitkisel yağ (Ayçiçeği, pamuk, soya ve mısırözü yağları) 399.000 450.000 -736.000 (bitkisel yağ açığı)
Patates 5.300.000 4.397.000 13.000  (ihracat)
Yaş sebze 30.139.000 30.249.000 691.000 (ihracat)
Meyve 12.965.000 15.000.000 1.416.000 (ihracat)
Zeytin yemeklik 350.000 450.000 56.000 (ihracat)
Zeytinyağı 83.000 166.000 91.000 (ihracat)
Kuru çay 153.800 217.540** 2.000 (ihracat)

* 2003 yılında 1.835.000 ton buğday ithal edildiği dikkate alınarak 2006 için ithali gereken miktar olarak hesap edilmiştir

** 2005 yılı değerleri alınmıştır. 
 

Kaynaklar:  1) Zirai ve İktisadi Rapor 2003-2006, Türkiye Ziraat Odaları Birliği

            2) Türkiye Ziraat Mühendisliği VI.Teknik Kongresi 2005, Cilt 1. 
 

   Tablo 2’de görüldüğü gibi gıda ihtiyacımızın karşılanabilmesi için bazı temel ürünlerde üretilen miktarın  ortalama % 10 u, pirinçde yaklaşık % 50 si ,bitkisel yağlarda üretimin birbuçuk katı kadar  ithalat yapmak  gerekmektedir.Ayrıca nüfusumuzun  her yıl 1,3 milyon arttığını da dikkate almak durumundayız. 2006 yılında tarımsal ürünler ihracıtımız  8,5 milyar  Dolar, ithalatımız ise  7,2 milyar Dolar olmuştur. Ülkemizin üretim potansiyelini dikkate aldığımızda ihracatımız yeterli değildir. Bu potansiyelin iyi değerlendirilmesi halinde ihracat artarken tarım ürünleri ithalatımızında çok daha düşük düzeylerde kalacağı aşikardır.

     Gayrisafi Milli Hasıla da (GSMH) tarımın payı 1980 yılında % 25 iken 2006 yılında % 11,2 ye  düşmüştür. Ülkemizde kişi başına düşen milli gelir  yetersiz olduğu gibi ,gelirlerin dağılımıda çok dengesizdir.  Bu dengesizlik yoksulluğu (kişi başı günlük 4,3 Doların altında geliri olanlar) yaygın hale getiren önemli  bir etken durumundadır. 2005 yılında yoksulluk oranı Türkiye ortalaması  % 16 iken, kırsal kesimde bu oran  % 26 olarak tesbit edilmiştir.

   2004 yılında tarımda çalışanların sayısı 7,4 milyon, toplam istihdamdaki payı % 34 iken, 2006 yılında  çalışanların sayısı 6 milyon 88 bine, istihdamdaki  payı ise % 27,3’ e gerilemiştir. Diğer bir ifadeyle iki yıl içerisinde  1 milyon 312 bin kişi  tarımı terk etmek  durumunda kalmış ve yüksek düzeyde seyreden  mevcut işsizleri sayısı bu miktarda artmıştır.

   Büyük aile yapısı  ve aile içi  dayanışmanın yaygın olduğu  kırsal kesimde işsizliğin ve yoksuzluğun sebep  olduğu sıkıntıların  genelde kısıtlı olan  aile içi imkanların paylaşılması suretiyle giderilmesine, ertelenmesine gayret gösterilmekle birlikte, sosyal sorunlar yumağı hızla büyümekte, fakirleşen  köylülerimizden bir bölümü  iş  ümüdiyle  büyük kentlere göç ederek gecekondu bölgelerinde  yoksulluk yardımları  ile yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. 
 
 
 

      I.b) Hayvansal Üretim

İnsanların sağlıklı ve dengeli beslenmesinde önemli bir yere sahip olan hayvancılık  ülkemizde gerileme süreci  içinde bulunmakta ,küçükbaş ve büyükbaş  hayvan sayıları sürekli azalmaktadır. 1990 ve 2002 yılları için  hayvan sayıları ile 1990 yılına göre azalma oranları  Tablo 3’ de yer  almaktadır. 
 

