|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
30 . 07 . 2007
ÇALIŞMA RAPORU :
İLGİ : 30.5.2007 / 01.03.05/05- 33 tarih sayılı Kurucular Kurulu Bşk.lığı iç hiz. yazısı.
MHHP Gen.Bşk.Yrd.lığı Görev Konusu :
A) Maden Yasası’nın, madenciliğimize olumlu-olumsuz etkileri, planlanan parti politikamız.
B) Orman varlığımızın korunup, geliştirilmesi için partimizin alması gereken önlemler.
HAZIRLAYAN : Ufuk ERDÜVENCİ
A) MADEN YASASI’ NIN MADENCİLİĞİMİZE OLUMLU-OLUMSUZ ETKİLERİ, PLANLANAN PARTİ POLİTİKAMIZ :
“Maden ve Madenciliğimiz” , MHHP Parti programımızda şöyle belirlenmiştir;
8. KISIM
– MADEN VE MADENCİLİĞİMİZ : Madde 130- Milletimizin sahibi olduğu doğal kaynak ve zenginlikleri içinde Madenlerimiz çok önemli bir konumda bulunurlar, ender özellikler taşırlar ve potansiyel bir kuvvet oluştururlar. Madenlerimiz, milli varlığımızın ayrılmaz parçası ve unsurları. İktisadi kalkınmamızın itici gücüdürler. Doğal kaynak ve zenginliklerimize millet egemenliğinin bütün anlam ve kapsamı ile etkinliği bağımsızlığımızın bir şartı, toplumumuzun ve insanımızın refah ve mutluluğunun dayanağıdır. Hedefler Madde 131- Partimizin Maden ve Madenciliğimiz konusundaki hedefleri şunlardır: a- Madenlerimiz, başta bor ve toryum gibi ender nitelik ve büyük kapasiteleri olmak üzere etkin ve verimli biçimde, vatandaşlarımızın her türlü güç, yetenek ve girişimcilikleri aracılığı ile iktisadi hayatımıza kazandırılmalı ve kalkınmamıza kaynak sağlamalıdırlar. b- Madenlerimizin, enerji ve sanayi hammadde talebini ucuz, güvenli ve sağlıklı biçimde sağlamaları, halkımızın ihtiyaçlarını karşılamaları, kısa-orta-uzun vadeli plan ve programlarla uygun şekilde gerçekleştirilmelidir. c- İşlenmiş, yarı mamul, mamul hale getirilmiş, Ulusal Pazarımızın ihtiyacı dışında madenlerimizin ihracatı özendirilmeli, desteklenmeli ve arttırılmalıdır. ç- Madenlerimiz çağdaş bilim ve teknolojiler doğrultusunda, kaynaklarımızın güç ve kapasitelerine uygun olarak yeniden ele alınmalı, geçmiş haksızlıklar giderilmeli, tamamen vatandaşlarımızın veya onların kuracakları işletmelerin, kooperatiflerin etkinliklerine bırakılmalıdır. d- Karma ekonomi düşüncesinin esas olacağı ve madenlerimize gerçek bir anlam ve güç kazandırmayı ve bu alanda çalışanların refah ve mutluluğunu hedef alan Maden Devrimi - Gri Devrim gerçekleştirilmelidir.
Politikalar Madde 132- Partimizin Gri Devrim’i gerçekleştirinceye kadar açıklanan hedefler doğrultusunda politikaları şunlardır:
Madenlerimiz ve doğal kaynaklarımız, kendi ulusal kaynaklarımıza dayanma ilkemizin temelini oluşturmaktadır. Yerli, ulusal sanayinin ihtiyacı olan hammadde girdisinin ucuza temini ve hammaddelerin işlenerek katma değeri yüksek ara mamul halinde ihracatı temel ekonomik amaçlardandır. Bu yaklaşımlarla : a- Maden ve doğal kaynakların aranması, çıkartılması ve işlenmesi yabancı şirketle-rin elinden alınacak ve millileştirilecektir. b- Yerli sanayi kuruluşları madenciliğe teşvik edilecektir. c- Kooperatifçilik esaslarına dayanarak maden köyleri kurulacak, geçimini madenlerden sağlayan ve kooperatif örgütlenmesine gitmiş köyler teşvik edilecektir. ç- Üniversitelere madencilik konusunda arama ve çıkartma teknolojileri geliştirecek şekilde fonlar tahsis edilecektir. d- Üniversitelerden mezun olan maden mühendisleri kooperatif ve yerli sermaye ile ilişkilendirilecek, madencilik verimi arttırılacaktır. e- Üniversitelerde Türkiye’nin yeryüzü şekli ve yapısı itibariyle karşılaşılacak arama ve çıkarma zorluklarını yenecek özgün teknoloji üretimi için çözüm bulunması sağlanacaktır. f- Madenlerin işlenmesi, ara mamul haline getirilmesi için yerli sanayi özendirilecek, desteklenecektir. g- Özel sektör ve kooperatiflerin yatırım yapamayacakları madencilik alanlarında devlet kuruluşları ön plana çıkacaktır. ğ- Arama yapılmamış bakir bölgelerde maden araştırmaları yapılacaktır. Karadeniz, Güneydoğu, Tuz Gölü, Trakya, Ege Denizi’nde petrol ve diğer madenler aranacaktır. h- Baraj, hidrolik santral, termik santral ve nükleer santral yatırımları ile istihdam ve ekonomik canlılık sağlanacaktır. Bunların aynı zamanda halkın katılımını ve desteğini arttıracak şekilde propagandası yapılacaktır.
Açıklanmış olan bu programımız çerçevesinde, yeniden yapılandırılacak ulusal madencilik politikası; - Kamunun etkin gözetim ve denetimini sağlamalı, - Madencilik faaliyetlerinin, çevreyi ve ekosistemlerini korur nitelikte planlanmasını öngörmeli, - Ekonomik kalkınmaya ve yoksulluğun azaltılarak, gelir dağılımının düzeltilmesine odaklanmalıdır.
