|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
R
A P O R
TARIM KANUNU, TARIM VE HAYVANCILIK POLİTİKALARININ
ETKİLERİ
Kurucular Kurulu Başkanımız Sayın Ertuğrul
Zekai ÖKTE Beyefendinin Genel Başkan
Yardımcılarından istedikleri “Acil Konu” larla
ilgili raporlar hakkında 30 Mayıs 2007 tarihli
talimatları uyarınca hazırlanan bu çalışma görevi üç
bölümden oluşmaktadır. İlk iki bölümde ülkemizde
tarımsal yapı, üretim durumu ile izlenen tarım
politikası değerlendirilmekte, üçüncü bölümde ise
görev sorularının yanıtları yer almaktadır. I . Tarımsal Yapı ve Üretim Durumu Tarımın ülkemiz ekonomisindeki önemi nisbi olarak azalmış olmakla birlikte milletimizin gıda ihtiyacının karşılanması, tarıma dayalı sanayi sektörüne girdi temini, istihdam ve ihracat olanakları açısından büyük önem taşımaktadır. 77,9 milyon hektar olan toprak varlığımızın 26,3 milyon hektarını tarım arazileri oluşturmakta, özel mülkiyete dayalı küçük aile işletmelerinin hakim olduğu bir tarımsal yapı bulunmaktadır. 2001 Genel Tarım Sayımı sonuçlarına göre 3.057.516 tarımsal işletme mevcut olup, ortalama işletme büyüklüğü 61 dekardır.
Türkiye’nin toplam tarımsal üretim
değerinin büyük bölümü, bitkisel üretim tarafından
oluşturulmaktadır. Tarımsal üretim değeri, bitkisel
ve hayvansal üretim olmak üzere bileşenlerine
ayrıldığında, Tablo 1 de yer aldığı üzere 2001-2003
yılları arasında yaklaşık %63-64 ünün bitkisel
üretimden oluştuğu görülmektedir. Tablo 1 Piyasa Fiyatlarıyla Üretim Değeri (Milyon Euro)
Not:
Yaklaşık %1 tutarındaki balıkçılık ürünleri
Hayvansal üretime dahil değildir. Kaynak: Türkiye’de
Tarım, Edt. Prof.Dr. Fahri Yavuz, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı Yayını, Aralık 2005. I.a) Bitkisel Üretim Buğdaya dayalı beslenme alşkanlığı olan ülkemizde bazı temel ürünlerin üretim miktarları ile net dış ticaret durumu Tablo 2’de yer almaktadır.
Tablo 2 Bazı Ürünlerin Üretim Miktarları ve Net Dış Ticaret Durumu
* 2003 yılında 1.835.000 ton buğday ithal edildiği dikkate alınarak 2006 için ithali gereken miktar olarak hesap edilmiştir
** 2005 yılı
değerleri alınmıştır. Kaynaklar: 1) Zirai ve İktisadi Rapor 2003-2006, Türkiye Ziraat Odaları Birliği
2) Türkiye Ziraat Mühendisliği VI.Teknik
Kongresi 2005, Cilt 1. Tablo 2’de görüldüğü gibi gıda ihtiyacımızın karşılanabilmesi için bazı temel ürünlerde üretilen miktarın ortalama % 10 u, pirinçde yaklaşık % 50 si ,bitkisel yağlarda üretimin birbuçuk katı kadar ithalat yapmak gerekmektedir.Ayrıca nüfusumuzun her yıl 1,3 milyon arttığını da dikkate almak durumundayız. 2006 yılında tarımsal ürünler ihracıtımız 8,5 milyar Dolar, ithalatımız ise 7,2 milyar Dolar olmuştur. Ülkemizin üretim potansiyelini dikkate aldığımızda ihracatımız yeterli değildir. Bu potansiyelin iyi değerlendirilmesi halinde ihracat artarken tarım ürünleri ithalatımızında çok daha düşük düzeylerde kalacağı aşikardır. Gayrisafi Milli Hasıla da (GSMH) tarımın payı 1980 yılında % 25 iken 2006 yılında % 11,2 ye düşmüştür. Ülkemizde kişi başına düşen milli gelir yetersiz olduğu gibi ,gelirlerin dağılımıda çok dengesizdir. Bu dengesizlik yoksulluğu (kişi başı günlük 4,3 Doların altında geliri olanlar) yaygın hale getiren önemli bir etken durumundadır. 2005 yılında yoksulluk oranı Türkiye ortalaması % 16 iken, kırsal kesimde bu oran % 26 olarak tesbit edilmiştir. 2004 yılında tarımda çalışanların sayısı 7,4 milyon, toplam istihdamdaki payı % 34 iken, 2006 yılında çalışanların sayısı 6 milyon 88 bine, istihdamdaki payı ise % 27,3’ e gerilemiştir. Diğer bir ifadeyle iki yıl içerisinde 1 milyon 312 bin kişi tarımı terk etmek durumunda kalmış ve yüksek düzeyde seyreden mevcut işsizleri sayısı bu miktarda artmıştır.
