|
|
|
|
DOĞRUDAN
YABANCI YATIRIMLAR YASASI HAKKINDA MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ
PARTİSİ’NİN GÖRÜŞÜ
Sanayiden Sorumlu
Genel Başkan Yardımcılığı, Ağustos 2007
18 Ocak 1954
tarihinde yürürlüğe girmiş olan 6224 sayılı Yabancı
Sermayeyi Teşvik Kanunu, IMF'ye verilen taahhütler
kapsamında yürürlükten kaldırılarak yerine 4875 no’lu
Doğrudan Yabancı Yatırım Yasası hazırlanmış ve TBMM Genel
Kurulu'nda 5 Haziran 2003 günü kabul edilmiştir.
Önceki yasa,
günün koşullarına göre olabildiğince liberal bir yasa iken,
değişen koşullara göre yeniden hazırlanması gereği ortaya
çıkarılmıştır. Ancak değişen koşullar Milli Menfaat’lerin
iyileştirilmesi yönüyle değil, tamamen Yabancı Sermaye’nin
menfaatlerini iyileştirecek şekilde algılanmıştır. Sonuçta,
küresel şartlara uygun, önceki yasaya göre çok daha liberal,
Küresel Yabancı Sermaye’nin hemen hemen tüm isteklerini
yerine getirecek nitelikte bir yasa hazırlanmış ve kabul
edilmştir.
Bu yasayı, Maden
Kanunu, Petrol Kanunu, İş Yasası, Orman alanlarının
satılması, sit alanlarında yapılaşma gibi sektörel yasaların
çatısı olarak görmek mümkündür. Özünde, Küreselleşme
söylemlerinin tamamını harfiyen yerine getiren bir anlayış
görülmektedir. Küresel şirketlerin bir sömürge devletinde
görmek isteyebilecekleri tüm imkanlar bu yasada yer
almıştır.
Pek çok değerli
Sivil Toplum Örgütleri ve vatansever aydınlar bu yasaya
şiddetle karşı çıkmış ve “önceki yasaya göre” milli
menfaatlerin hangi noktalarda erozyona uğradığını halka
duyurmaya çalışmışlardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
Yani kısaca;
Bir
yabancı bütün bunları ülkemizde yapabilecek ise biz neden
bir ulus devletiz? Neden sınırlarımız var? Neden Misak-ı
Milli diye bir ülkü uğruna milyonlarca şehit verdik?
Bütün bunların
tam tersi yapılarak kendi ülkelerinde büyütülmüş,
güçlendirilmiş, tekelleştirilmiş yabancı şirketler, kendi
ülkelerinde asla bulamayacakları imkan ve serbesti ile
ülkemize salınacak, bizim körpe, henüz gelişmesini
tamamlayamamış, rekabet gücü kazanamamış küçük ve orta
ölçekli şirketlerimizin tüm kazanımlarını yok edecek, onları
ya satın alacak ya taşeronu haline getirecek ya da iflasına
yol açacaktır.
Biz bu hataya
tarihimiz boyunca defalarla düşmüşüzdür. Üzücü olan hala
ders almıyor olmamızdır: Anadolu Selçuklu Devleti’nin
yıkılış ana sebeplerinden en önemlisi yabancılara özellikle
Venediklilere ve Kıbrıs Latin Krallığı’na imtiyazlar
vermesidir. Osmanlı Devleti’nin çöküşünü başlatan temel
sebeplerden biri Fransızlara verilen kapitülasyonlar,
Tanzimat Devrinde İngilizlere, arkasından diğer Avrupa
ülkelerine verilen imtiyazlardır. Bu kapitülasyonlar ve
imtiyazlar ile, sanayi devrimi ve kendi devletlerinin
desteği ile güçlenmiş Batılı şirketler ve tüccarlar henüz
yeni yeni gelişen Anadolu esnaf ve zanaatkarlarını, küçük
atölye ve işletmeleri yok etmiş, Anadolu’da üretimi tamamen
durdurmuştur.
Günümüzde de
Gümrük Birliği anlaşması, bu ve benzeri yasaların
çıkartılması tamamen aynı hastalıklı düşüncenin ürünüdür.
Gerekçeler hazırdır: Biz beceremeyiz, biz yapamayız, biz
teknoloji üretemeyiz, bizim sermayemiz yok, bizim işsizimiz
çok. Bu bahanelerini üreten Tanzimat kafasıdır. Bu
saflıktır. Saflık değilse işbirlikçiliktir, hatta ihanettir.
Bütün bunlar,
yüzyıllardır sadece ülkemizin değil Dünya’nın kanını emen
Emeryalizm’in yeni ismi ile Küreselleşmenin gayet iyi
bilinen gelenekselleşmiş eski yöntemleridir. Yeni değildir.
Gerçek amaç, ucuz işgücü, yerel teşvikler, doğal kaynakların
serbestçe kullanımı, yerel pazarda istediği şartlarda ürün
ve hizmetlerin satılması, kendi ülkelerinde cesaret
edemedikleri çevre ihlalleri, bölge pazarlarına
yakınlaşmadır. Sermaye üzerindeki her türlü kontrolün yok
edilmesi, bunun için ulus devletin tüm yetkilerinin
sınırlandırılması hatta ulus devletlerin yok edilmesi amaç
edinilmiştir.
Bu yöntemleri
uygulamanın en etkin yolu, bağımsızlığı elinden alınmış
ülkenin işbirlikçi çevrelerinin, bu yalanları ülke halkına
pompalanması, başka çözüm bulunmadığının propagandası, sonra
Yabancı Sermaye’nin ülkeye girişinin tek çözüm olarak
gösterilmesi, ardından ülkenin kendi meclisinin kendi
vekillerinin havaya kalkan elleri ile bunları
yasalaştırmasıdır. Bu sadece Türkiye’de değil bütün Dünya’da
uygulanan bir taktiktir ancak Türkiye bunun en iyi
uygulayıcılarından biri olmuştur. IMF, Dünya Bankası, Dünya
Ticaret Örgütü, Tahkim, Gümrük Birliği, ikili anlaşmalar,
işbirlikçi sermaye ve medya bu ortamı sağlamakla
görevlendirilmiş kurumlar veya oluşumlardır.
Müdafaa-i
Hukuk Hareketi ne yapacaktır? Bazı duyarlı Sivil Toplum Örgütleri ve vatansever aydınlar önceki yasaya göre yeni yasanın zararları konusunda toplumu bilinçlendirmeye çalışmışlardır. Müdafaa-i Hukuk Hareketi ise değil yeni yasa, önceki yasanın da ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır. Çünkü:
|