Bu politikanın ulusal zeminde geliştirilmesini amaçlayan Temel İlkeler; - Her alanda olduğu gibi amaç; insanın refah ve mutluluğudur. İnsan onuruna ve emeğine saygılı olunmalıdır. Kamu yararı daima önceliğe sahip olmalıdır. - Bilimsel bilgi ve sektörel teknik temellere dayanmayan söylem ve tasarılardan uzak durulmalıdır. Maden ve endüstriyel hammadde yataklarının talan edilmeden, önemli bölümü yeraltında bir daha kazanılamayacak şekilde terk edilmeden işletilmesi için kayıt ve kurallar konulmalı, düzenli denetimler yapılmalıdır. - - Madenciliğin tüm alt sektörlerinde üretim artırılmalı ancak, hedef ihracattan çok, yerli sanayi sektörleri olmalıdır. Entegre olunacak yerli sanayiye, kaliteli ve düşük maliyetli girdi sağlanması, döviz elde edilmesinden daha önemli ve önceliklidir. - Ulusal enerji ihtiyacımızın, yerli maden kaynaklarından karşılanması kalkınmanın esaslarındandır. Bu kapsamda, ulusal sanayinin ihtiyacı olan sürekli, güvenilir ve ucuz enerji ; daha akılcı bir enerji politikası geliştirilerek sağlanmalıdır. - Rasyonel ve stratejik bir plan çerçevesinde; uzun yıllardır ihmal edilmiş olan maden arama faaliyetlerine, hızla etkin yasal ve yönetsel kararlar alınarak ve çağdaş tekniklerle devam edilmelidir. - Yeni teknolojilere uyum sağlayacak ve iyi eğitilmiş teknik eleman istihdamının hızla artırılması, her aşamada en az bir maden mühendisi çalıştırılmasının zorunlu kılınması, ilgili mesleki ve yüksek eğitim-öğretimin sektörün ihtiyacına cevap verir tarzda yapılandırılması sağlanmalıdır. - Gerek kamu ve gerekse özel sektörde bulunan verimsiz yönetsel yapılardan arındırılmış işletmelerde üretim yapılmalı, şeffaflık ve gerektiğinde hesap verilebilirlik kesinlikle sağlanmalıdır. - Sektörde gelişmemiş olan Pazar Araştırması bilincini tesise yönelik, uygun stratejiler belirlenmelidir. - Çevre dostu teknoloji ve yöntemler kullanılarak sektör geliştirilmelidir. - Madenciliğin bir istihdam alanı ve gelir kaynağı olduğu, geniş halk kitlelerine önemle duyurulmalıdır. - Alınacak kararlarda ilgili yöre halkının katılımı sağlanmalı, sektörde bilgi akışı sayesinde toplumun her kesimi bilgilendirilmelidir. Madenciliğin yüksek katma değer yaratan, emek yoğun bir sektör olması, ülke sanayinin gelişimine ve işsizlik sorununun çözümüne önemli katkılar sağlayacak bir potansiyel ortaya koymaktadır. Diğer yandan madenlerin “yenilenemez” kaynaklar olması bu varlığın en verimli şekilde değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. 50 dolayında madensel kaynak üretimi yapılmakta ve bu üretimin yarattığı katma değer niceliği 2-2.5 milyar dolara ulaşmaktadır. Bunun GSMH içindeki payı ise %1.5 dolayındadır. Madencilik ve madene dayalı sanayi birlikte düşünüldüğünde oluşan katma değerin GSMH içindeki payı %12’yi bulmaktadır. Bu da bu alanda 22 milyar dolarlık bir değer yaratıldığı anlamına gelmektedir.
1996 yılında yapılan İkinci Madencilik şurasında belirlenmiş maden kaynaklarımızın değerinin 2 trilyon dolar olduğu, bu bağlamda yılda 8-12 milyar dolarlık üretim yapılabileceği ve 4-6 milyar dolarlık bir ihracatın gerçekleştirilebileceği ifade edilmiştir. Oysa uygulamada 2-2.5 milyar dolarlık bir üretim, 700-800 milyon dolarlık bir dışsatım gerçekleşebilmektedir.. Ülkemizin jeolojik özellikleri küçük-orta rezervli, çok çeşitli maden yataklarının oluşumuna olanak tanımaktadır. Ancak Bor ve Trona’da dünyanın en büyük ve ikinci rezervlerine sahip olduğumuz biliniyor. Diger yandan mermer, zeolit, pomza, sölestin ve toryum gibi madenlerimizin önemli rezervler oluşturduğunu söyleyebiliriz. Hemen belirtmek gerekir ki yukarıda sunlan rakamlar sadece belirlenmiş kaynaklara ilişkindir. Söz gelimi dünyada en büyük rezerve sahip olduğumuz bor madenlerimize ilişkin bilgi, Eti maden işletmelerine ait 18 000 km2’lik ruhsat sahasının ancak %20’sinde yapılan aramaların sonucunu ifade etmektedir. 1980 den bu yana aramalara yeterince önem verilmemesi nedeniyle maden potansiyelimizin bilinenden çok daha fazla olduğu söylenebilir. YASAL MEVZUAT : 1906 yılında çıkarılmış Taşocakları Nizamnamesi hala yürürlüktedir. Taşocakları Nizamnamesi yürürlükten kaldırılarak; kapsamındaki maddeler, Maden Kanunu‘na dahil edilmelidir. Günümüz Türkiye’sindeki koşullara cevap verememekte, kaynak israfına, çok sayıdaki ölümcül kazaya ve çevre sorunlarına neden olmaktadır. Taşocağı faaliyetleri denetlenmeli ve mutlak surette bir mühendislik projesi istenmelidir. 3213 Sayılı Maden Kanunu‘nu uygulamakla görevli kuruluş yeniden yapılandırılarak taşra teşkilatının oluşturulmalı sağlanmalı, yerinden ve etkin denetim bürokrasinin azaltılması suretiyle sağlanmalıdır. Yasal mevzuatın uygulanması ve uygulamaların denetlenmesi bakımından, mevcut yönetsel yapıların yetersizliği giderilmelidir. Maden İşleri Genel Müdürlüğü, çok sayıdaki ruhsat sahası için gereken sayıda teknik elemanı istihdam edememesi nedeniyle işlevlerini istenilen düzeyde yerine getirememektedir. Bu kurumun teknik eleman gereksinimi karşılanmalı, sektörde mevcut diğer kamu kuruluşlarındaki bilgi birikiminden yararlanmasına yönelik düzenlemeler ve gerekli eşgüdüm sağlanmalıdır. Maden hakları verilecek kişi ve kuruluşlarda mali ve teknik yeterlilik aranmalı, teknik elemanlarca hazırlanan raporların geçerli olabilmesi için ilgili meslek odalarınca vize edilmesi şartı aranmalıdır. Sektörde ruhsat ticareti oldukça yaygındır. Ruhsat ticareti ve spekülasyonlarının önlenmesi bakımından madencilik yapacak gerçek ve tüzel kişilerde teknik ve mali yeterlilik aranmalı, madenciliği “define arayıcılığı” olarak algılayanlara ruhsat verilmemelidir. Kanun kapsamında görevlendirilecek maden mühendisinin hazırlayacağı proje ve raporlara ilgili mesleki Oda‘nın onay zorunluluğu getirilerek denetim sağlanmalıdır. 