Büyük aile yapısı ve aile içi dayanışmanın yaygın
olduğu kırsal kesimde işsizliğin ve yoksuzluğun
sebep olduğu sıkıntıların genelde kısıtlı olan
aile içi imkanların paylaşılması suretiyle
giderilmesine, ertelenmesine gayret gösterilmekle
birlikte, sosyal sorunlar yumağı hızla büyümekte,
fakirleşen köylülerimizden bir bölümü iş ümüdiyle
büyük kentlere göç ederek gecekondu bölgelerinde
yoksulluk yardımları ile yaşamlarını sürdürmeye
çalışmaktadırlar. I.b) Hayvansal Üretim
İnsanların sağlıklı ve dengeli beslenmesinde önemli
bir yere sahip olan hayvancılık ülkemizde gerileme
süreci içinde bulunmakta ,küçükbaş ve büyükbaş
hayvan sayıları sürekli azalmaktadır. 1990 ve 2002
yılları için hayvan sayıları ile 1990 yılına göre
azalma oranları Tablo 3’ de yer almaktadır. Tablo 3 Hayvan Sayılarında Değişim
Kaynak: Türkiye Ziraat Mühendisliği VI.Teknik
Kongresi 2005, Cilt 2. 1990-2002 yılları arasında 12 yılda sığır sayısında % 14 azalma olurken, koyun ve kıl keçisinde bu oran üçte bire yükselmekte, tiftik keçisi ve manda- nın neslide hızla tükenmektedir. Dünya ve Türkiye’de et ve süt üretimine ait değerler ise Tablo 4 ve 5’de gösterilmiştir. Tablo 4 Kırmızı Et Üretimi
Kaynak: Zirai ve İktisadi Rapor 2003-2006, Türkiye
Ziraat Odaları Birliği
Dünya’da kırmız et üretimi 1990-2005 arasında %16
oranında artarken, Türkiye’de %13.7 oranında
düşmüştür. Tablo 5 Süt Üretimi
Kaynak: Zirai ve İktisadi Rapor 2003-2006, Türkiye
Ziraat Odaları Birliği Süt üretiminde 1990 - 2005 arasında Dünya’da % 17 artış olmuştur. Kaynak eserde ülkemiz üretiminde görünen artışın süt hayvancılığının düzelmesinden değil , Türkiye İstatistik Kurumunun (TUİK) 2003 yılında hesaplamalara esas alınan verim katsayısını değiştirmesinden kaynaklandığı vurgulanmaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre Türkiye’de 1990 yılında 12,6 kg. olan kişi başı kırmızı et tüketimi 2005 yılında 9,4 kg kadar gerilemiştir. Kişi başı kırmızı et tüketimi Fransa’da 23,2 kg. , Hollanda’da 21,5 kg., İngiltere’de 22,6 kg.dır. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD) rakamlarına göre AB’de 2004 yılı senelik süt tüketimi 81 kg., süt ürünleri olarak tereyağ tüketimi 4,2 kg., peynir tüketimi 17,3 kg.dır. Türkiye için aynı değerler kişi başı yıllık süt tüketimi 9,1 kg., tereyyağ tüketimi 1,4 kg ve peynir tüketimi 1,5 kg. dır. Bu rakamlar ülkemizde yetersiz beslenme sorununun önemli boyutlarda olduğunu ortaya koymaktadır. Hayvancılıkta yaşanan genel sorunlara bakıldığında büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayıları ile et ve süt üretiminin sürekli azaldığı ve devamlı kötüye gittiği görülmektedir. Bunda yem açığı, kayıt sistemi yetersizliği, hayvan hastalıklarının kontrol altına alınamaması, üreticilerin yatırım kapasitelerinin sınırlı olması, verilen desteklerin hedefe ulaşmaya yardımcı olup olmadığı konusunda bilimsel bir değerlendirme yapılmaması gibi husular yer almakla birlikte, temel sorunu sektörü kucaklayan, destekleyen bir politikanın mevcut olmaması teşkil etmektedir.