Tablo 3

Hayvan Sayılarında Değişim

Cinsi 1990 2002 Değişim
Koyun 40.553.000 25.174.000 -%38
Kıl Keçisi 9.698.000 6.519.000 -%33
Tiftik Keçisi 1.279.000 261.000 -%80
Sığır 11.377.000 9.804.000 -%14
Manda 371.000 121.000 -%68

Kaynak: Türkiye Ziraat Mühendisliği VI.Teknik Kongresi 2005, Cilt 2. 
 

1990-2002 yılları arasında  12 yılda  sığır sayısında  % 14 azalma olurken, koyun ve kıl keçisinde  bu oran üçte bire yükselmekte,  tiftik keçisi ve manda- nın neslide hızla tükenmektedir.

   Dünya ve Türkiye’de et ve süt üretimine ait değerler ise Tablo 4 ve 5’de gösterilmiştir.

Tablo 4

Kırmızı Et Üretimi

  Türkiye Dünya
1990 2005 Değişim 1990 2005 Değişim
Kırmızı Et Üret. (Ton) 742.149 640.258 -%13.7 65.298.000 75.772.000 %16

Kaynak: Zirai ve İktisadi Rapor 2003-2006, Türkiye Ziraat Odaları Birliği 
 

   Dünya’da kırmız et üretimi 1990-2005 arasında %16 oranında artarken, Türkiye’de %13.7 oranında düşmüştür. 
 

Tablo 5

Süt Üretimi

  Türkiye Dünya
1990 2005 Değişim 1990 2005 Değişim
Süt Üret. (Ton) 9.618.000 11.108.000 %15 541.175.000 634.628.000 %17

Kaynak: Zirai ve İktisadi Rapor 2003-2006, Türkiye Ziraat Odaları Birliği 
 

   Süt üretiminde  1990 - 2005  arasında  Dünya’da % 17 artış olmuştur. Kaynak eserde  ülkemiz üretiminde  görünen artışın  süt hayvancılığının düzelmesinden değil , Türkiye İstatistik Kurumunun (TUİK) 2003 yılında  hesaplamalara esas alınan verim katsayısını değiştirmesinden kaynaklandığı vurgulanmaktadır. 

     Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre  Türkiye’de 1990 yılında  12,6 kg. olan kişi başı kırmızı et tüketimi 2005 yılında 9,4 kg kadar gerilemiştir. Kişi başı kırmızı et tüketimi Fransa’da 23,2 kg. , Hollanda’da 21,5 kg., İngiltere’de  22,6 kg.dır.

   Ekonomik Kalkınma  ve İşbirliği Teşkilatı (OECD)  rakamlarına göre AB’de 2004 yılı senelik  süt tüketimi  81 kg., süt ürünleri olarak  tereyağ tüketimi 4,2 kg., peynir tüketimi  17,3 kg.dır. Türkiye için aynı değerler  kişi başı yıllık süt tüketimi  9,1 kg., tereyyağ tüketimi 1,4 kg ve peynir tüketimi 1,5 kg. dır.

    Bu rakamlar ülkemizde yetersiz beslenme sorununun önemli boyutlarda   olduğunu ortaya koymaktadır.

   Hayvancılıkta yaşanan genel sorunlara bakıldığında büyükbaş ve küçükbaş hayvan  sayıları ile et ve süt  üretiminin sürekli azaldığı  ve devamlı kötüye gittiği görülmektedir. Bunda yem açığı, kayıt sistemi yetersizliği, hayvan hastalıklarının kontrol altına alınamaması, üreticilerin yatırım kapasitelerinin  sınırlı olması, verilen desteklerin hedefe ulaşmaya yardımcı olup olmadığı  konusunda bilimsel bir değerlendirme  yapılmaması gibi  husular yer almakla  birlikte, temel sorunu  sektörü kucaklayan, destekleyen bir politikanın mevcut olmaması teşkil  etmektedir.