3213 SAYILI MADEN KANUNU’NDA DEĞİŞİKLİK YAPAN 5177 SAYILI MADEN YASASI HAKKINDA ; “Madenciliğimiz içinde bulunduğu zor şartlar nedeniyle beklenen gelişmeyi gösterememektedir. Son yıllarda sektöre olan ilgi azalmış, yatırımlar durma noktasına gelmiştir. Bunun başlıca nedenleri madencilik mevzuatı dışındaki mevzuatlar, çevresel endişeler, madenciliğe getirilen kısıtlama ve yasaklamalar ile ağır ve çok süre alan bürokratik işlemlerdir. Ayrıca maden mevzuatından kaynaklanan bazı olumsuzluklar da mevcuttur. Özellikle ruhsat iptallerini öngören maddelerin çokluğu ruhsat güvencesini azaltmaktadır. Bu olumsuzlukları gidermek maksadı ile madencilik faaliyetlerinin kendine özgü şartları dikkate alınarak madencilik faaliyetlerine başlanabilmek için alınması gerekli izinler ve uyulması gerekli hususların bir yönetmelikle belirlenmesi gerekli görülmüş ve bu yönde bir düzenlemeye gidilmiştir.” İfadeleri 5 haziran 2004 tarihinde yasalaşan ve 3213 sayılı maden yasasında değişiklik getiren 5177 sayılı yasanın gerekcesiydi.. Madenciliğin beklenen gelişmeyi gösterememesi ve ilginin azalmasını mevzuat ve kısıtlamalara bağlamak çok doğru bir tespit değildir. Asıl sorun, ülkemizin ulusal maden ve sanayi politikasının olmaması bu nedenle yanlış uygulamalar sonucunda sadece madenlerimizin değil, diğer sektörlerde de ulusal kaynaklarımızın kullanılmayarak atıl bırakılmasına neden olmaktadır. Kanun gerekcesinde bu önemli konuya değinilmemiş, sadece “madenciliğin önünün açılmaya” çalışılması çıkarılan madenlerin katma değeri yüksek ürünler üretmek için ülke sanayine yönlendirmekten çok ham olarak yurtdışına ihraç etmenin önünü açmıştır. Madencilik yatırımları gerçekten de hızla düşme eğilimindedir; ancak, bunun nedeni yasanın gerekçesinde söylendiği gibi engellemeler değil, özelleştirme süreci ve kamu yatırımlarının nerede ise durmasıdır. Küreselleşme söylemlerinin baskınlaşması ve özelleştirme kampanyalarının başlaması ile kamu kuruluşlarında yeni ve yenileme yatırımları durdurulduğundan beri, madenciliğin toplam yatırımlar içindeki payı da hızla düşmeye başladı. Toplam sabit sermaye yatırımları içinde madenciliğe yapılanların payı 1985’te %8,17 iken, bu oran 1999’da %0,99’a düştü. GSMH içindeki madencilik sektörünün payı da buna paralel, 1986’da %2,11’den 1999’da %1,48’e düştü. DPT verilerine göre 1990’da 102 bin kişinin istihdam edildiği bu sektörde 1999’da çalıştırılabilen işçi sayısı 73 bine düştü. Üstelik bu durum , hızla gelişen ve öteki madencilik işletmelerine göre daha istihdam yoğun mermerciliğe rağmen gerçekleşti. Bu yasanın bir başka gerekcesinde de hatırlanacak olunursa, madencilik yapmak isteyen girişimcileri yıldıracak kadar çok ağır bir bürokrasinin bulunduğu, çok sayıda kamu kurumundan çok sayıda izin alınması gerektiği ileri sürülmüştü. Kanun ile getirilen değişikliklerle bu bürokrasinin hafifletilmeye çalışıldığı belirtildi. Bu görüşü savunanlara göre; dünyada bu kadar ağır bir bürokrasi hiçbir ülkede yok. Oysa gerçek tamamen farklıdır. Hemen her ülkede, her yatırım alanında olduğu gibi madencilik için de çok sayıda izin alınması gerekiyor. Buna örnek vermek gerekirse; madencilik konusunda dünyanın en liberal ülkesi sayılabilecek olan ABD’nin Washington Eyaleti’nde madencilik yapabilmek için federal ve yerel yönetimlerin 13 kamu örgütünden 54 ayrı izin alınması gerektiği hatırlanmalıdır. Bu yasa sayesinde; - Duyarlı alanlarda nasıl madencilik yapılacağına ilişkin hükümler Bakanlığın hazırlayacağı bir yönetmeliğe bırakılarak belirsizlik yaratılmıştır. - Ereğli Kömür yataklarının, özel kesimce işletilebilmesinin yanında, "devredilebilmesi"nin önü açılmıştır. - Kaplıcalar için daha önce verilmiş imtiyaz sürelerinin 20 yıla kadar uzatılmasına yetki verilerek kötüye kullanmaya açık bir hüküm getirilmiştir. - Turba; kanun kapsamında bıraktırılarak sulak alanların değersiz bir kaynak gibi talanına yol açılmaktadır. - Özel mülklerin madenci adına kamulaştırılmasında ETKB'na “kamu yararı vardır” kararı verme yetkisi tanınıp, tartışmalı konulara kapı açılmaktadır. Yeni koruma alanları belirlenirken "faaliyetleri etkilenecek kurum ve kuruluşların" yanında, konuya objektif bakmayacak ilgili madencilik şirketlerin de görüşü alınmasına zemin hazırlanarak hukuki sorunların artmasına yol açılmıştır. - Arama aşamasında ÇED kaldırılarak, en küçük ölçekte çevre koruma tedbiri göz ardı edilmiştir. Diğer aşamalarda ÇED’in EİTKB’nda ve ayrı kurallara göre incelenmesi istenmektedir. - Madencilik bölgesindeki ağaçlandırma alanları ağaçlandırma masrafı karşılığı gözden çıkarılmıştır. - Yasada, çıkarılacak yönetmeliklere atıf yapılarak, bir çok konuda belirsizlik yaratılmıştır. Kanunda yer alması gereken hususların yönetmeliklere bırakılması kanun yapma tekniğine de aykırı olup, bu yönetmeliklerle yabancı şirketlerin kuralsızlıklarının meşru hale getirilmesi kaygıları daha şimdiden zihinlerde oluşmaya başlamıştır. - Yer altı kaynaklarımızın hiçbir kayıt ve kural getirilmeden, ham cevher olarak çıkarılıp dışarıya satılmasının önü açılmıştır. Üstelik dünyada ham cevher ihraç ederek zengin olmuş, kalkınmış bir ülke olmadığı bilinmektedir. - Zeytinliklerin, ormanların, ağaçlandırma alanlarının, ulusal parkların, kıyıların, meraların, tarım alanlarının, içme ve kullanma suyu barajlarının koruma alanlarının, tarihsel ve doğal sit alanlarının ve