SANAYİ VE
KALKINMA
MHHP 26
Ekim 2007 Eğitim Semineri, Ankara
Seminerin bu
bölümünde Sanayi ve Kalkınma hakkında çok özet bilgi vermek
istiyorum.
Konumuz
Sanayi ve Kalkınma ancak ben bunun daha çok kalkınma kısmına
ağırlık vereceğim.
Çünkü sanayi,
bizim toplam kalkınma politikalarımız içersinde bir parça.
Ekonomik kalkınma dediğimizde bunun içine tüm konular
giriyor. Programımızın İktisadi Hayatın İlkeleri ile ilgili
89. maddesi ve İktisadi Kalkınma ile ilgili 93. maddesi en
mükemmel şekilde tarif ediyor.
Ben,
kalkınmanın temel öğelerini ikiye ayırıyorum:
- Ekonomik kalkınma ile
doğrudan ilintili olan konular: Maliye, İnsan
kaynakları, Bilim ve Teknoloji, Tarım Hayvancılık ve Su
Ürünleri, Ormancılık, Denizcilik, Madenler, Enerji ve
Boru hatları, Ulaşım, Haberleşme İletişim, Sanayi,
Ticaret, Turizm.
- Ekonomik kalkınma ile
dolaylı ilintili olan konular: Güvenlik, Uluslararası
ilişkiler, Adalet ve Yargı, Eğitim, Sağlık, Savunma ve
Silahlı Kuvvetler, Kentleşme – Konutlaşma, Türk Dili,
kültürü ve alfabesi, Sanat (ABD Hollywood örneği)
Bunları bütün olarak
düşünmez isek hata yaparız. Geçmişte bu hatayı yaptık.
Ticaret de neymiş dedik, üretim gayri Müslimlerin işidir
dedik. Biz fetihlerle ve siyaset ile ilgileniriz dedik
sonuçta bağımsızlık dahil her şeyimizden olduk.
Ancak bütün
bu konular içinde hepsi için önemli olan ve bizim de
gerçekleştireceğimiz Müdafaa-i Hukuk İktisadi Devrimimizin
çok önemli bazı unsurları vardır:
- Üretim, üretim, üretim.
Ancak, öznesi Türk Milleti olan kar maksimizasyonunu
sağlayacak şekilde üretim. Bu tanım çok önemlidir ve
belki de ilk defa benden duyuyor olacaksınız. Kar
maksimizasyonunda özne olarak bir milleti koymak ne
kapitalizm’de ne sosyalizm’de görülmemiş bir olgudur.
- Ulusal Pazarın
kıskançlıkla korunması, bu konuda yeni bir tehdit
tanımının yapılması olacaktır.
Tarihsel Sürece
baktığımızda biz aslında hep aynı hataları tekrarlamışız:
Bir milleti
millet yapan öğeleri hepimiz biliriz: ortak dil, ortak
tarih, ortak kültür, ulusal toprak bütünlüğü, bayrak, ulusal
marş.
Ancak belki
en az bunlar kadar önemli başka bir kavram vardır ki, biz
Türkler bunu hep ikinci planda bırakmışızdır: Ulusal
Pazarımız. Halbuki Fransa’da yaşayanlara Fransız denmesinin
sebebi Fransız Ulusal Pazarıdır. Aynı şekilde Alman ulusal
Pazar, Japon ulusal pazarı vs… Bu uğurda 2 tane dünya savaşı
yapılmış ve milyonların canına mal olmuştur.
Ulusal Pazar
bizler için hiçbir zaman öncelikli bir dava olmamıştır.
Bayrağımız, toprağımız söz konusu olduğunda çok kıskanç,
ancak Ulusal Pazarımız söz konusu olduğunda çok cömertizdir,
onu çok rahatlıkla başka ülkelerle paylaşabiliriz. Hatta
cömertliğimizin bir göstergesi olarak hediye ederiz.
Kapitülasyonlar, ticari ayrıcalıklar, başımız sıkışınca ilk
verdiğimiz ticari ödünler hep ulusal pazarımızın paylaşımı
ile ilgilidir.
Tarihsel
süreçte:
- Anadolu Selçukluları ilk
ticari ayrıcalıkları Venediklilere ve Kıbrıs Latin
Krallığı’na verdiklerinde, kendi çöküşlerini
başlattıklarının farkında değillerdi.
