Geçmiş Haftalarda Yayınlananları Oku

 

PETROL KANUNU HAKKINDA

MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ PARTİSİ’NİN GÖRÜŞÜ 
 

Sanayiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı, Ağustos 2007 
 

5574 no’lu Türk Petrol kanunu 17 Ocak 2007 tarihinde TBMM tarafından kabul edilmiştir. 7 Mart 1954 tarihinde yayımlanan 6326’no’lu Petrol Kanunu’nun yerini alacak bu yeni kanun, Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiştir.  
 

Yeni kanuna pek çok örgütten tepki gelmiştir. Ancak bu tepkinin çok az bir kısmı yazılı ve görsel basında, yani medyada yer almış dolayısıyla, aydınların ve örgütlerin bu tepkisi, toplumsal bir tepkiye dönüşememiştir.  
 

Kanunu incelediğimizde, eski kanuna göre yeni kanunun özellikleri şunlardır: 
 

  • Yeni kanunda, “milli menfaatler” veya “ulusal çıkarlar” terimleri çıkartılmıştır.
  • Yeni kanun ile, Türkiye’de petrol arama ve işletme konularında imtiyazlara sahip Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın tüm imtiyazları yok edilmiş ve yerli veya yabancı şirketler ile aynı statüye indirgenmiştir. Örnekler şunlardır:
    • TPAO’nun devlet adına petrol arama ve üretim faaliyetlerinde bulunma hakkı elinden alınmıştır.
    • Özelleştirme yolu açılmıştır. Böylece, TPAO’nun Hazar petrollerindeki haklarının ve BTC hattı gelirlerinin yabancılara devredilmesinin önü açılmıştır. Türkiye’nin stratejik bir gücünün yitirilmesi yanında BTC’den gelen yıllık 600 milyon dolarlık gelir ve Hazar petrollerindeki 1,6 milyar dolara karşılık gelen %6,75’lik hakkının devredilmesi söz konusu olacaktır.
    • Faaliyete kapalı bölgelerde ve askeri bölgelerde Bakanlar Kurulu izni ile petrol arama hakkı elinden alınmıştır.
    • Diğer şirketlerden daha fazla ruhsat alma hakkı elinden alınmıştır.
    • Bunu yaparken diğer şirketlerin toplam ruhsat alanının sınırlandırılmaması sonucunda özel şirketlerin tekelleşmelerinin önü açılmıştır.
    • Yeni sahaların işletme ruhsatnamesi müzayedeye çıkmadan önce, TPAO’ya teklif edilme imtiyazı ortadan kaldırılmıştır. 
 
 

TPAO, devletin yani vatandaşların kuruluşudur. Onun imtiyazlarının elinden alınması demek, bu ülkenin sahibi olan insanların bu topraklar üzerindeki hakkının elinden alınması demektir. 
 

Bu durumun benzeri 1963/4 yıllarında yaşanmıştı. Türkiye’nin Kıbrıs konusu ile ilgili sıkıştırılmaya başlandığı yıllarda, halkın milli hassasiyetlerinin yüksek olduğu bir dönemde, TPAO ile BP, Shell, Mobil gibi şirketler arasında anlaşmazlık çıkmış, mahkemeye gidilmiş, TPAO’nun avukatlığını Muammer Aksoy üstlenmişti. Halkın milli refleksleri bu dava üzerine yoğunlaşmıştı, sonuçta, dava, bir ABD’li uzman tarafından hazırlanmış, Batı çıkarlarının ön planda olduğu 6326 no’lu yasaya dayansa da davayı TPAO kazanmıştı.  
 

Muammer Aksoy bu gün artık yok. Ortadan kaldırıldı. Daha acısı arkın halkın milli refleksleri de yok. Batı güdümlü psikolojik harekât ile, medyanın olağanüstü çabasıyla ortadan kaldırıldı.  
 