Tavukculukta 1990’lı yıllarda büyük yatırımlar
yapılarak dünya standartları yakalanmıştır. 2005
verilerine göre ülkemiz dünya tavuk eti üretiminde
18’inci, yumurta üretiminde ise 12’inci sırada yer
almaktadır.Kanatlı sektörle ilgili bio güvenlik
şartlarını yerine getiren işletmelere düşük faizli
kredi imkanı sağlanmakta ve sektöre ihracat
desteği verilmektedir. II. Tarım Politikası Türkiye’nini son yıllarda tarım polilitikalarında artık iç dinamikler yerine , dış etkenlerin belirleme gücü baskın hale gelmiştir. Etkenlere kısaca değindikten sonra Dünya Bankasının dayatmaları ile uygulanan Tarım Reformu Uygulama Projesi üzerinde durulacaktır. Dış Etkenler
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) : Uluslararası ticaretin daha fazla serbestleştirilmesi amacından hareket eden DTÖ ticaret politikalarını doğrudan, ülke içindeki destekleme politikalarını ise dolaylı yoldan yönlendirmektedir. 30.07.2004’de DTÖ Genel Konseyi toplantısında DTÖ müzakerelerine zemin oluşturmak üzere kabul edilen çerçeve metnini temel taşları şöyle tesbit edilmiştir;
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası : Ekonomileri krize giren ülkelere finansman kaynak sağlanması konusunda yardımcı olan bu uluslararası kuruluşlar, yapılan anlaşmalar ve kendilerine sunulan niyet mektupları çercevesinde tarımsal destekleri ve politikaları da yönlendirmektedir. Avrupa Birliği (AB): Türkiye , üyesi olmak için elli yıla yaklaşan bir süreden beri çaba gösterdiği ve üyelik için uyum çalışmaları yaptığı AB’nin taleplerini yerine getirmektedir. Tarım Reformu Uygulama Projesi (ARIP): Dünya Bankası ile 2000 yılı ilk aylarında yapılan Ekonomik Reform Kredisi Anlaşmasında bütçe üzerindeki baskıyı azaltmak ve tarım sektöründe büyümeyi teşvik etmek amacına yönelik olarak tarım reformuda yer almakta ve üç ana unsurdan oluşmaktadır; a) Doğrudan Gelir Desteği (DGD), b) Fiyat ve kredi desteklerinin tedricen kaldırılması, c) Tarım’daki devlet işletmelerinin özelleştirilerek tarım ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanmasındaki devlet yardımlarına son verilmesi. Bu çerçevede ürünler için fiyat belirlenmesi, destekleme alımları, gübre,tohum gibi girdilere verilen desteklerin kaldırılarak Doğrudan Gelir Desteğinin bu desteklerin yerine ikame edilmesi, üretim fazlasının olduğu alanlarda (tütün ve fındık) alternatif ürünlerin üretimine geçişin desteklenmesi ve tarım satış kooperatiflerinin yeniden yapılandırma adı altında özelleştirilmesi amaçlanmaktadır. Dünya Bankasının 18 Şubat 2005’ de yayınlanan geniş raporunda proje uygulaması sonucu ; tarımsal destekler bütçesinde 5,4 milyar Dolardan 0,7 milyar Dolara bir düşüşün sağlandığı, ülke içindeki tarım ürünleri fiyatlarının uluslararası fiyatlara yaklaştığı, tarım satış kooperatiflerinin devletle ilişkileri azaltılarak sıkı bir bütçe denetimi sağlandığı, şeker ve tütün piyasasındaki devlet işletmelerinin özelleştirildiği, doğrudan gelir desteğinin toplam tarımın %80’ninde uygulandığı ve çiftci gelirinin % 8’ini oluşturduğu yer almaktadır. Uygulamada ön plana çıkan Doğrudan gelir desteği (DGD) , ürün çeşidi ve üretim miktarından bağımsız olarak tarımsal faaliyette bulunan çiftçiye yapılan sabit gelir desteği olarak ifade edilebilir.Dünyanın gündeminde yer alan bir politika olmasının temel nedeni ;miktarının çok sınırlı, piyasaya etkisinin en az olması ve uluslararası ticaretin serbestleşmesine katkıda bulunmasıdır. IMF ile 1994 