   Tavukculukta 1990’lı yıllarda büyük yatırımlar  yapılarak  dünya standartları  yakalanmıştır. 2005 verilerine göre  ülkemiz dünya tavuk eti üretiminde  18’inci, yumurta  üretiminde  ise 12’inci sırada yer almaktadır.Kanatlı sektörle ilgili  bio güvenlik şartlarını yerine getiren  işletmelere  düşük faizli kredi  imkanı sağlanmakta  ve sektöre ihracat desteği verilmektedir. 
 

     II. Tarım  Politikası

   Türkiye’nini son yıllarda tarım polilitikalarında artık iç dinamikler yerine , dış etkenlerin  belirleme gücü baskın hale gelmiştir. Etkenlere kısaca değindikten sonra  Dünya Bankasının dayatmaları ile uygulanan Tarım Reformu Uygulama Projesi  üzerinde durulacaktır.

    Dış Etkenler

  

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) :  Uluslararası  ticaretin daha fazla  serbestleştirilmesi  amacından hareket eden   DTÖ  ticaret politikalarını doğrudan, ülke içindeki  destekleme politikalarını ise dolaylı yoldan yönlendirmektedir. 30.07.2004’de DTÖ Genel Konseyi toplantısında  DTÖ müzakerelerine zemin oluşturmak üzere  kabul edilen çerçeve metnini temel taşları şöyle tesbit edilmiştir;

  • Serbest ticareti bozucu nitelikteki tarımsal desteklerin azaltılması
  • Ticarette haksız rekabete neden olan ihracat teşviklerinin  belirlenecek bir süre sonunda kaldırılması
  • İç Pazar korumasına yönelik gümrüklerin kaldırılması.

  Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası  : Ekonomileri krize giren ülkelere  finansman kaynak sağlanması konusunda  yardımcı olan  bu uluslararası kuruluşlar, yapılan anlaşmalar ve kendilerine sunulan niyet mektupları çercevesinde  tarımsal destekleri ve politikaları  da yönlendirmektedir.

   Avrupa Birliği (AB): Türkiye , üyesi olmak için  elli yıla yaklaşan bir süreden beri  çaba gösterdiği ve üyelik için uyum çalışmaları yaptığı AB’nin  taleplerini yerine getirmektedir.

   Tarım Reformu Uygulama Projesi (ARIP):  Dünya Bankası ile  2000 yılı ilk aylarında yapılan  Ekonomik Reform  Kredisi Anlaşmasında bütçe üzerindeki baskıyı azaltmak ve tarım sektöründe  büyümeyi teşvik etmek  amacına yönelik olarak tarım reformuda yer almakta ve üç ana unsurdan oluşmaktadır; a) Doğrudan Gelir Desteği (DGD), b) Fiyat ve kredi desteklerinin tedricen kaldırılması, c) Tarım’daki devlet işletmelerinin özelleştirilerek tarım ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanmasındaki  devlet yardımlarına son verilmesi.

Bu çerçevede  ürünler için fiyat belirlenmesi, destekleme alımları, gübre,tohum gibi  girdilere verilen desteklerin kaldırılarak  Doğrudan Gelir Desteğinin  bu desteklerin yerine ikame edilmesi, üretim fazlasının olduğu alanlarda (tütün ve fındık) alternatif ürünlerin  üretimine geçişin desteklenmesi ve tarım satış kooperatiflerinin yeniden yapılandırma adı altında özelleştirilmesi amaçlanmaktadır.

   Dünya Bankasının  18 Şubat 2005’ de yayınlanan geniş raporunda  proje uygulaması sonucu ; tarımsal destekler  bütçesinde  5,4 milyar Dolardan 0,7 milyar Dolara bir düşüşün sağlandığı, ülke içindeki tarım ürünleri fiyatlarının uluslararası  fiyatlara yaklaştığı, tarım satış kooperatiflerinin  devletle ilişkileri azaltılarak sıkı bir bütçe denetimi sağlandığı, şeker ve tütün  piyasasındaki  devlet işletmelerinin özelleştirildiği, doğrudan gelir desteğinin  toplam tarımın %80’ninde uygulandığı ve çiftci gelirinin % 8’ini oluşturduğu yer almaktadır.

