|
|
|
|
PETROL KANUNU HAKKINDA
MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ PARTİSİ’NİN GÖRÜŞÜ
Sanayiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı, Ağustos
2007 5574
no’lu Türk Petrol kanunu 17 Ocak 2007 tarihinde TBMM
tarafından kabul edilmiştir. 7 Mart 1954 tarihinde
yayımlanan 6326’no’lu Petrol Kanunu’nun yerini
alacak bu yeni kanun, Cumhurbaşkanı tarafından veto
edilmiştir. Yeni
kanuna pek çok örgütten tepki gelmiştir. Ancak bu
tepkinin çok az bir kısmı yazılı ve görsel basında,
yani medyada yer almış dolayısıyla, aydınların ve
örgütlerin bu tepkisi, toplumsal bir tepkiye
dönüşememiştir.
Kanunu incelediğimizde, eski kanuna göre yeni
kanunun özellikleri şunlardır:
TPAO, devletin yani
vatandaşların kuruluşudur. Onun imtiyazlarının
elinden alınması demek, bu ülkenin sahibi olan
insanların bu topraklar üzerindeki hakkının elinden
alınması demektir. Bu
durumun benzeri 1963/4 yıllarında yaşanmıştı.
Türkiye’nin Kıbrıs konusu ile ilgili sıkıştırılmaya
başlandığı yıllarda, halkın milli hassasiyetlerinin
yüksek olduğu bir dönemde, TPAO ile BP, Shell, Mobil
gibi şirketler arasında anlaşmazlık çıkmış,
mahkemeye gidilmiş, TPAO’nun avukatlığını Muammer
Aksoy üstlenmişti. Halkın milli refleksleri bu dava
üzerine yoğunlaşmıştı, sonuçta, dava, bir ABD’li
uzman tarafından hazırlanmış, Batı çıkarlarının ön
planda olduğu 6326 no’lu yasaya dayansa da davayı
TPAO kazanmıştı.
Muammer Aksoy bu gün artık yok. Ortadan kaldırıldı.
Daha acısı arkın halkın milli refleksleri de yok.
Batı güdümlü psikolojik harekât ile, medyanın
olağanüstü çabasıyla ortadan kaldırıldı. Yeni
kanunun getirdiği diğer yeniliklere devam edersek:
Kısaca bu tasa da küreselleşmenin tüm uygulamaları bir arada görülmektedir:
Bu sonuçlara emperyalist
ülkeler Irak örneğinde olduğu gibi 500-600 milyar
dolar harcayarak, savaşlar çıkartıp kayıplar vererek
ulaşmakta iken, Türkiye’de, ülkenin kendi
meclisinde, kendi milletvekilleri kendi rızaları
ile, sözde demokratik bir ortamda Batı’ya hediye
etmektedir.
Petrol, bugün dünyanın en stratejik değeridir. Pek
çok ülkeyi zenginleştirirken, pek çok ülkeyi
felakete sürüklemiştir. Uğrunda savaşlar yapılmış
bir değerdir. ABD’yi ABD yapan, Irak’ın işgal
edilmesine sebep olan, Sudan’da milyonlarca kişinin
ölümüne yol açan, İki Dünya Savaşı’nın hem başlatan
hem bitiren bir kaynaktır.
Türkiye de bu doğal kaynağa bağımlıdır. Yılda 16
milyar dolar döviz kaybetmektedir. Tüm ekonominin
girdisi olması itibarıyla, arzı, talebi, enflasyonu,
bütçe açığını yani bütün ekonomik parametreleri
etkilemektedir. Kesinlikle stratejik bir üründür.
Diğer tüm ülkeler, bırakın kendi kaynaklarını büyük
bir kıskançlıkla korumalarını, diğer ülkelerin
kaynaklarını sömürmek için yarışmaktadır. Birinci
Körfez Savaşından önce 40 dolar bandında olan petrol
bugün 80 dolara yaklaşmıştır. Aradaki bu fark,
eskiden aranması ekonomik olarak uygun olmayan tüm
petrol kaynaklarını cazip hale getirmiştir. Ortadoğu
petrollerine göre daha derinde olan ve yeryüzü
şekilleri itibarıyla daha meşakkatli olan arama ve
işletme faaliyetleri fizibilite potasına girmiştir.
Türkiye’deki yasanın değiştirilme çabaları,
İsrail’in Güneydoğu Anadolu sınırındaki oyunları,
Karadeniz’deki arama çalışmalarının hızlanması,
Kıbrıs karasularında Rum’ların hak iddia etmeleri bu
yüzden bu döneme denk gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetenler ise halkın
kaynaklarını yabancıların emrine vermektedir. Bütün
bunlar olurken, medyanın etkisiyle uyuşturulmuş halk
tepki verememektedir. Müdafaa-i Hukuk Hareketi için yapılacaklar çok basittir. Bugün ulusal hassasiyetleri olan tüm sivil kuruluşlar ve aydınlar, 6326 no’lu yasadan, 5574 no’lu yasaya geçişin zararlarını bildirmektedirler. Ancak Müdafaa-i Hukuk hareketi’nin programındaki pek çok maddede yazdığı üzere, 1938’den bu yana olan bütün ikili anlaşmalar ve bağımlılık yaratan kanunlar milli menfaatler göz önüne alınarak gözden geçirilecektir. Bu durumda Müdafaa-i Hukuk Hareketi, yalnızca yeni yasayı değil, yine emperyalist devletlerce hazırlanmış olan eski yasayı da tamamen ortadan kaldıracaktır:
|