ekonomik krizinden itibaren yapılan muhtelif stand by anlaşmalarında tarımsal desteklerin düşürülmesi, sübvansiyonların kaldırılması, devlet işletmelerinin özelleştirilmesi gibi hususlar değişik şekillerde sürekli olarak yer almıştır. Türkiye tarımını etkileyici diğer önemli bir dış dinamik olarak karşımıza AB mekanizmaları olan Gümrük Birliği ve AB Ortak Tarım Politikası (OTP) çıkmaktadır.Tarım alanında Türkiye AB ilişkileri büyük ölçüde Ankara Anlaşması , Katma Protokol, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) ve 8 Kasım 2000 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB) çercevesinde yürütülmektedir. Tarım alanında Türkiye AB ilişkileri; (a) Tarım ürünlerinin serbest dolaşımı, Türkiye tarımının OTP’ ye uyumu, (b) Tarım ürünleri ticaretinde karşılıklı olarak tercihli bir rejim uygulanması, (c) İşlenmiş tarım ürünleri ana bölümlerinden oluşmaktadır. Katılım Ortaklığı Belgesine göre Türkiye’nin kısa sürede yerine getirmesi gereken hususlar arasında arazi parsel tanımlama, çiftçi kayıt, hayvan kimlik kontrol ve veri tabanından oluşan sistemlerin geliştirilmesi, tarım piyasalarının izlenmesi için yönetimsel yapının iyileştirilmesi, mevzuatın AB mevzuatına uyum stratejisinin oluşturulması bulunmaktadır. Avrupa Komisyonunun 6 Ekim 2004 tarihinde Türkiye için açıkladığı ilerlemeye ilişkin raporun iç Pazar bölümünde ‘Türkiyenin tüketim malları grubunda doymamış bir pazara sahip olduğu , geniş ve büyüyen bir tüketici pazarı olarak ortaya çıkacağı vurgulanmak suretiyle AB’nin amaç ve beklentileri açıkca ortaya konmuştur. Komisyon raporlarından Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinin IMF ve Dünya Bankasının dayattığı tarım politikalarına uyup uymadığına göre şekilleneceği anlaşılmaktadır. AB tarım mevzuatının bugünkü yapısı dikkate alınarak yapılan hesaplamalara göre, Türkiye için yapılabilecek doğrudan gelir desteği ödemeleri bugünkü fiyatlarla 8 milyar Euro, Pazar önlemleri ödemeleri de 1 milyar Euro dur. Yeni üye 10 ülke için harcanması öngörülen toplam tarımsal mali kaynak ise 7 milyar Euro’dur. Türkiye için kırsal kalkınma alanında aktarılması gereken kaynak ise 2,3 milyar Euro olmaktadır. Ancak, ortaklık çercevesinde uyum AB’nin tarım fonlarını kapsamadığından bu aşamada AB’den mali yardım alınamayacak , bu durum AB ile rekabet gücümüzü olumsuz etkileyecektir.Mevcut koşullarda uyum AB üyelerinin çıkarlarını gözeten kararları benimsemek anlamına gelmektedir. Özü itibariyle tarımımız olumsuz etkilenecek, tarım işletmelerinin ve üreticilerin tasviye süreci hızlanacaktır. Bilindiği gibi AB ile tarama ve müzakere süreci 3 Ekim 2005 de başlamıştır. 13
Ekim 2006 tarihinde 35 fasılda taramalar
bitirilmiştir.Tarım ile ilgili 3 başlığın taraması
28 Nisan 2006 da tamamlanmıştır.Bunlar; Tarım ve
kırsal kalkınma, Gıda güvenliği , veterinerlik ve
bitki sağlığı ile balıkcılıktır.Aralık 2006 da
yapılan AB Devlet/hühümet başkanları zirvesinde
Gümrük Birliği ve Serbest Ticaretle ilgili olan 8
başlık askıya alınmıştır.Bu başlıklar arasında
tarım ve kırsal kalkınma ile balıkcılık’ta
bulunmaktadır.Gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki
sağlığı başlığının askıya alınmama nedeni ise kendi
ticaretini ve tüketicisini düşündüğü içindir. III. Sayın Kurucular Kurulu Başkanımızın Verdikleri Çalışma Görevi 1) Tarım Yasası’nın tarımımıza olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir Partimizin buna karşı durumu ne olmalıdır ?
