|
|
|
|
20.01.08 / ANK.
MHHP- KURUCULAR KURULU TOPLANTISI :
Muhterem Hocam –Genel Başkanım, Sn. Kurucular Kurulu Başkanım, Çok kıymetli– öncü dava arkadaşlarım,
Hepinizi saygıyla selamlarım.
Aranızda olduğum her defa, biraz daha heyacanlı , biraz daha inançlı ve bilinç seviyesi biraz daha yükselmiş hissediyorum kendimi. Bu yüzden huzur doluyum, onurluyum.
Müdafaa-i Hukuk Hareketimiz’in çok yüksek ve ulvi değerlere sahip olduğunu aramızda artık bilmeyen kalmadı. Ama diğer yandan, karşı devrim taraftarı medya usul usul yazmaya başladı hakkımızda. Ne diyorlar? Askerlerin partisi diyorlar, değil mi? Mağdem ki öyle, evet her birimiz tek tek Gazi Paşa’nın- Mustafa Kemal’in askeriyiz. Ama onun askerleri yalnız tüfek çatıp, nöbet tutup tatbikat yapmazlar. Ne yaparlar ve kimdir onlar? Buna cevaben 2 gün önce seminerlerimizin sona erdiği Cuma günü gecesi şu mısraları kaleme aldım ve aynı duygu yoğunluğuyla izniniz olursa sizlerle paylaşmak isterim.
GAZİ PAŞA’NIN ASKERLERİ
Onlar hastanede doktor, okulda öğretmen, Fabrikada işçi-mühendis-patron. Tarlada çiftçi, Devletin dairesinde amir-memurdurlar. Yargıtay-Danıştay üyesi, Hakim, savcı, avukat, Gemide kaptan, trende makinist, uçakta pilotturlar. Onların yüreği her hal ve şart altında, Yalnız vatan için çarpar. Onlar eskiden at binerlerdi, Şimdi araba. Onlar eskiden kalpak giyer, telgraf çekerlerdi, Şimdi bere, kep, şapka. Şapka giyer, Hak’kı dinler, E-postayla haberleşirler. Ama bir şeyleri vardır ki hep aynı, değişmeyen, Hakka hukuka düşman olan, Ve kendi şahsi menfaatlerine tapanlar, İnsanlıktan nasibini alamayanlar. İşte bunlardır, birlik-beraberliğimize düşman olanlar, Dün de- bugün de ekmeğimizde gözü olanlar. Dağında- denizinde, ormanında –madeninde, Ceylanında balığında, kuzusunda tavuğunda gözü olanlar. İşte bunlar hiç değişmediler.. Bir de bunların (hadi düşmanın demeyelim, bakarsınız bize de paranoyak derler !..), Bir de bunların, çalışıp yorulmadan kazanarak, yaşamak için, Kendini ve insanlık şerefini satan yerli işbirlikçileri, Hep aynı yerdeler. Her ne kadar diyorlarsa da; “efendim biz, değişerek geliştik yada gelişerek değiştik” , Elbette Hak bilir ne olduklarını ama, Biz de biliriz. Mağdem ki var bizim de cüz-i irademiz, Biz de bilir, çıkar söyleriz, Bizim de var yazarımız çizerimiz. Alev aldı bir kere, Sönmez artık hak-hukuk meş’alemiz, Artık durmadan yorulmadan ilerleriz. Biz, müdafaa-i hukukun erleriyiz. Peygamberimizin müjdelediği o asker, Çok önceleri Fatih’in askeri, Yakın geçmişte Mustafa Kemal’in askeri, Bugün de bizleriz O Türk belki. Kal-u beladan beri Müdafaa-i Hukukçu olan, Yorulsa dahi takipten bıkmayan,usanmayan. Ama bizler değişerek gelişmedik ki, Gelişkindik zaten fıtrattan. Damarlarımızdaki o asil kandan aldık, Muhtac olduğumuz kudreti, Kanımız asildi, Peki ya ruhumuz,? O’nun ruhu değil miydi ruhumuza, Yine O’nun nefesiyle gelen? Biziz insan olmanın kadrini kıymetini bilen. Oysa siz ! Bizleri kötü tanıtıp, kara çalma çabasında olanlar! Sizler değil misiniz? Bir elinde KUR’AN, Öbür elinde NUTUK’la karşımıza çıkan? Utanmadan ve sıkılmadan. Derler; “İşte bu iki kitap ki birbirine düşman, Haydi kırın birbirinizi, Kıyın kardeşinize bıkmadan usanmadan! “ Artık gelmeyiz bu oyuna, Gelmedi de zaten, kendini bildiğinden Rabbi’ni bilen. KUR’AN ki dinim, imanım, mukaddesatım, NUTUKsa şanım, şerefim,sancağım, bayrağım. Ter temiz tarihim, alın terim, al kanım. Özün özüne göre bilirim ki bunlardır, İnsanlığımı besleyen şah damarlarım. Birbirinin mütemmim cüzü, Yani tamlayanı, bütünleyeni, ayrılmaz parçası, rehber yüzü, Biz ki Müslüman Türk’üz, Soyadımız Oğuz. Kalsa da tek başına ayakta bunların birisi, Muhafızıdır ancak yek diğerinin, Yoktur hiç şüphesi. Arıyorsan eğer mütekamil, olgun insan, Yada İnsan-ı Kamil, Bakmalısın işte bu yöne, Müdafaa-i Hukuk’un temsilcilerine, Yüce ATAM- Gazi Paşa’nın askerlerine…
UFUK ERDÜVENCİ
|