- Osmanlılar, Fransızlara
Kapitülasyon haklarını verdiklerinde, İngilizlere ticari
imtiyazlar sağladıklarında yerli sanayilerini
dolayısıyla imparatorluklarını çökerttiklerinin farkında
değillerdi. Osmanlılar için ticaret ve finans
azınlıklara teslim edilecek kadar önemsizdi.
- Osmanlı’nın son
döneminde olup bitenlere şöyle bir bakalım: 16 Ağustos
1838’de İngiltere ve Belçika ile Baltalimanı Ticaret
Anlaşması Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa tarafından
imzalanması Osmanlı’yı Avrupa’nın Açık Pazarı haline
getirdi ve ekonomik çöküşü dolayısıyla Osmanlı’nın
dağılma sürecini başlattı.
- 1838’den sonraki 80 yıl
boyunca Tanzimat, ıslahat hareketleri hep batılılaşma,
uygarlaşma, gelişme, yenileşme adına yapıldı ancak bu
süreçte imparatorluk yarı sömürge haline getirildi.
- Aradan yirmi yıl
geçtikten sonra, 1858’de antlaşmanın tesirlerini anlatan
İngiliz Edward Michelson şöyle diyor: “Yabancı ülkelerde
büyük ünü olan Türk sanayiinin birçok kolları, şimdi
tamamen yok olmuştur. Bunlar arasında pamuk sanayii
başta gelir ki, bunlar artık tamamıyla İngiliz sanayii
tarafından sağlanmaktadır. Şam’ın çelik bıçakları,
Kıbrıs’ın şekeri, İznik’in çinisi hep yok olmuştur.
Bütün bu sanayi kollarının, bugün, Türk topraklarında
artık izi bile kalmamıştır”
- 1838 Baltalimanı’ndan
hemen sonra, 1839 Tanzimat Fermanı
- 1854 Borç Anlaşması’ndan
hemen sonra 1856 Islahat Fermanı
- 1875 Mali İflas’ından
hemen sonra 1878 Berlin Anlaşması
- Ekonomik her ödün siyasi
ödünlerle tamamlandı.
- Aynı 24 Ocak 1980
kararlarından hemen sonra 12 Eylül 1980’in gelmesi gibi.
- Sonra 1881’de Düyun-u
Umumiye,
- Toprak kayıpları,
savaşlar,
- 600 yıllık imparatorluğu
parçalanması
Bütün bunlar Türk Millet
Mücadelesini arkasından Cumhuriyeti ve kazanımlarını
getirdi. Ama akıllanmadık. 1923-1938 arası 15 yıllık dönemin
hemen akabinde aynı hataların tekrarlanması
- Amerika amcamızla
yapılan ikili anlaşmalar
- Tanzimat kafasının
hortlaması
- Yabancı uzmanların
raporları: Bunların en önemlileri 1949’daki Thornbourg,
1962’deki Fisher raporu, 1963’teki Podol raporu,
1979’daki Kemal Derviş raporu. Hepsinin ortak söylemi
aynı. “Üretimi ve sanayiyi bırakın, biz size sanayi
ürünlerini satarız. Borçlanma kötü bir şey değil, biz
size borç veririz. Siz liberal olun, bizden borç alın,
mal alın, tüketin. Siz Hizmet sektörlerine ağırlık
verin.”
- Dolayısıyla sanayiden ve
üretimden vazgeçiş
- Kendi kaynaklarına
dayanarak kalkınmanın bir kenara bırakılması
- Borçlanma, tüketim
çılgınlığı, ithalat ve iflas…
Peki ya günümüzde… Aynı
senaryo tekrarlanıyor:
- Baltalimanı anlaşması
yerine 1996 Gümrük Birliği Anlaşması var. İçerik tıpatıp
aynı.
- Düyun-u Umumiye yok IMF
var.
- Eskiden Girit’i
kaybetmiştik, şimdi aynı senaryo Kıbrıs’ta geçerli
Rakamlarla mevcut ekonomik
durum ve sömürünün boyutları şöyledir:
- Borsadaki yabancı payı :
% 73,
- Bankalardaki yabancı
payı %51,
- Sadece 7 ayda satılan
şirket sayısı 2.000,
- Toplam yabancı şirket
sayısı 14.000,
- 633 bin Türk vatandaşı
açlık sınırının altında,
- 14,7 milyon vatandaş
yoksulluk sınırının altında,
- Toplam 40 milyon kişi
yoksulluğun pençesinde.