   Uygulamada ön plana çıkan  Doğrudan gelir desteği (DGD) , ürün çeşidi ve üretim miktarından  bağımsız olarak tarımsal faaliyette bulunan çiftçiye yapılan sabit gelir desteği olarak  ifade edilebilir.Dünyanın gündeminde yer alan

bir politika olmasının temel nedeni  ;miktarının çok sınırlı, piyasaya etkisinin  en az olması ve uluslararası ticaretin serbestleşmesine katkıda bulunmasıdır.

    IMF ile 1994 ekonomik krizinden itibaren  yapılan muhtelif stand  by anlaşmalarında tarımsal desteklerin düşürülmesi, sübvansiyonların kaldırılması, devlet işletmelerinin özelleştirilmesi gibi hususlar değişik şekillerde sürekli olarak  yer almıştır.

   Türkiye tarımını etkileyici  diğer önemli bir dış dinamik olarak karşımıza  AB mekanizmaları  olan Gümrük Birliği ve AB Ortak Tarım Politikası (OTP) çıkmaktadır.Tarım alanında  Türkiye AB ilişkileri büyük ölçüde Ankara Anlaşması , Katma Protokol, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) ve 8 Kasım 2000 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB) çercevesinde yürütülmektedir. Tarım alanında Türkiye AB ilişkileri;

(a) Tarım ürünlerinin serbest dolaşımı, Türkiye tarımının OTP’ ye uyumu,

(b) Tarım ürünleri ticaretinde karşılıklı olarak tercihli bir rejim uygulanması,

(c) İşlenmiş tarım  ürünleri 

ana bölümlerinden oluşmaktadır.

   Katılım Ortaklığı Belgesine göre Türkiye’nin kısa sürede yerine getirmesi gereken hususlar arasında  arazi parsel tanımlama, çiftçi kayıt, hayvan kimlik kontrol ve veri tabanından  oluşan sistemlerin geliştirilmesi, tarım piyasalarının izlenmesi  için yönetimsel yapının iyileştirilmesi, mevzuatın AB mevzuatına  uyum stratejisinin oluşturulması bulunmaktadır.

   Avrupa Komisyonunun 6 Ekim 2004  tarihinde Türkiye için açıkladığı ilerlemeye ilişkin  raporun  iç Pazar bölümünde  ‘Türkiyenin tüketim malları grubunda doymamış bir pazara sahip olduğu , geniş ve büyüyen bir tüketici pazarı olarak  ortaya  çıkacağı   vurgulanmak suretiyle AB’nin amaç ve beklentileri açıkca ortaya konmuştur. Komisyon raporlarından  Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinin  IMF ve Dünya Bankasının  dayattığı tarım politikalarına uyup uymadığına göre şekilleneceği anlaşılmaktadır.

   AB tarım mevzuatının bugünkü yapısı  dikkate alınarak yapılan hesaplamalara göre, Türkiye için yapılabilecek doğrudan  gelir desteği  ödemeleri bugünkü fiyatlarla  8 milyar Euro, Pazar önlemleri ödemeleri  de 1 milyar Euro dur. Yeni üye 10 ülke için harcanması öngörülen  toplam tarımsal mali kaynak  ise 7 milyar Euro’dur. Türkiye için kırsal kalkınma alanında aktarılması gereken  kaynak  ise 2,3 milyar Euro olmaktadır. Ancak, ortaklık çercevesinde uyum  AB’nin tarım fonlarını kapsamadığından  bu aşamada AB’den mali yardım alınamayacak , bu durum  AB ile rekabet gücümüzü olumsuz etkileyecektir.Mevcut  koşullarda uyum AB üyelerinin çıkarlarını gözeten  kararları benimsemek anlamına gelmektedir. Özü itibariyle tarımımız olumsuz etkilenecek, tarım işletmelerinin ve üreticilerin tasviye süreci hızlanacaktır.