turizm bölgelerinin kayıtsız koşulsuz madenciliğe açılması istenmektedir. - Bu konulardaki kararlara kimsenin karışmaması ve bu kararların yalnızca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca verilmektedir. - Aramalarda araştırma geliştirme teşvik edilirken, diğer aşamalarda bu düşünülmemektedir. - Maden ocağından ihracat limanına taşıma giderleri vergiden düşülerek, tüvenan maden ihracatı özendirilmektedir. - Vergi indirimleri ve gelir ve kurumlar vergisinden 5 yıl süre ile bağışıklık sağlanmaktadır. - Rezerv tüketimi karşılığında vergi indirimi getirilmektedir. - SSK işveren hissesi devlet hakkından indirilmektedir. - Ucuz elektrik sağlanmaktadır. - Kamu kuruluşlarının elindeki ruhsatların bölünmesi ve özel kesime açılması istenmektedir. Kanun bu durumu ile madencilik sektöründeki sorunlara çözüm getirmeyecektir. Bunun yanısıra mevcut düzenleme tarımsal, çevresel, doğal ve kültürel varlıklarımız için de bir dizi olumsuzluklar taşımaktadır.
YÖNETSEL YAPI : Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı madencilik sektörünün gereksinimleri göz önüne alınarak yeniden yapılandırılmalıdır. Madencilik sektöründeki tüm kuruluşların aynı bakanlık çatısı altında toplanması; gerek sektör planlaması, gerekse uygulama ve denetimler bakımından etkinliği sağlayacaktır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bünyesindeki çok sayıdaki madencilik kuruluşları, madencilikten sorumlu bakanlık tarafından yeniden ele alınmalıdır. Bunlardan bazıları uzun yıllardır söz konusu kurum içerisinde ne özelleştirilebilmekte, ne de söz konusu idarenin yetersizliği nedeniyle etkin bir yapıya kavuşturulabilmektedir. ARAMALAR : Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü yeniden yapılandırılarak, maden aramaları konusunda yeniden sektörün öncü kuruluşu olmalıdır. MTA, kaynak yetersizliği ve yasal engeller gerekçeleriyle son 20 yıldır yeterince maden araması yapamamakta, özel sektör ise yasal mevzuat yeterli olmasına rağmen risk almamaktadır. MTA, kuruluş kanununa göre yeterli kaynak sağlanarak modern ekipmanla donatılmalıdır. Arama çalışmalarında ileri teknolojilerin kullanılabilmesi son derece önemlidir. Bu amaçla MTA‘ya gereken kaynak ayrılmalıdır. Arama yapılabilecek alanlar için ruhsat gerekliliği MTA aramalarının önünde engel oluşturmaktadır. Bu konuda yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Düşen ruhsatlarla ilgili işlemlerin hızla tamamlanarak, söz konusu sahalar aramalara açılmalıdır. Maden aramaları için uzun dönemli ve stratejik planlar geliştirilmelidir. Maden aramaları için uzun dönemli ve stratejik planlar geliştirilmeli, söz konusu planlamaların ve arama faaliyetlerinin altyapısı MTA tarafından yapılmalıdır. Diğer kamu ya da özel kurum ve kuruluşlarca yapılacak aramalar, MTA tarafından söz konusu planlamalar çerçevesinde yönlendirilmeli ve denetlenmelidir. Bütün bunların gerektirdiği bilimsel ve teknoloji bilgisinin üretilmesi, temel araştırmaların yapılması ve üst düzeyde stratejik hedeflerin seçilmesi için donanımlı ve özerk bir “Ulusal Doğal Kaynaklar Enstitüsü” gerekli görülmektedir. Gündemdeki Bor Araştırma Enstitüsü de böyle bir çatı altında yer alabilir. Madencilik sektöründe artık bugünkü durumuyla ona bel bağlamak olanaksız da olsa, MTA’nın; bir Genel Müdürlük olarak değil bir Enstitü olarak önemli bir yeri olmalıdır. Bu Ulusal Enstitü yapısı yeniden yapılanan MTA olmalıdır. MTA, maden aramaları ve teknoloji geliştirmede bir kurum olarak varlığını etkin biçimde sürdürmelidir. Dünyada ve ülkemizde, doğal kaynaklara ilişkin bilimsel, teknik ve ekonomik verilerin derlenip işlendiği; pazar ve fiyat hareketlerinin izlendiği; yeni teknolojiler ve araştırmalara ilişkin haber ve bilgilerin kovuşturulduğu; bunların elektronik ve basılı ortamlarda yayıldığı; ve ülke çıkarına politikaların tartışılacağı ortamların örgütlendiği bir “Ulusal Doğal Kaynaklar Akademisi” kurulmalıdır. Bu akademi yer altı zenginliklerimizin envanterini, bu doğal kaynaklarının muhasebesini, ülkenin doğal sermayesinin artış ya da eksilişini ve doğal kaynaklar ekonomisine ilişkin benzeri konularda görevler yüklenmeli, araştırmalar ve değerlendirmeler yaptırmalıdır. MTA, birikimi ve donanımı ile dünyadaki en güçlü jeolojik araştırma kurumlarından (geological surveys) biridir. MTA’nın kuruluşundan 1980’li yıllara kadar ülke madenciliğine yapmış olduğu katkılar bilinmektedir. Bilinen hemen tüm linyit, taşkömürü, trona bor, asfaltit, uranyum, toryum ve petrol yatakları MTA tarafından bulunmuştur. Ancak 1985 yılında yayımlanan 3213 sayılı maden yasası MTA’nın bir çok etkinliğini kısıtlamış, ruhsat edinmede herhangi bir özel şirket ve kişiden farkı kalmamıştır. Oysa, 3213 sayılı yasadan önceki 6309 sayılı yasaya göre çalışmalarını yürüten ve çok önemli sonuçlar üreten bu kurum bilinçli bir politika sonucu etkisiz hale getirilmiştir. Bunun yanında, kuruma genel bütçeden ayrılan payın yaklaşık %80-85’lik bölümü personel gideri olarak kullanılmış ve asıl işi olan maden aramacılığı yok edilmiştir. Tüm bu olumsuzluklara karşın, özellikle son yıllarda eski enstitü kimliğine yaraşır başarılı arama faaliyetleri sürdüren MTA’nın yatırım ve mevzuat açısından güçlendirilerek, aramacılığın temel kurumu olma işlevi sürdürülmelidir. Bu yaklaşım aynı zamanda özel şirketlerin aramacılığa teşvik edilmesi anlamına da gelecektir. Çünkü bu alanda özel sektörün yakın geçmişte yürüttüğü sınırlı arama çalışmalarının hepsinin MTA’nın yıllardır ürettiği alt yapı hizmetleri ve bulguları üzerinde gerçekleştirildiği bilinmektedir.