- Devlet bütçesi 205
milyar YTL, bunun 53 milyar YTL’si faiz ödemelerine
gidiyor,
- Yıllık ödenen faiz;
eğitim ve sağlık harcamalarının 10 katı,
- Devletin 255 milyar
dolar, özel kesimin 110 milyar dolar borcu var,
- Ülke, IMF’ye en çok
borcu olan ülke,
- “Borç alan, emir alır”
demişler, biz de öyle yapıyoruz.
- Vatandaşların yabancı
bankalara borcu 50 miyar doları geçmiş,
- Kredi borçlarının %8’i
batık,
- Bankalar, kredi
faizlerini fakir halktan emip, yurtdışına pompalıyor,
- Cebinde parası olmayan
halkın geleceği kredi kartları ile ipotek altında.
- En fakir %20, gelirin
%6’sını, en zengin %20, gelirin %46’sını alıyor,
- GSMH’nın %10 ila %40’ı
arasında kayıt dışı ekonomi,
- Savaş çıksa: Doğal gazın
%50’sini aldığımız Rusya’ya bağlıyız. Ayrıca petrol
taşıyacak tankerimiz yok,
- Zaten, Askerin başına
çuval geçirilmiş.
- Eğitim paralı, sağlık
paralı, adalet çökmüş.
- Zavallı halk yoksulluk
ve cehalet içinde inliyor,
- Kanunlar yurtdışından
gelen talimatlarla çıkartılıyor!
- Sıcak paranın yarattığı
kısa süreli "cennet”, siyasi rantı maksimize ediyor,
- Uluslararası şirketler,
bankalar ve medya, birikimi olmayan halkı borçlanma ve
tüketim çılgınlığına sürüklemekte,
- Üretim refleksleri yok
edilmiş, Ulusal Pazar yabancıların yolgeçen hanı haline
getirilmiş.
- Ekonomi IMF’ye, dış
siyaset AB ve ABD’ye bağımlı,
- Başında yabancı bir
uzman veya devşirilmiş bir yöneticinin bulunmadığı kamu
kurumu kalmamış,
- Milletin menfaatlerini
korumak için IMF ile pazarlık etmesi gereken bakan bile
İngiliz vatandaşı,
- Başbakanlar icazeti ABD
Başkanlarından almakta.
Şu şirketler 4,5 yıl önce
Türk idi şimdi…
- Türk Telekom, Arap'ın
- Telsim İngiliz'in.
- Kuşadası Limanı
İsrailli'nin.
- İzmir Limanı Hong
Konglu'nun...
- Araç muayene işi
Alman'ın.
- Başak Sigorta
Fransız'ın.
- Adabank Kuveytli'nin.
- İETT Garajı Dubaili'nin.
- Avea Lübnanlı'nın.
- Petkim Ermeni'nin.
- Rakı, Amerikalı'nın.
- Finansbank
Yunanlı'nın...
- Oyakbank Hollandalı'nın.
- Denizbank Belçikalı'nın.
- Türkiye Finans
Kuveytli'nin.
- TEB Fransız'ın.
- Cbank İsrailli'nin.
- MNG Bank Lübnanlı'nın.
- Alternatif Bank
Yunanlı'nın.
- Dışbank Hollandalı'nın.
- Şekerbank Kazak'ın.
- Yapı Kredi'nin yarısı
İtalyan'ın.
- Turkcell'in yarısı
Finli'nin Rus'un.
- Beymen'in yarısı
Amerikalı'nın.
- Enerjisa'nın yarısı
Avusturyalı'nın.
- Garanti'nin yarısı
Amerikalı'nın.
- Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
- İzocam, Fransız'ın.
- TGRT Amerikalı'nın.
- Demirdöküm Alman'ın.
- Döktaş Fransız'ın.
- Süper FM Kanadalı'nın.
Tarihsel süreçten başladık,
günümüze kadar geldik.
Aslında hep
aynı hataları tekrarlamışız ama bunun ana sebebi nedir? Hem
geçmişte hem de bugün yoğun olarak tekrarladığımız bu
hataların altında yatan sebepler aslında hep ortaktır:
- Biz Tam Bağımsızlıktan
vazgeçmişiz
- Milli Egemenliğimizi
başkalarına devretmişiz
- Halkın yoksulluğuna sırt
çevirmişiz
- Cehaletin ortalığı kasıp
kavurmasına izin vermişiz.
Şu ana kadar hep durum
tespiti yaptık. Hep durumun vahametinden bahsettik Şimdi ne
yapılacağından bahsedelim.