25. 04.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe giren 5488 sayılı örneği ekte sunulan
Tarım Kanunu tarım politikalarının amaçları,
ilkeleri, öncelikleri ile tarımsal destekleme
aracları ile Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme
Kurulu’nun oluşumunu içeren maddelerden
oluşmaktadır. İlk bakışta bu konuların toplu olarak
düzenlendiği izlenimi veren Kanunda ön plana çıkan
husus ise; IMF, Dünya Bankası ve AB’nin
taleplerine uygun olarak düzenlenmiş olduğunun
Kanunun aşağıda belirtilen maddelerinde açıkca
ortaya konmuş olmasıdır; Madde 5) Tarım politikalarının ilkeleri şunlardır: b) Uluslararası taahhütlere uyum Madde 6) Tarım politikalarının öncelikleri şunlardır: l) Avrupa Birliğine uyum süreci ndeki gelişmelerden doğacak ihtiyacları karşılayabilecek şekilde ortak piyasa düzenlerinin öngördüğü idari ve hukuki düzenlemelerin yapılması. Madde 18) Tarım politikalarının belirlenmesinde aşağıdaki ilke ve stratejiler dikkate alınır; b) Avrupa Birliği mevzuatı ve uluslararası taahhütler ile uyumlu olması. Bu maddelere göre, Dünya Ticaret Örgütü, IMF , Dünya Bankası ve Avrupa Birliğinin tarım konusunda ülkemiz için öngördükleri düzenlemelerin Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca otomatikman uygulamaya konulacak olmasıdır.Bu çalışmanın önceki bölümlerinde Dünya Bankasının 2000 yılında ülkemizde uygulamaya başladığı ve IMF ile koordineli yürüttüğü Tarım Reformu Uygulama Projesi sonucunda; 2004 2006 yıllarında 1 milyon 312 bin kişinin işsiz kaldığı, kırsal kesimde yoksulluğun arttığı ve dört kişiden birinin yoksul duruma düştüğü hususları yer almaktadır.2000 yılı başından beri uygulanan IMF Dünya Bankası odaklı politikalar ülkemiz tarımına ve çiftçimize büyük zararlar vermiştir. Bu politikaların ülkemizin tarımsal yapısı üzerinde yarattığı sonuçlar: Dünya Bankası tarafından 9 Mart 2004 tarihinde yayınlanan Türkiye’de tarım Sektörü Destekleme Reformunun Etkilerine Bir Bakış başlıklı raporda şöyle ortaya konmaktadır1.
Dünya Bankasına verilen taahhütlerin bir sonucu olarak 2000 2006 arası tarıma yönelik özelleştirmelerin hız kazandığı dönem olmuştur.Bu kapsamda;
Esasen IMF ve Dünya Bankası reçetelerini uygulayan az gelişmiş ülkeler sonuçta kendi kendilerini besleyemeyen bir konuma gelerek net gıda maddeleri ithalatcısı oldular.Buna karşılık dünya’da gıda üretimini ve dağıtımını zengin ülkelere ait büyük şirketler kontrol etmeye başladılar. ‘Yeni Dünya Düzeni ‘ ve küreselleşme koşullarında , tüm siyasi ve ekonomik politikalarda olduğu gibi tarımsal politikalarda da artık iç dinamikler yerine dış dinamiklerin belirleme gücü ağır basmaktadır. Bu sürecin tarım için yıkım, üretici için yoksullaşma ve tasviye eğilimlerini içinde barındırdığı bir gerçektir. IMF ve Dünya Bankası’nın dayatmaları ve buna bağlı uygulamalar Türkiye tarımını, özellikle küçük ölçekli tarımı, dünyanın açımasız piyasa ekonomisi karşısında korumasız bırakarak tasviye edecektir. AB, üyesi olan ülkelerin çiftçilerine verimliliği artıracak şekilde teşvik verirken, Türkiye’de IMF ve Dünya Bankası’nın tarımımızı tasviyeye götüren uygulamalarını desteklemesi daha önce ifade edildiği gibi, Türkiye’yi mevcut üye ülkeler için büyük bir Pazar olarak görmesinin tabii sonucudur. Belirtilen durum muvacehesinde Tarım Kanunu bu uygulamanın devamını esas aldığı cihetle Türkiye için , Türk tarımı ve Türk çiftçisi için faydalı ve uygun değildir. Ayrıca desteklerle ilgili konuda yetkili olan Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulunun bakan başkanlığında sadece üst düzey bürokratlardan oluşması, bünyesinde Türkiye Ziraar Odalar Birliği ,Ziraat Mühendisleri Odası gibi yasa ile kurulmuş meslek kuruluşları temsilcileri ile Ziraat Fakültelerinden bir öğretim üyesinin dahi yer almaması önemli bir noksanlık olarak değerlendirilmektedir. Kanunda yer alan entegre idare ve kontrol sistemi ise öncelikle kurulmalıdır.