   Bilindiği gibi AB ile tarama ve müzakere süreci  3 Ekim 2005 de başlamıştır.

13 Ekim 2006 tarihinde  35 fasılda taramalar bitirilmiştir.Tarım ile ilgili 3 başlığın taraması 28 Nisan 2006 da tamamlanmıştır.Bunlar; Tarım ve kırsal kalkınma,  Gıda güvenliği , veterinerlik ve bitki sağlığı ile balıkcılıktır.Aralık 2006 da yapılan AB Devlet/hühümet başkanları zirvesinde Gümrük Birliği ve Serbest Ticaretle ilgili olan 8 başlık askıya alınmıştır.Bu başlıklar arasında  tarım ve kırsal kalkınma ile  balıkcılık’ta bulunmaktadır.Gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı başlığının askıya alınmama nedeni ise kendi ticaretini ve tüketicisini düşündüğü içindir. 
 

III. Sayın Kurucular Kurulu Başkanımızın Verdikleri Çalışma Görevi

   1) Tarım Yasası’nın tarımımıza olumlu ve olumsuz  etkileri nelerdir  Partimizin buna karşı durumu ne olmalıdır ?

    25. 04.2006  tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak  yürürlüğe giren 5488 sayılı örneği ekte sunulan Tarım Kanunu tarım politikalarının amaçları, ilkeleri, öncelikleri  ile tarımsal destekleme aracları ile  Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu’nun oluşumunu içeren maddelerden oluşmaktadır. İlk bakışta bu konuların toplu olarak düzenlendiği  izlenimi veren Kanunda ön plana çıkan husus ise; IMF,  Dünya Bankası ve AB’nin  taleplerine uygun olarak düzenlenmiş olduğunun Kanunun aşağıda belirtilen maddelerinde açıkca ortaya konmuş olmasıdır;  
 

Madde 5) Tarım politikalarının ilkeleri şunlardır:

            b) Uluslararası taahhütlere uyum

Madde 6) Tarım politikalarının öncelikleri şunlardır:

            l) Avrupa Birliğine uyum süreci ndeki gelişmelerden doğacak  ihtiyacları karşılayabilecek şekilde  ortak piyasa düzenlerinin öngördüğü  idari ve hukuki düzenlemelerin yapılması.

Madde 18)  Tarım politikalarının belirlenmesinde  aşağıdaki ilke ve stratejiler dikkate alınır;

         b) Avrupa Birliği mevzuatı ve  uluslararası taahhütler ile uyumlu olması.

Bu maddelere göre,  Dünya Ticaret Örgütü, IMF , Dünya Bankası ve Avrupa  Birliğinin tarım konusunda ülkemiz için öngördükleri  düzenlemelerin Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca  otomatikman  uygulamaya konulacak olmasıdır.Bu çalışmanın önceki bölümlerinde  Dünya Bankasının  2000 yılında ülkemizde uygulamaya başladığı ve IMF ile koordineli yürüttüğü  Tarım Reformu Uygulama Projesi  sonucunda; 2004  2006 yıllarında 1 milyon 312 bin kişinin işsiz kaldığı, kırsal kesimde  yoksulluğun arttığı ve dört kişiden birinin  yoksul duruma düştüğü hususları yer almaktadır.2000 yılı başından beri uygulanan IMF Dünya Bankası  odaklı politikalar ülkemiz tarımına ve çiftçimize büyük zararlar vermiştir. Bu politikaların  ülkemizin tarımsal yapısı üzerinde yarattığı sonuçlar:

Dünya Bankası tarafından  9 Mart 2004 tarihinde yayınlanan Türkiye’de tarım Sektörü Destekleme Reformunun Etkilerine Bir Bakış başlıklı raporda şöyle ortaya konmaktadır1

