|
|
|
|
DÜNYADA VE YURDUMUZDA ORMANLAR
Orman; ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar,
mikroorganizmalar, gibi canlı varlıklarla toprak,
hava, su, ışık ve sıcaklık gibi fiziksel ve çevre
faktörlerin oluşturdukları karşılıklı ilişkiler
dokusunu simgeleyen ekosistemdir.
Ormanlar yaşantımızın her safhasında ihtiyaç
duyduğumuz yapacak ve yakacak hammadde kaynağıdır.
Bunun yanı sıra bitkisel nitelikli tohum, çiçek,
kozalak vb. ile mineral nitelikli çakıl, kum vb.
hammadde kaynaklarının bir kısmı da elde
edilmektedir.
Dünyada orman alanı 3,8 milyar hektar ile kara
alanının % 30’ unu kaplamaktadır. Ülkemizin ormanlık
alanı ise 20,7 milyon hektar olup, yurdumuzun genel
alanının % 26,4 ünü oluşturmaktadır. Türkiye’de Ormancılık : Ormanların Dağılışı : Bir ülkenin en değerli doğal kaynaklarından bir de ormanlardır. Türkiye’nin yaklaşık % 25’i orman arazilerinden oluşur. Buna göre yurdumuz ormanca çok zengin bir ülke değildir. Çünkü ülkemizin doğal koşulları, ormanların yetişmesine fazla uygun değildir. Türkiye orman arazilerinin % 83’ü kıyı bölgelerimizde bulunmaktadır. Ormanlık arazinin kıyı bölgelerimizde geniş olması nem ve yağış koşullarının bir sonucudur. Türkiye ormanlarının %19’u Ege Bölgesi’nde yer alır. Ormanlar , asıl Ege Bölümü’nde yoğunlaşır. Menteşe Yöresi, Aydın Dağları, Bozdağlar ve Kaz Dağı orman bakımından en zengin alanlardır. Günlük ağacı ve meyan kökü de bölgedeki diğer önemli orman ürünleridir. Yağışların düzenli ve bol olduğu Karadeniz ve kısmen Marmara Bölgesi ormanları nemli ormanlardır. Alt katlarda geniş yapraklı ağaçlar yer alır. Ayrıca ormanaltı, bitki örtüsü gürdür. Bu nedenle orman yangınları sık görülmez. Ormanlardan Yararlanma ve Orman Ürünleri : Ormanın en önemli özelliği yenilenebilir ve çoğaltılabilir bir kaynak olmasıdır. Ormanlarımızın yıllık verimleri düşüktür. Orman ürünlerimizin başında odun hammaddesi gelir. Tomruk, kereste, maden direği, tel direği, sanayi odunu, kağıtlık odun, yakacak odun, çıra, reçine, şimşir, defne yaprağı, sığla yağı ormanlardan elde edilen ürünlerdir.
Sığla Yağı : Günlük ağacının gövdesinden elde
edilen bir sıvıdır. Marmaris bölgesi ve
Menteşe yöresindeki
ormanlarda bu ağaç yaygın olarak bulunur ve
sığla yağı üretimi yapılır.
Sığla yağı yurtdışına sattığımız önemli bir orman
ürünüdür. Ormanların Önemi ve Korunması : Ekonomik değeri büyük olan ormanlar, yer altı ve yerüstü sularının rejimlerini düzenler, erozyonu önler, havayı temizler, bulunduğu bölgenin iklimi üzerinde olumlu etki yapar. Türkiye’nin iklim koşulları orman tahriplerini yenecek güçte değildir. Bu nedenle ormanlara sistemli bir şekilde bakmak gerekir. Orman yangınları ve izinsiz kesimler ormanlarımızın yok olmasına neden olmaktadır. Ormanlık alanları koruyabilmek ve genişletebilmek için yeni orman alanlarını yaratmak, orman içi yolları yapmak, insanları ormanların yararları konusunda eğitmek ve bilinçlendirmek gerekir. Ormanların Türkiye Ekonomisindeki Yeri : Çok önemli bir hammadde kaynağı olan ormanlarımızın % 21’i iyi orman, % 27’si oldukça iyi, % 15’i normal baltalıktır. Bu nedenle ormanlarımızın ülke ekonomisine katkısı oldukça azdır. Orman Ürünleri Endüstrisi Bu endüstri dalı, orman bakımından zengin olan yerlerde gelişme göstermiştir. Karadeniz Bölgesi ilk sırada yer alır. Bu endüstrinin en önemli kolu kağıt ve selüloz endüstrisidir.