Öncelikle
hedefimizi ortaya koyalım:
Türkiye'nin
dört aşamalı kısa, orta ve uzun vadeli hedefi olacaktır:
- Ekonomik, siyasi,
askeri, toplumsal-kültürel olarak tam bağımsız olmak
- Ekonomik olarak
gelişmek, üstün olmak, Avrupa'nın en zengininden zengin
olmak.
- Ortadoğu, Kafkasya,
Balkanlar, Karadeniz ve Orta Asya'nın lider ülkesi olmak
- Dünya'nın süper gücü,
lider ülkesi olmak.
Ben buna inanıyorum. Hatta
inanmaktan da öte, ben bunu, hayatımın ideali ve var oluş
amacım olarak görüyorum.
Buna
inanmazsak zaten başaramayız. Ancak sadece inanmak da
yeterli değildir. Bunun somut temellerini belirlememiz ve
uygulama yöntemlerini ortaya koymamız gerekir.
Şimdi bunu
nasıl başaracağımızı anlatalım:
1. Öncelikle
tüm ekonomik parametrelerimizi ve kalkınma planlarımızı şu
hedeflere yönlendireceğiz:
- Sosyal devlet için
zengin devlet
- Yüksek GSMH, büyük
ve derin ekonomi
- Sürekli ve yüksek
büyüme oranı
- Denk bütçe
- Yüksek dış ticaret
fazlası
- Sıfır iç ve dış borç
- Tam istihdam, sıfır
işsizlik
- Eşit gelir dağılımı
- Düşük enflasyon
- Düşük faiz oranı,
göreli yüksek kur
- Ekonomik bağımlılık
yaratan bütün uluslar arası ve ikili anlaşmalar gözden
geçirilecek, iptal edilecek veya ulusal çıkarlara uygun
olarak yeniden düzenlenecektir. Küreselleşmenin
örgütleri ile ilişkiler bunun başında gelmektedir: IMF,
Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü. Gümrük Birliği
anlaşması tek taraflı feshedilecektir.
- Türkiye'nin stratejik
avantajları Türk Halkı için hayata geçirilecek,
kullanılacaktır. Bunlar:
- Ucuz işgücü,
- Harekete geçirilmeyi
bekleyen tarım,
- Maden potansiyeli,
- Ulaşım ve enerji
kavşağı,
- Avrupa, Kafkasya,
Ortadoğu ve Orta Asya arasında askeri, ekonomik, siyasi
köprü,
- Su potansiyeli,
- Tarım potansiyeli
- AB'de 4 milyon Türk
(60.000 firma)
- Orta Asya ile kültür
birliği,
- Üstün askeri güç, asker
millet karakteri,
- Kıbrıs,
- Rusya-Çin-Hindistan ile
Avrasya Birliği potansiyeli.
4. Yeni tehdit tanımını
yapılacaktır: Ulusal Pazar en az ulusal toprak bütünlüğü,
dil, tarih ve kültür birliği kadar önemlidir. Ulusal pazara
ve yerli şirketlere yönelik tehdit en önemli tehdittir.
Ulusal Pazar korunmalı, yerli üretim teşvik edilmeli, ulusal
şirketlerin yabancıya satışı yasa ve karşı teşvikler ile
önlenmelidir. Bunun için:
- Yerli üretim ithal
mallara karşı korunacaktır.
- İthalatın azaltılması ve
yerli üretimin teşviki ile bugün %70’e varan ihracat
içindeki ithal payı düşürülecektir.
- Yerli şirketler,
üreticiler ve kurumlar, yabancılara karşı korunacak,
rekabet iç piyasada yaratılacaktır.
- İthal hammadde, ara
mamul ve nihai ürünlerin yerli üretilmesi için merkezi
planlama ve teşvik sistemleri harekete geçirilecektir.
5. Karma Ekonomi Modeli
temel ilkemiz olacaktır: Yani devlet planlayıcı, kalkınmayı
yönlendirici, düzenleyici, özel sektör ise dinamik bir
şekilde uygulayıcı olmasıdır.
6. Kendi
kaynaklarımıza dayanarak kalkınmayı esas alacağız.