  • Tarımsal desteklerin gayri safi milli hasılaya oranı (GSMH)  % 3,2 den  %0,5’e düşmüştür.
  • Aynı dönemde tarımsal GSMH 27 milyar  Dolardan 22 milyar Dolara gerilemiştir.
  • Çiftçiler üzerindeki net etki yaklaşık 4 milyar Dolar tutarında yıllık zarar olmuştur.
  • 2002-2003 reform döneminde gübre ve ilaç kullanımı % 25-30 oranında azalmıştır.
  • Kredi alan çiftçiler borçlarını tarımsal gelirlerindeki azalmalar  ve yüksek reel faiz  oranları nedeniyle ödeyememişlerdir.
  • 2001-2003 yılları arasında Türkiye’de üretilen başlıca tarım ürünlerinin brüt değeri reel olarak  % 16 oranında azalmıştır.
  • 2001-2003 yılları arasında hektar başına üretimin dolar eşdeğeri 864  dolardan 621 dolara olmak üzere % 28 azalmıştır.
  • Çiftçi 450 bin hektar alanı ekmekten vazgeçmiştir.Bu alanın 300 bin hektarı Orta Anadolu Bölgesinde bulunmaktadır.
 
 

Dünya Bankasına verilen taahhütlerin bir sonucu olarak  2000    2006 arası tarıma yönelik özelleştirmelerin hız kazandığı dönem olmuştur.Bu kapsamda;

  • ORÜS’e ait işletmeler özelleştirildi
  • EBK kombinaları özelleştirildi.
  • TİGEM işletmelerinden 14’ ü 30 yıllık sözleşmelerle yerli ve yabancı tarım gıda tekellerine kiralandı.
  • TZDK’ye bağlı WP Kükürt İşletmesi  Şubat 2000, Adapazarı  Traktör  Fabrikası ise  2003’de satıldı.
  • TEKEL’in alkollü içkiler bölümü  2003 yılında özelleştirildi.
  • TÜGSAŞ’a ait gübre fabrikalarının tümü 2004 ve 2005 yıllarında özelleştirildi.

     Esasen IMF ve Dünya Bankası reçetelerini uygulayan az gelişmiş ülkeler sonuçta kendi kendilerini besleyemeyen bir konuma gelerek  net gıda maddeleri ithalatcısı oldular.Buna karşılık  dünya’da  gıda üretimini ve dağıtımını  zengin ülkelere ait  büyük şirketler kontrol etmeye başladılar. ‘Yeni Dünya Düzeni ‘ ve küreselleşme koşullarında , tüm siyasi ve ekonomik politikalarda olduğu gibi  tarımsal politikalarda da  artık iç dinamikler yerine  dış dinamiklerin belirleme gücü ağır basmaktadır. Bu sürecin  tarım için yıkım, üretici  için yoksullaşma ve tasviye eğilimlerini içinde barındırdığı bir gerçektir.

     IMF ve Dünya Bankası’nın dayatmaları ve buna bağlı uygulamalar  Türkiye tarımını, özellikle  küçük ölçekli tarımı, dünyanın açımasız  piyasa ekonomisi karşısında korumasız bırakarak tasviye edecektir. AB, üyesi olan ülkelerin çiftçilerine verimliliği artıracak şekilde teşvik verirken, Türkiye’de  IMF ve Dünya Bankası’nın  tarımımızı tasviyeye götüren uygulamalarını desteklemesi  daha önce ifade edildiği gibi, Türkiye’yi mevcut üye ülkeler için büyük bir Pazar olarak görmesinin tabii sonucudur.

     Belirtilen durum muvacehesinde Tarım Kanunu bu uygulamanın  devamını esas aldığı cihetle Türkiye için , Türk tarımı ve Türk çiftçisi için  faydalı ve uygun değildir. Ayrıca desteklerle ilgili konuda yetkili olan Tarımsal  Destekleme ve Yönlendirme Kurulunun bakan başkanlığında sadece üst düzey bürokratlardan  oluşması, bünyesinde  Türkiye Ziraar Odalar Birliği ,Ziraat Mühendisleri Odası  gibi yasa ile kurulmuş meslek kuruluşları temsilcileri ile Ziraat Fakültelerinden  bir öğretim üyesinin dahi yer almaması önemli bir noksanlık olarak  değerlendirilmektedir. Kanunda yer alan entegre idare ve kontrol sistemi ise öncelikle kurulmalıdır.