ÜRETİM : Üretim arttırılmalı ve sanayi sektörleri ile entegrasyon sağlanmalıdır. Madencilik sektörünün tüm alt sektörlerinde üretimi arttırmayı ve sektörün ülke sanayisi ile entegrasyonunu sağlamayı hedefleyen kısa, orta ve uzun dönemli stratejik planlar "Ulusal Madencilik Politikası" temelinde geliştirilerek acilen uygulamaya konulmalı, bu çerçevede, sanayi sektörleri ile entegre çalışacak kamu ya da özel madencilik projeleri, öncelikle teşvik edilmelidir. Madencilik üretimleri yüksek teknoloji ürünlerine dönüştürülmelidir. Madencilik sektöründe üretimin hedefi dış satım değil, ülke sanayi sektörleri olmalıdır. Madencilik üretimleri katma değeri yüksek uç ürünlere dönüştürülmek suretiyle yurt dışına ihraç edilmelidir. Sektörde bilimsellikten uzak uygulamalara son verilmeli, sektörün daha da küçülmesini önlemek için kamu madencilik kuruluşlarına gerekli yatırımlar zaman geçirilmeden yapılmalıdır. Son 20 yılda madencilik sektöründe öne çıkan söylem "kamu madencilik kuruluşlarının özelleştirilmesi" olmuş, bu amaçla söz konusu kuruluşlarda gerekli olan yatırımlar yapılmamış, bu arada sektörel bölünme, ticarileştirme, şirketleştirme ve özelleştirme çalışmaları çeşitli ölçeklerde sürdürülmüştür. Yirmi yıldır yürütülen söz konusu politikalar sonucu madencilik sektörünün geldiği nokta çarpıcıdır: madencilik sektörünün küçülmesi devam etmektedir. Benzer politikalarda ısrar etmek sektörün küçülme yönündeki gidişini değiştirmeyecektir. Madencilik ürünlerinin pazarlama ve dağıtımına kaynak ayrılmalıdır. Madencilikte mevcut pazar payının arttırılması amacıyla, rafine ürün kapasitesinin ve ürün çeşitliliği ile ürün kalitesinin arttırılmasına yönelik yatırımlar yapılmalı, pazarlama stratejileri oluşturulmalı ve etkin dağıtım ağları kurulmalıdır. TEKNOLOJİ : Madencilik sektöründe kullanılan makine, donanım ve gerecin ülke içinde üretilmesine yönelik endüstrilere yatırımlar özendirilmelidir. Madencilik teknolojilerini geliştirmeye yönelik araştırma geliştirme çalışmaları teşvik edilmelidir. Sektörde yeni teknolojilerin kullanımı ve teknik eleman istihdamının son derece düşük düzeyde olması madencilik sektörünün gelişmesi önündeki en önemli engellerden biridir. Ulusal bilim ve teknoloji politikalarımızın olmayışı bu sorunun en temel nedenidir. Madencilik sektöründeki kamu ve özel kuruluşların araştırma ve geliştirme faaliyetleri, uluslararası projelere katılım söz konusu sistem kapsamında teşvik edilmelidir. Ayrı bir bütçe oluşturulmalı, üniversite-sanayi ortak araştırma merkezleri, teknoloji geliştirme bölgeleri kurulmalıdır. Bu çerçevede Eti Holding bünyesinde bir Bor Araştırma Merkezi, üniversiteler ve meslek odalarının da katılımıyla oluşturulmalıdır. TEŞVİKLER : Madencilik sektörü akılcı planlar çerçevesinde uygun yöntemler kullanılarak teşvik edilmelidir. Teşviklerin "Ulusal Madencilik Politikası" temelinde geliştirilen stratejik planlar çerçevesinde verilmesi, etkin ve verimli üretimi sağlayacaktır. Yine devlet tarafından sağlanacak altyapı ve taşıma hizmetleri gibi kolaylıklar da benzer temelde düşünülmelidir. ÖZELLEŞTİRME : Bugüne kadar, madencilik sektöründe, özelleştirme ve özelleştirmeye yönelik olarak yapılan sektörel bölünme, ticarileştirme ve şirketleştirme çalışmalarının hiçbirisinden madencilik sektörünün gelişmesine yönelik olumlu bir sonuç alınamamış, tersine sektörün dinamizmi açısından son derece önemli işlevler gören kamu kuruluşları da yatırım yapılmamak suretiyle küçültülmüştür. Madencilik sektöründe yirmi yıllık özelleştirme deneyimleri göstermiştir ki; özelleştirme söylem ve uygulamaları, sektörün daha da gerilemesine neden olmuştur. Özelleştirme uygulamaları akılcı planlamalardan yoksun, bütçe açıklarını kapamaya yönelik yapılmaktadır. Madencilik sektörünün bugün içinde bulunduğu kriz, gereksiz ve hatalı bir şekilde yaratılan özelleştirme beklentileri ve özelleştirme uygulamalarıdır.