Yeni kanunun getirdiği diğer yeniliklere devam edersek:  
 

  • Yeni yasa arama ruhsatı alındıktan sonra 3 yıl içinde arama sondajına başlama zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır. Bu zaten yavaş ilerleyen arama faaliyetini iyice yavaşlatacaktır.
  • Yeni yasayla petroldeki devlet hisselerinin %50’si il özel idaresine bırakılacaktır. Bu küreselleşme ezberlerinden biri olan, yerel idarelerin özerkleşmesi ve küçük şehir devletlerin oluşturulmasıdır. Türkiye’de bundan ilk yararlanacak olanlar da Güneydoğu’da Kürt devleti kurmak isteyen yereller ve onun Batılı destekçileri olacaktır.
  • Yeni yasa ile ülke içinde üretilen ham petrol ve doğal gaz ile bunlardan elde edilen petrol ürünlerinin kara sahalarında yüzde 65`inin, deniz sahalarında ise yüzde 55`inin memleket ihtiyacına ayrılması zorunluluğu kaldırılmıştır: Yani BP veya Shell veya Mobil, her hangi bir savaş durumunda, vatan topraklarından çıkan petrolün 1 litresini dahi bize vermeyebilir. Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında jetlerimizin çektiği yakıt sıkıntısı ve ambargoyu hatırımızdan çıkartmamak gerekir. 
  • Yeni yasa ile, arama ruhsatlarından hektar başına alınan devlet hakkı geliri de tamamen kaldırıldı. Üretilen ham petrolden alınan yüzde 12,5`lik devlet hissesi oranı ise kademeli olarak yüzde 2`ye kadar indirildi. Bu durumda toplamda devlet geliri %70 azalacaktır. 
  • Yeni yasa ile, eskiden şehir içinde, tarihi eserlerin olduğu bölgelerde, askeri bölgelerde, çeşitli bölgelerden belirlenen sınır yakınlığında arama yapılamazken artık sadece askeri bölgelerde arama yapılması yasak. Yani örneğin Taksim Meydanında veya Kızılay’da, hatta Efes Harabeleri’nde istenirse yabancı şirketler arama yapabileceklerdir.
  • Yeni yasa ile, arama sahalarının limiti karada 100,000 denizlerde 1,000,000 hektara çıkarılmıştır. Bu denizlerde tekelleşme getirecektir.
  • Yeni yasa işletme ruhsatı verilme süresini 30 yıla çıkarırken iki kez 10’ar yıl uzatılabilme olanağını da korumuştur. Dünya’da bu süreler için ruhsat veren ülke kalmamıştır.
  • Yeni kanuna göre, petrol hakkı sahiplerinin ödeyeceği gelir vergileri kesinti toplamı yüzde 40 geçemeyecektir. Türk vatandaşları bazı ürünlerde %40-50 vergi verirken, stratejik ürün olan petrolü ülkeden dışarıya pompalayan yabancı şirketlerden %40’ın üzerinde vergi alınamayacaktır. 
 
 

    Kısaca bu tasa da küreselleşmenin tüm uygulamaları bir arada görülmektedir:

    • Liberalleşme
    • Deregülasyon
    • Özelleştirme
    • Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi
    • Ülke kaynaklarının sınırsızca sömürülmesi
    • Vergi avantajları
 
 

Bu sonuçlara emperyalist ülkeler Irak örneğinde olduğu gibi 500-600 milyar dolar harcayarak, savaşlar çıkartıp kayıplar vererek ulaşmakta iken, Türkiye’de, ülkenin kendi meclisinde, kendi milletvekilleri kendi rızaları ile, sözde demokratik bir ortamda Batı’ya hediye etmektedir.  
 

Petrol, bugün dünyanın en stratejik değeridir. Pek çok ülkeyi zenginleştirirken, pek çok ülkeyi felakete sürüklemiştir. Uğrunda savaşlar yapılmış bir değerdir. ABD’yi ABD yapan, Irak’ın işgal edilmesine sebep olan, Sudan’da milyonlarca kişinin ölümüne yol açan, İki Dünya Savaşı’nın hem başlatan hem bitiren bir kaynaktır. 
 