Güncel sorunlardan biri : Bilindiği üzere, Anayasa Mahkemesinin “Kültür ve Turizm Bakanlığı''nın orman alanlarının tahsisine imkan sağlayan, Kamu Arazisinin Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Turizm Teşvik Yasasının 8. maddesinde yer alan bazı düzenlemelerin Anayasanın 169. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal eden” kararı, doğal ve ekolojik değerlere haiz kıyılarımızdaki orman alanlarımızın hızla tesisleşmesi ve bu değerlerini yitirmesinin önüne geçilmesi anlamında; kötü örneklerini gördüğümüz, turizm amaçlı tahsis işlemleri sonucunda, orman arazilerinin yok edilmesinin önüne geçilmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır. Hatırlanacağı üzere; Turizmi Teşvik Yasası 1980’li yılların başında yürürlüğe konmuş ve bu yasal düzenleme doğrultusunda da hazine arazilerinin, turizm tesisleri yapılmak üzere üçüncü şahıslara, sermaye odaklarına uzun süreli kiralama yöntemi ile tahsis edilmeye başlanmıştı. 2003 yılında ise, bu yasal düzenlemede yapılmış olan değişikliklerle Turizm Merkezlerinde ve Kültür Turizm Koruma ve Gelişim Bölgelerinde bulunan orman alanları da benzer tahsis işlemlerine konu edilmiş, kıyılarımızda bulunan hazine arazisi varlığının yanı sıra, özellikle Akdeniz bölgesinde sahil orman alanlarının da hızla tahsis işlemleri ile yapılaşmasına yol açılmıştır.
Olması gereken; ülkemiz için önemli ekolojik ve
kültürel değerleri olan bu alanların, hiçbir şekilde
tahsis işlemine konu edilmeksizin, ciddi şekilde
korunmasını sağlamaktır. Sadece Turizmi Teşvik Yasası değil, buna benzer biçimde hazine arazilerinin satışını düzenleyen diğer yasama çalışmaları ile Orman Yasası gibi bu dönem gündemimizde sıklıkla yer eden benzer yasal düzenlemelerde de, kentlerimizde ve kent dışı alanlarda tarım alanlarını, orman arazilerini, içme suyu kaynaklarını, koruma alanlarını tereddüt etmeden yerleşime açan tahsis, arazi devir ve satış yolları tanımlanmaktadır. Bütün bunlar yoğun ve hızla betonlaşan, kimliksiz ve sağlıksız yerleşmelerin oluşmasına, doğal varlıklarımızın telafisi olanaksız biçimde tahribatına, ve gerçek anlamıyla turizm sektörünün asıl sermayesi olarak gördüğümüz tüm bu zenginlik ve değerlerimizin hızla yok olmasına neden olmaktadır. Doğal değerlerin, ekolojik zenginliklerinin yok edildiği bir ülkede uzun vadede de sürdürülebilir bir turizm kalkınmasından söz etmek mümkün değildir. Bu alanların tüketimi yasal düzenlemelerin desteği ile koruma-kullanma dengesi gözetilmeden, planlama kararlarını aşarak gerçekleştirilmektedir. Gerek kentlerimiz içinde ve gerekse yakın çevrelerinde kamunun mülkiyetinde bulunan hazine arazileri ile orman alanları hiçbir şekilde satılmamalı, özelleştirilmemeli ya da tahsis edilmemelidir. Kamuya ait, daha da önemlisi gelecek nesillerimize ait bu değerli taşınmazlara sadece ekonomik bir değermiş gibi bakıp, kamusal kullanımdan çıkarılarak