       Başarısızlığı kesin olarak ortaya çıkan doğrudan gelir desteği  uygulamasına son verilmeli , bunun yerine  fiyatlar üzerinde saptırıcı etki yapmadan  üretim ve verimliliği  geliştiren ‘ fark Ödeme ‘ sistemine geçilmeli  ve tarımsal destekleme aracları  AB ve ABD örnekleri dikkate alınarak  verimliliği artıracak yönde olmalıdır. Sözleşmeli tarım geliştirilerek yaygın hale getirilmelidir.Bu tip sözleşmelerle çiftçinin  ürününe  Pazar garantisi sağlanması yanında, sanayiciye de hammadde teminini garanti altına alınmaktadır, Söşleşmeli üretimi gerçekleştiren  örgütlü çiftçiye prim desteği, sanayiciye  ise yatırım ve uygun kredi desteği sağlanabilir.Bu tür sözleşmelerin  sigorta kapsamına sokularak garanti altına alınması da sağlanmalıdır. 
 

2 ) Bugün İzlenen Tarım ve Hayvancılık Politikalarının  kısa ve orta vadede meydana getireceği olumsuzlukları ve yıkımları nasıl çözeceğiz ?Nasıl üretimi artıracak ve hatta ihrac edeceğiz ?

    Dünya Bankası/İMF’ nin ısrarla ülkemize uygulattıkları ve AB’nin desteklediği Tarım Reformu  Uygulama Projesinin  radikal bir şekilde uygulanması sonucu büyük zarar gören ülkemiz tarımı ve çiftçilerimiz bu yanlış politikaların  ağır faturasını ödemeye devam etmektedir.

    Öncelikle stratejik özelliği nedeniyle ülkemiz gıda güvenliğinin  sağlanması başta olmak üzere ,kırsal  alanda işsizliği ve yoksulluğu önleyebilmek için  orta vadede gerekli tedbirleri almak zorundayız. Türk tarımının  kendi bünyesinde gercekleşen  teknik, ekonomik ve  sosyal dönüşümler kadar iç ve dış ekonomik  koşul ve politikalarda  son yıllarda meydana gelen  değişikliklerde  yeni bir tarım politikasına olan ihtiyacı ön plana çıkarmaktadır. Gelişmiş ülkeler karşısında  ayakta durabilmek için tarımsal üretimde verimliliği  artırmak temel koşuldur. İhracata dönük organik tarımın geliştirilmesi suretiyle orta büyüklükte tarım işletmeleri  önemli bir kaynağa  kavuşabilir. Köy kalkınmasının sağlanması, tarıma dayalı sanayinin teşvik edilmesi  kırsal kesimde istihdam üzerinde olumlu etki sağlayacaktır.

   Hızlı bir tarımsal yatırım planlaması ile sulanabilir  alanların  iki katına çıkarılması, arazi kullanımı planlamasından  üretim seçimine kadar  tercihler ortaya konması ,üretici örğütlenmesinden girdi temini ve  ürün pazarlamasına kadar  sürecin tüm aşamalarında  çözümler üretilmesi, bilgi ve  teknolojinin öğretilmesi  ve kullanılması, üretim maliyetlerini azaltan, verim değerlerini yükselten  önlemler alınması  bu çercevede  ‘doğrudan  gelir desteği’ yerine üretim ve verimliliği geliştiren  ‘fark ödeme sistemine’ geçilmesi  sürec içerisinde  kalıcı çözümler olarak  görülmektedir. 
 

Saygılarımla arz ederim.

Sabri KUMBAROĞLU
Genel Başkan Yardımcısı