Başarısızlığı kesin olarak ortaya çıkan
doğrudan gelir desteği uygulamasına son verilmeli ,
bunun yerine fiyatlar üzerinde saptırıcı etki
yapmadan üretim ve verimliliği geliştiren ‘ fark
Ödeme ‘ sistemine geçilmeli ve tarımsal destekleme
aracları AB ve ABD örnekleri dikkate alınarak
verimliliği artıracak yönde olmalıdır. Sözleşmeli
tarım geliştirilerek yaygın hale getirilmelidir.Bu
tip sözleşmelerle çiftçinin ürününe Pazar
garantisi sağlanması yanında, sanayiciye de hammadde
teminini garanti altına alınmaktadır, Söşleşmeli
üretimi gerçekleştiren örgütlü çiftçiye prim
desteği, sanayiciye ise yatırım ve uygun kredi
desteği sağlanabilir.Bu tür sözleşmelerin sigorta
kapsamına sokularak garanti altına alınması da
sağlanmalıdır. 2 ) Bugün İzlenen Tarım ve Hayvancılık Politikalarının kısa ve orta vadede meydana getireceği olumsuzlukları ve yıkımları nasıl çözeceğiz ?Nasıl üretimi artıracak ve hatta ihrac edeceğiz ? Dünya Bankası/İMF’ nin ısrarla ülkemize uygulattıkları ve AB’nin desteklediği Tarım Reformu Uygulama Projesinin radikal bir şekilde uygulanması sonucu büyük zarar gören ülkemiz tarımı ve çiftçilerimiz bu yanlış politikaların ağır faturasını ödemeye devam etmektedir. Öncelikle stratejik özelliği nedeniyle ülkemiz gıda güvenliğinin sağlanması başta olmak üzere ,kırsal alanda işsizliği ve yoksulluğu önleyebilmek için orta vadede gerekli tedbirleri almak zorundayız. Türk tarımının kendi bünyesinde gercekleşen teknik, ekonomik ve sosyal dönüşümler kadar iç ve dış ekonomik koşul ve politikalarda son yıllarda meydana gelen değişikliklerde yeni bir tarım politikasına olan ihtiyacı ön plana çıkarmaktadır. Gelişmiş ülkeler karşısında ayakta durabilmek için tarımsal üretimde verimliliği artırmak temel koşuldur. İhracata dönük organik tarımın geliştirilmesi suretiyle orta büyüklükte tarım işletmeleri önemli bir kaynağa kavuşabilir. Köy kalkınmasının sağlanması, tarıma dayalı sanayinin teşvik edilmesi kırsal kesimde istihdam üzerinde olumlu etki sağlayacaktır.
Hızlı bir tarımsal yatırım planlaması ile
sulanabilir alanların iki katına çıkarılması,
arazi kullanımı planlamasından üretim seçimine
kadar tercihler ortaya konması ,üretici
örğütlenmesinden girdi temini ve ürün pazarlamasına
kadar sürecin tüm aşamalarında çözümler
üretilmesi, bilgi ve teknolojinin öğretilmesi ve
kullanılması, üretim maliyetlerini azaltan, verim
değerlerini yükselten önlemler alınması bu
çercevede ‘doğrudan gelir desteği’ yerine üretim
ve verimliliği geliştiren ‘fark ödeme sistemine’
geçilmesi sürec içerisinde kalıcı çözümler olarak
görülmektedir. Saygılarımla arz ederim.
Sabri KUMBAROĞLU
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||