Türkiye de bu doğal kaynağa bağımlıdır. Yılda 16 milyar dolar döviz kaybetmektedir. Tüm ekonominin girdisi olması itibarıyla, arzı, talebi, enflasyonu, bütçe açığını yani bütün ekonomik parametreleri etkilemektedir. Kesinlikle stratejik bir üründür. Diğer tüm ülkeler, bırakın kendi kaynaklarını büyük bir kıskançlıkla korumalarını, diğer ülkelerin kaynaklarını sömürmek için yarışmaktadır. Birinci Körfez Savaşından önce 40 dolar bandında olan petrol bugün 80 dolara yaklaşmıştır. Aradaki bu fark, eskiden aranması ekonomik olarak uygun olmayan tüm petrol kaynaklarını cazip hale getirmiştir. Ortadoğu petrollerine göre daha derinde olan ve yeryüzü şekilleri itibarıyla daha meşakkatli olan arama ve işletme faaliyetleri fizibilite potasına girmiştir. Türkiye’deki yasanın değiştirilme çabaları,  İsrail’in Güneydoğu Anadolu sınırındaki oyunları, Karadeniz’deki arama çalışmalarının hızlanması, Kıbrıs karasularında Rum’ların hak iddia etmeleri bu yüzden bu döneme denk gelmiştir.    
 

Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetenler ise halkın kaynaklarını yabancıların emrine vermektedir. Bütün bunlar olurken, medyanın etkisiyle uyuşturulmuş halk tepki verememektedir. 
 

Müdafaa-i Hukuk Hareketi için yapılacaklar çok basittir. Bugün ulusal hassasiyetleri olan tüm sivil kuruluşlar ve aydınlar, 6326 no’lu yasadan, 5574 no’lu yasaya geçişin zararlarını bildirmektedirler. Ancak Müdafaa-i Hukuk hareketi’nin programındaki pek çok maddede yazdığı üzere, 1938’den bu yana olan bütün ikili anlaşmalar ve bağımlılık yaratan kanunlar milli menfaatler göz önüne alınarak gözden geçirilecektir. Bu durumda Müdafaa-i Hukuk Hareketi, yalnızca yeni yasayı değil, yine emperyalist devletlerce hazırlanmış olan eski yasayı da tamamen ortadan kaldıracaktır:

  • Tüm petrol arama, işletme, nakil ve işleme hakları devletleştirilecektir.
  • Bugüne kadar bilinen kaynakların sadece %20’sinde sondaj yapılmıştır. ABD’de yılda 17 bin, Romanya’da yılda 6 bil kuyu açılırken Türkiye’de yılda 40 adet açılmaktadır. Bu sayın katlanarak arttırılacaktır.
  • Bugüne kadar hiç arama yapılmamış tüm denizlerimizde ve coğrafi alanlarda arama çalışmaları yapılacaktır.
  • Üniversitelerde petrol araştırma ile ilgili bölümler güçlendirilip seferberlik başlatılacaktır. Türkiye’ye has coğrafi zorlukları yerli üretim teknoloji ile aşılması sağlanacak, derin sondaj, sert kaya sondajı denizlerde sondaj konusunda yerli teknoloji geliştirilecektir.
  • Çıkartılan ham petrolün işlenmesi, nakliyesi devlet tarafından yapılacaktır.
  • Petrol gelirlerinin arttırılması ile enerjide dışa bağımlılık azaltılacak, sanayi ve tarım başta olmak üzere tüm sektörlerin girdisi olan petrol ve türevleri ucuzlatılacaktır.
  • Başta Orta Asya Türk Cumhuriyetleri olmak üzere, tüm yakın ve komşu ülkelerle petrol anlaşmaları yapılacaktır.