MADENCİLİK ALT SEKTÖRLERİ : Kömür Ulusal maden kaynaklarımıza öncelik veren, akılcı bir enerji politikası zaman kaybedilmeden oluşturulmalıdır. Ülkemizin ihtiyacı olan enerjinin, yerli maden kaynaklarımızdan karşılanması öncelikli hedef olmalıdır. Sanayinin ihtiyacı olan ucuz enerji üretiminin sağlanması ve bu enerjinin sürekli ve güvenilir olması bakımından, yerli maden kaynaklarımızın kullanılması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Doğal gaz ağırlıklı enerji politikalarından vazgeçilmeli, linyite dayalı termik santral projeleri süratle devreye alınmalıdır. Neojen havzalardaki kömür aramaları büyük ölçüde tamamlanan ancak detay aramaların yapılası ihtiyacının da devam ettiği linyit sahalarımızdaki toplam rezervin yaklaşık %65’inin termik santral amaçlı üretilmesi mümkündür. Neojen sahalardaki aramalar detay olarak tamamlanmalıdır. Ekonomik olarak işletilebilecek ve termik santrallerde elektrik üretimine yönelik değerlendirilebilecek büyük miktarda rezerv mevcuttur. Bu rezervin kullanımına yönelik çalışmalar zaman geçirilmeden yürürlüğe sokulmalıdır. Kömür aramalarına yeniden başlanılmalıdır. Türkiye’de toplam kömür rezervinin %88,5’ini oluşturan linyit kömürü rezervinin yaklaşık %85’i görünür rezerv kategorisindedir. 1990 yılına kadar 1.484.000 m sondajlı arama yapılmış olmasına rağmen, 1990 yılından günümüze kadar ancak 145.000 m sondajlı arama gerçekleştirilmiştir. Bu da son on yılda aramalara ne kadar az önem verildiğinin göstergesidir. Kömür rezervi arama ve geliştirme çalışmalarına yeniden hız verilmelidir. Elbistan Linyit Havzası termik santral amaçlı değerlendirilmelidir. Türkiye linyit rezervlerinin yaklaşık %40’ını oluşturan Elbistan Linyit Havzası‘nda, halen işletilmekte olan Elbistan açık işletmesi rezervlerinin dışında, ekonomik olarak üretilebilecek 3 milyar tona yakın linyit bulunmakta olup, bu rakam toplam 7.000 MW gücünde termik santrallere karşılık gelmektedir. Özel sektörün, ellerinde bulunan linyit sahalarını termik santral amaçlı değerlendirmeleri özendirilmelidir. Özel sektör ruhsatlarında bulunan linyit sahalarından ekonomik olarak üretilen linyite dayalı termik santrallerin kurulması özendirilmelidir. Bu durum özel sektör madenciliğine ivme kazandıracaktır. Temiz kömür teknolojilerinin kullanımı teşvik edilmelidir. Isı değeri düşük, kül, nem ve kükürt değerleri yüksek olan kömürlerimizin iyileştirilmesi, dolayısıyla çevreye daha az zarar vermesinin sağlanması ve ithal kömürlerle rekabet koşullarının oluşturulması amaçlarıyla temiz kömür teknolojilerinin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Taşkömürü ithalatı Türkiye Taşkömürü Kurumu’na, taşkömürü dışındaki kömürlerin ithalatı ise uzman kuruluş Türkiye Kömür İşletmeleri‘ne verilmelidir. Böylece, çevre kirliliğini önlemek için belirlenen standartlarda kömür ithal edilerek, düşük kalorili ve çevreye zararlı ithal kömürün girmesi engellenecek, özel sektör madenciliğinin haksız rekabete uğraması da bir miktar önlenmiş olacaktır.
İthal kömüre fon uygulanmalı, petrokok ithalatı yasaklanmalıdır. Kömür ithalatçılarına sağlanan haksız ayrıcalık, ithal kömüre fon uygulanarak ortadan kaldırılmalıdır. Petrolün atık maddesi olan ve kanserojen madde içeren petrokokun ithalatı kesinlikle yasaklanmalıdır. Türkiye Taşkömürü Kurumu‘na ihtiyacı olan yatırımlar yapılmalı, taşkömürü üretimi arttırılmalıdır. Türkiye Taşkömürü Kurumu‘nun üretim seviyesinin hızla arttırılması ve üretilen taşkömürünün enerji, çimento ve demir-çelik sektöründe kullanımının artırılmasının sağlanması için gerekli çalışmalar hızla yapılmalıdır. Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun havzadaki işletme hakları korunmalıdır. Yeterli arama çalışmaları yapılmadan havza sınırları daraltılmamalıdır. Ülkemizde mevcut 8.5 milyar ton olan linyit rezervlerimiz şu anda atıl durumda ancak, hükümet politikası gereği enerji üretimi için doğal gaz kullanıyoruz. Bunun içinde Rusya ile yapılan doğalgaz anlaşmamız gereğince; yıllık ihtiyacımız olan doğal gaz miktarına göre para yatırılmakta, ihtiyacımızdan az satın alsak da aynı para ödenmektedir. Diğer taraftan termik santraller düşük kapasiteyle çalıştırılarak, “enerji açığımızın çoğaltılmasıyla bu anlaşmanın verdiği zarar azaltılmaya!”, yani gizlenmeye çalışılmaktadır. Aynı şekilde 57. hükümet tarafından, ithal kömürden alınan %10 luk fonun kaldırılması da; madencilik politikamızın ulusallıktan ne derece uzaklaştırıldığını ortaya koymaktadır.
Bor Tuzları 1970 yılında kamulaştırmadan önce dünya bor üretimindeki payımız %15.8 iken, kamulaştırma sonrası günümüzde 31.4 düzeyine ulaşmıştır. Ayrıca 1978 öncesi işlenmemiş boru 50-60 dolar/ton fiyatla ihraç etmek durumundayken, bugün belirli ölçülerde işleyerek 300-400 dolar/ton civarında ihraç edebilmekteyiz. Borlarımızın kamu eliyle işletilmesi sürdürülmelidir. Ülke ekonomisi için son derece önemli olan bor rezervlerimizin, gerek ulusal çıkarlarımız gerekse kamu yararı açısından kamu eliyle işletilmesi, özellikle karşısında çokuluslu bir tekelin varlığı da göz önüne alındığında, doğaldır ve gereklidir. Mevcut pazar payının arttırılması amacıyla, rafine ürün kapasitesinin ve ürün çeşitliliği ile ürün kalitesinin arttırılmasına yönelik yatırımların yapılması, pazarlama stratejilerinin oluşturulması ve etkin dağıtım ağlarının kurulması da sağlanmalıdır. Bor madenlerimizin ileri ve uç ürüne dönüştürülmesine yönelik olarak yapılacak yatırımla şimdilerde 200-250 milyon dolar civarında olan bor ürünleri dış satımının kısa vadede 500 milyon, orta vadede 1 milyar dolara ulaşabileceği hesaplanıyor.