üçüncü şahıslara, belli çevrelere, rant getirecek değerlermiş gibi “pazarlamak”; kentlerimizin, doğal varlıklarımızın ve değerlerimizin olduğu kadar; turizm sektörünün de geleceğini olumsuz etkileyecek kararlardır. Kısa vadede ekonomik kaynak olarak gördüğümüz bu alanların hızlıca tüketilmesi süreci ile turizm sektörümüzün gelişmesinden söz etmek mümkün değildir. Zira; yerli ve yabancı turist betonlaşmaya değil, doğal alanlara ve tabiata rağbet etmekte ve zaten dar olan tatil sürecinde bedenen olduğundan fazla, ruhen dinlenmeyi tercih etmektedir. Yaradılışı da, kendisini buna davet etmektedir. Ayrıca, bu tür yatırımların, genellikle devri kolay olan mülkiyetlerin; daha sorunsuz ve değerlerini tahsis eden kurumlarla, tahsisten faydalanan sermaye gruplarının belirlediği kamuya ait hazine alanlarında yoğunlaştığı görülmektedir. Yatırımcılar öncelikle üst ölçek planlarda, daha sonra arsa ve arazi düzenlemelerinin yapıldığı imar planlarında yer seçimleri yapılmış, kapasitesi hesaplanmış, kentin diğer fonksiyonları ile ilişkilendirilmiş ,ulaşım ağı ile entegre edilmiş “turizm tesis alanlarına” yönlendirilip bu alanlarda yatırım yapmaları teşvik edilmemekte; tüm bu süreçler atlanarak, yok sayılarak tahsisler gerçekleştirilmektedir. Uzun zamandır yatırımcılar, hiçbir bedel ödememek, bütün bedelleri kamu değerlerine yüklemek gibi bir tutum içinde davranmaktadırlar. Oysa
ki, planlama faaliyetlerimizde; doğal ve kültürel
değerlerimiz mutlak biçimde korunması gereken
alanlar olarak ele alınmalı ve korunarak gelişmeleri
doğrultusunda kararlar verilmelidir. Her sektör için
uygulamalar, bu planlar esas alınarak yapılmalıdır.
Ancak iptal edilen bu yasal düzenlemede de görüldüğü
gibi; buna benzer düzenlemelerde planlama
süreçlerinin belli bir kazanç elde etme bakışıyla
yok sayıldığı, bütünlüğünün yitirildiği,
yatırımcının talebini esas alan uygulamalara tanık olduk. Gelinen noktada Anayasa mahkemesinin kararı, son derece olumlu ve gelecek nesillere borçlu olduğumuz kentlerimiz, ormanlarımız, kıyılarımız ile kültür ve tabiat varlıklarımızın korunması anlamında çok önemli bir karardır. İptal edilen maddelerin yerine konulacak yeni düzenlemeler hazırlanırken, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olarak, Yargı kararları ve bunların gerekçeleri özenle dikkate alınmalıdır. Kıyılarımızda, orman alanlarımızda ve diğer tüm doğal ve kültürel değerlerimiz üzerinde, kamu yararına aykırı, bu değerlerin tahrip edilmesine neden olan genel ve temel sorunları çözümlemeliyiz. Bu yönde; patronaj ve himaye kesiminin özel ihtiyaçlarını karşılamak ve baskılara yanıt vermek üzere hazırlanmış bu tür yasama faaliyetlerinden derhal vazgeçilmelidir. Meclise sunulmamalıdır. Bu anlamda benzer içerik taşıyan diğer yasalarda da, acilen gerekli düzeltmelerin yapılması Yüce Türk Milleti’nin menfaati icabıdır.
Saygılarımla arz ederim.
Ufuk Erdüvenci
|