7. Sektörler
sınıflara ayrılacaktır:
- Stratejik veya ulusal
çıkarlar için kritik sektörler
- Ekonomik değerli yüksek
karlılık sağlayan sektörler
- İstihdam yoğun sektörler
tespit
edilecektir. Bunlara örnekler şunlardır: Milli savunma,
bilişim, iletişim, ulaşım, tarım (tütün, fındık, pamuk,
şeker, hayvancılık), maden, sağlık ve ilaç, yüksek
teknolojiler (nano, biyo, genetik, bilişim, iletişim)
enerji, otomotiv.
Bu
sektörlerde %20 ile %100 arasında kamu payı olacaktır. Bu
şekilde devlet bu kuruluş ve şirketlerin yabancı etkisine
girmesine engel olabilecek, sektörler hakkında taze bilgiye
her an ulaşabilecek, yüksek kar getiren kuruluşlar sayesinde
gelir sağlayabilecektir.
Bu
sektörlerin yurt genelinde coğrafi planlaması yapılacaktır.
Ekonomik açıdan doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birbirine
bağlı ve bağımlı hale getirilecektir. Örneğin otomotiv
Marmara bölgesinde yoğunlaşırken, Orta Anadolu savunma
sanayinde Akdeniz makine sanayinde, Doğu Anadolu hayvancılık
ve tarım sanayinde, Güneydoğu enerjide, Karadeniz bilişim,
elektronik ve teknolojide, lokomotif bölgeler haline
getirilecektir.
Bu bölgeler
birbirlerine hızlı ulaşım ve iletişim ağları ile
bağlanacaktır.
8. Her
sektörde ürün aile ağaçları oluşturulacaktır. Bunların yerli
üretim ve ithalat durumları tespit edilecektir. Bu ürünlerin
yerli üretimi Bunlar için kamu sermayesi, yerli sermaye,
üniversite ortak çalışma grupları oluşturulacaktır.
ARGE yapan
kuruluşlar ve enstitüler, üniversiteler, yerli ve kamu
sermayesi arasında görev dağılımı yapılacak. Proje yaklaşımı
ile ulaşılacak hedefler, zaman planı ve iş planı
belirlenecektir. Bu kurumlar bu şekildeki ortak çalışmaları
yürütebilecek şekilde yeniden yapılandırılacaklardır. Ortak
çalışma grupları, görev paylaşımı ardından hedef ürünü
ortaya çıkartmak için fizibilite, pazar araştırması,
prototip, sanayi ile fizibilite, sanayi ile üretim, bilimsel
ve devlet destekli pazarlama faaliyetlerini
gerçekleştireceklerdir.
9. Büyük
Yerli Sermaye ulusal çıkarlar doğrultusunda güdülenecektir.
Son elli yıldır yapılan hatalar, ülkemizin ulusal bir
ekonomik vizyon ve hedefinin olmaması sonucunda büyük Türk
sermayesi Batıya yanaşmak zorunda kalmış bunun sonucunda
Batı sermayesi ile bütünleşmiştir. Zaman zaman Batı’nın
çıkarları Türkiye’nin çıkarlarının önüne geçmektedir. Büyük
sermayenin tekrar ulusallaşması sağlanacak, kendi
kaynaklarımızla kar maksimizasyonunun yapılacağı konusunda
ikna edileceklerdir. Batı yanlısı yerli sermayeyi
ulusallaştırmak için avantajları hissettirilecektir. Bu
avantajlar şunlardır:
- Fakir Türk halkı
zenginleşirse, yerli alım gücünün artması sebebiyle
mevcut ulusal iç pazar beş yılda iki kat, on yılda üç
kat büyüyecektir.
- Hammadde, ara mamul,
enerji ve tüketim ürünlerinin ithalatını azaltmak,
korumacılık ile yerli malı kullanımını özendirmek
dolayısıyla yerli üretimi ve ticaretini cazip kılmak
- Enerji, hammadde,
ulaşım, iletişim, altyapı, faiz, vergi, avantajlarını
sağlamak
- Arge altyapısı ve
üniversite desteği sağlamak
- Doğu pazarlarına ihracat
olanağı sağlamak
- Eğitimli insan gücü
kaynağı sağlamak
- Yani Türkiye’nin tüm
avantajlarının aynı zamanda büyük ve yerli Türk
sermayesinin avantajları olduğunu anlamalarını sağlamak.