Endüstriyel Açıdan Önemli ve Ticari Değeri Olan Bor Madenleri ve Özellikleri
Türkiye’nin hedefi nihai ürün pazarları olmalı, bu hedefe ulaşmak için bilim ve teknoloji üretimine yönelik ar-ge çalışmaları teşvik edilmelidir. Türkiye’nin hedefi nihai ürün pazarları olmalıdır. Bu hedef, araştırma-geliştirme faaliyetlerini, bilim ve teknoloji üretimini gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye’nin bilimsel alanda yetkinleşmesi, teknoloji geliştirme yeteneğini kazanması bakımından son derece önemlidir. Bu çerçevede Eti Holding bünyesinde bir Bor Araştırma Merkezi, üniversiteler ve meslek odalarının da katılımıyla oluşturulmalıdır. Türkiye dünya bor madeni rezervinin %72’sine sahiptir. Tek başına dünya bor talebini 567 yıl karşılayabilmesi söz konusudur. Türkiye’nin bor ürünleri piyasasında aldığı pay ise yalnızca % 7’dir. Oysa ABD’nin aynı piyasadan aldığı pay yaklaşık % 60–70 civarındadır.(Dünya rezervlerinin %7’sine sahip olmasına rağmen.)
Dünya Bor Madeni Rezervleri ( içindeki B2O3 miktarına göre)
Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde, Ralph Peters tarafından kaleme alınan makalede ve Türkiye dahil Ortadoğu'yu parçalara bölen haritada, etnik veya dini düşmanlıkla beslenen doğal kaynaklarla ilişkili çatışmaların bir örneği niteliğindedir. Bu haritaya göre, Kürtlerin Türkiye'den alacakları topraklar, Türkiye’nin toplam yüzölçümünün % 25'ine denk gelmektedir. İlginçtir bugün Türkiye’nin sahip olduğu bor yataklarının bir kısmı bu haritadaki Kürtlere bırakılan topraklarda yer almaktadır. Dolayısıyla dünyadaki bütün ülkeler için temel kaynakların ele geçirilmesi ve korunması, ulusal güvenlik planlamasının başlıca özelliği haline gelirken, özellikle enerji kaynakları üzerine kullanım hakkı mücadelelerinin yerkürenin diğer bölümlerinde de patlak vermesi muhtemeldir. Ayrıca ülkelerin enerji kaynaklarını birbirlerine karşı silah olarak kullanmaları da uluslararası sistemin yeni olgularından biridir. Türkiye’den ham bor alan ülkeler, bunun büyük bir bölümünü rafine bor ürünlerine dönüştürerek katma değeri yüksek bor ürünleri üretmekte ve bu ürünleri Türkiye’nin de dahil olduğu pazarlara satmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de bulunan bor madeni, ham bor olarak yabancı ülkelere satılmakta ve bu durum da kaynak aktarımına neden olmaktadır. Oysa diğer ülkeler için hammadde kaynağı olan bor madenlerinin dünya pazarında hak ettiği konumu ele geçirebilmesi, ancak katma değeri yüksek çeşitlendirilmiş bor ürünleri üreten teknolojilerin geliştirilmesi ile mümkündür. Bor cevheri üretimi devletin tekelinde kalması koşulu ile bor madeninin yüksek oranda kullanıldığı cam, seramik, kimya, deterjan sektörlerinde uç ürün üretecek yerli sermayeden oluşan özel sektör yatırımlarına izin verilmelidir. Türkiye’de bor ürünlerinin üretimi ve pazarlanması özel sektör tarafından yapılmalıdır. Ayrıca bor madeni için ulusal piyasa fiyatı belirlenmeli ve Türkiye’de bor ürünü üretecek yerli firmalar ile diğer ülkelerde bulunan firmalara ulusal piyasa fiyatı uygulanmalıdır. Böylece Türkiye’de bor sanayi oluşturulmaya çalışılmalıdır. Öte yandan bor madenleriyle ilgili arz, talep ve fiyat belirlenmesine, dünya ve Türkiye rezervlerinin tespitine ve bor pazarına yönelik, bilimsel çalışmalar yapılmalı, bu çalışmalar kontrol ve denetim altına alınmalıdır. Bu denetim ve kontrol yetkisinin de ülke çıkarına kullanılması sağlanmalıdır.