10. Yerli üretimin
güçlenebilmesi için işçilik maliyetleri haricindeki tüm
girdi maliyetlerinin düşürülmesi sağlanacaktır:
- Düşük vergi: Üreten
kesimin vergileri indirilecektir
- Ucuz enerji: Enerji
maliyetlerini düşürmek için büyük enerji yatırımları
yapılacak tır (kömür madenleri, hidrolik, termik,
nükleer santral, petrol arama, yenilenebilir enerji,
vs),
- Ucuz hammadde:
Madencilik ve ara mamul sanayi ile hammadde maliyetleri
düşürülecektir.
- Ucuz sermaye maliyeti:
Faizler düşürülecektir.
- Ucuz gayrimenkul: Arsa
ve binaların ucuzlatılma imkânları yaratılacaktır.
- Ucuz ulaşım ve nakliye:
Ulaşım maliyetleri düşürülecektir. Demir, deniz ve hava
yollarına ağırlık verilecek, karayolu ağı planlı şekilde
yaygınlaştırılacaktır. Sanayi şehirleri arasında
ticaretin gelişmesi için parasız otoban projeleri
geliştirilecektir.
- Ucuz iletişim: Hızlı,
yaygın ve ucuz iletişim imkânları yaratılacaktır.
- Ucuz altyapı: Devlet
eliyle ucuz, akılcı, yaygın ve modern altyapı
çalışmaları yapılacaktır.
- Yalın ve akıcı
bürokrasi: Bürokraside “halk memnun edilmesi gereken
müşteri gibidir” felsefesi yerleştirilecektir.
- Verimli ve üst düzey
eğitimli tekniker seviyesinde teorik ve pratik eğitim
almış nitelikli insan gücü yaratılacaktır.
11. Peki
bütün bunlar için kaynak nereden yaratılacaktır? İktisadi
kalkınmanın Finans Kaynağı nelerdir?
İktisadi
Kalkınma için gerekecek finans kaynağı
- Kayıt dışı ekonomi ile
mücadele
- Vergi reformu, vergi
oranlarının azaltılması ve tabana yayılması
- Borçların tasfiyesi
- İthal mal ve hizmetlerin
yerli kaynaklarla üretilmesi
- Türkiye’nin stratejik
avantajlarından yararlanma
- Devletin stratejik ve
karlı sektörlerdeki payının arttırılması
12. Yeni Anayasa’da yer
alması önerilen konular şunlardır:
- Ekonomide tam
bağımsızlık vurgusu yapılmalıdır.
- Yoksullukla mücadele
hakkında vurgulama yapılmalıdır.
- Ulusal çıkarların
yabancılara karşı korunması hakkında bağlayıcı hükümler
olmalıdır.
- Ulusal iç pazarın
korunması hakkında yeni tehdit tanımı yapılmalıdır.
- Kendi kaynaklarımıza
dayanarak kalkınmaya vurgu yapılmalıdır.
- Yerli üretimin ve yerli
şirketlerin ithalat ve yabancı şirketlere karşı
korunması gerektiği vurgulanmalıdır.
- Devlet Planlama
Teşkilatı’nın işlevleri daha net tariflenmelidir.
- Özelleştirme ile ilgili
hükümlere kısıtlama getirilmelidir.
- Üniversite, devlet ve
özel sektör arasındaki ilişkiye vurgu yapılmalıdır.
- Maden, Petrol, Yabancı
Sermaye,Endüstri Bölgeleri Yasaları gibi ulusal
çıkarlara aykırı ve bağımlılık yaratan mevcut ve gelecek
yasaların Anayasa’ya aykırı olmasını sağlayarak
yasalaşmasını engelleyecek hükümler içermelidir.
- Denk bütçe, denk dış
ticaret dengesi, tam istihdam, eşit gelir dağılımı ve
borçlanma hakkında Yürütme’yi bağlayıcı hükümler
içermelidir.
Sizleri yordum.
Ama yorulmak
zorundayız. Daha da çalışmak zorundayız.
Bütün bunları
başarmak elimizdedir. Bu milletin, bu halkın hak ettiği
şartlarda onurlu , kendinden milletinden gurur duyarak
yaşaması için bu yola girdik.
Hocamın bir
benzetmesi vardır: Türkiye büyük devlettir. Koskocaman,
cüsseli, gürbüz ve güçlü bir vücuda sahiptir ancak küçücük
bir kafa ve beyin tarafından yönetilmektedir. Daha fenası bu
kafa gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içindedir.
Bu kafa
değişecektir. Milletin ve halkın aklı kendi gürbüz vücudunu
yönetmeye başladığı gün kaderimizi de değiştirmiş olacağız.
Saygılarımla.
Sanayiden
Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı
|