Trona Trona rezervlerimiz süratle ekonomiye kazandırılmalıdır. Ülkemizde önemli trona rezervleri bulunmaktadır. Bir yandan rezerv geliştirme çalışmaları sürdürülürken, diğer taraftan söz konusu rezervler zaman kaybedilmeden üretilerek ekonomiye kazandırılmalıdır. Bu amaçla, uluslararası trona pazar araştırması yapılmalı ve trona ile ilgili uç ürün teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütülmelidir. Altın Altın madenciliğinin yapılması teknik nedenlere dayanılarak engellenmemelidir. Altın madeninin aranması, işletilmesi ve zenginleştirme esasları diğer madenlere uygulanandan farksızdır. Altın madenciliği, dünyada çevre konusunda duyarlı pek çok ülkede gerekli önlemler alınarak yapılmaktadır. Yıllık altın üretiminin yaklaşık %85‘i siyanür liçi ile üretilmektedir. Dolayısıyla, altın madenciliğinin yapılması teknik nedenlere dayanılarak engellenemez. Madencilik süreçlerinde ya da sonrasında çevrenin korunmasına ya da yenilenmesine yönelik önlemler mutlaka alınmalıdır. Madencilik faaliyetleri konusunda toplum bilgilendirilmeli, madencilik sektörüne ilişkin alınacak kararlarda ilgili yöre halkının da katılımı sağlanmalıdır. Madencilik sektöründe, toplumu eğitme ve bilgilendirme gereksinimi hızla artmıştır. Altın, ülke içerisinde rafine edilmeli ve uç ürüne dönüştürülmelidir. Altının dore halinde ihracatının yerine, rafine edildikten ve uç ürün haline getirildikten sonra ihraç edilmesi sağlanmalıdır. Bu çerçevede Türkiye’de bir altın rafinerisinin kurulması uygun olacaktır. Özel işletmecilerin en az yatırımla en fazla faydayı sağlamaya yönelik; kar maksimizasyonu güdüsü ile kamu yararı ve toplumsal fayda çoğu kez örtüşmemektedir. Örneklendirmek gerekirse; yer altı zenginlikleri, özellikle de metalik madenler, bir yandan sürekli düşen fiyatları yüzünden ve bir yandan da gelişen çıkarma ve işleme teknolojileri sayesinde giderek daha düşük tenörlü yataklarda işletilmektedir. Yine de, her bir yatağın işletmeye konu olacak kesiminin seçilmesi ve işletilecek kesimin tenörünün alt sınırının (cut off grade) kararlaştırılması yatırımcı ve işletmecinin kendi kar maksimizasyonu açısından değerlendirilmektedir. Bunun çok tipik bir örneği şu sıralarda ve sessiz sedasız olarak ülkemizde yaşanmaktadır. Uşak yakınlarında bir altın yatağını arama ve geliştirme çalışmalarını sürdüren Kanada’da kurulu Eldorado şirketi (ülkemizde, sahibi olduğu Tüpraş AŞ olarak) Kışladağ altın yatağını hangi koşullarda işletmesinin kendisi için çekici olacağını araştırmaktadır. Ancak, yatağın bu ülkenin bir yer altı zenginliği olduğunu ve geride bir daha işletilemeyecek 6,7 milyon ton cevher bırakılarak işletilmesine razı olunamayacağını söyleyecek, bu konuda kayıtlar koyacak bir erk bulunmamaktadır. Böyle bir uygulamaya, doğal kaynaklarımızın talan edilmesine karşı çıkacak ulusal bir madencilik politikasının olması da , ayrıca özel sektörün katılımının engellenmesi anlamına gelmez. Anayasaya göre devletin hükmü tasarrufu altında olan, yenilenemeyen doğal kaynaklarımızın ulusal ve toplumsal yararı en iyi şekilde sağlayacak yöntemlerle işletilmesi, bireylerin ya da şirketlerin kar hırsıyla bunların heder edilmemesi gerekir.
Krom Krom madenciliğinde teknoloji kullanımı teşvik edilmelidir. Ülkemiz önemli bir kromit cevheri ve giderek de krom ürünleri üreticisi olmasına karşın, kromit madenciliğinin ileri düzeyde olduğu söylenemez. Kromit madenciliğinin çok sınırlı bir bölümü açık ocak, diğer kesimi ise yeraltı işletmeleridir. Buralarda emek-yoğun üretim biçimi benimsenmiştir. Bu nedenle verim düşük, buna karşılık işçilik maliyeti ve genel maliyetler, krom üreticisi diğer ülkelere göre yüksektir. Üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle, dünya pazarlarında düşük fiyatla piyasaya sürülen krom cevherleriyle rekabet edilememektedir. Yatakların genellikle küçük boyutlarda olması bakımından ileri teknoloji kullanımında zorluklar olmakla beraber, üretim maliyetlerinin düşürülmesi bakımından teknoloji kullanımı teşvik edilmelidir. Krom cevheri sanayi ürünlerine dönüştürülerek ülke içerisinde tüketilmelidir. Türkiye‘nin ham krom cevheri ihraç etmesi yerine katma değeri çok daha yüksek olan ferrokrom üretip ihraç etmesi, bunun yanı sıra, paslanmaz çelik ve diğer sanayilerini de geliştirerek kromu ülke içinde tüketmesi gerekmektedir. Mevcut konsantre ve ferrokrom tesislerinin modernizasyonu amacıyla kaynak ayrılmalıdır. Krom cevheri aramalarına yeniden başlanılmalıdır. Türkiye’de sayısı fazla olan krom zuhurlarındaki potansiyel tespiti yetersizdir. Krom yataklarına ilişkin jeoloji ve rezerv bilgileri güncelleştirilmeli, 1985 yılından bu yana yapılamayan aramalar hızlandırılarak potansiyel kaynaklar biran önce görünür hale getirilmelidir. DDY istasyonları ve limanlarda yükleme ve boşaltma tesisleri ilgili kuruluşlarca modernleştirilmeli ve kapasiteleri arttırılmalıdır. DDY cevher taşıma tarifelerini, yurt dışı rekabet gücünü olumsuz etkilemeyecek şekilde düzenlemelidir. Mermer ve Yapı Taşları Mermer sektöründe teknik eleman istihdamı , verimlilik artırma amaçlı yapılacak araştırma ve geliştirme çalışmaları da devlet tarafından desteklenmeli, teşvik edilmelidir. Özellikle işlenmiş mermer ihracatı sürekli artış içindedir. Ürünlerde renk, desen, kalite ve fiyat standartları oluşturulması bu artışın sürekliliğinin sağlanması bakımından önemlidir. Doğal taş ihracatımızda özellikle katma değeri yüksek olan işlenmiş ürünlere önem verilmesi dünya pazarındaki payımızın artmasına olanak sağlayacaktır. Son yıllara kadar göz ardı ettiğimiz granit üretiminin artması da, doğal taş ithalatını ikâme edecek bir faktördür. Ayrıca doğal taş ürünlerimizin gümrük engeli ile karşılanmaksızın, tüm önemli ihracat pazarlarına girebilmesi de sektör açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır. 303 milyon dolarla 2002 yılı maden ihracatının %45’ini gerçekleştiren mermer madenciliği, tamamen özel sektörden ibarettir.
Demir Sanayinin, demir cevheri ihtiyacını yurt içinden sağlamasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Ülkemizde sanayinin lokomotif sektörü olan demir çelik sanayisinin geliştirilmesi ve özellikle yassı ürünler ve hurda ithalatının minimize edilmesine yönelik tesis yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve bu gelişmeye paralel olarak artacak olan demir cevheri ihtiyaçlarının da azami ölçüde ülke kaynaklarından karşılanması hususu ülke ekonomisi açısından hayati önem arz etmektedir. Hurda demir ithalatı gözden geçirilerek, entegre demir çelik tesislerinin yurt içinden üretilecek cevherleri uzun vadeli kullanımları teşvik edilmelidir. 1980’lerin sonundan itibaren vazgeçilen demir cevheri aramalarına yeniden başlanmalıdır. İşletilmekte olan sahaları geliştirmek, tüketilenin yerine yeni cevher rezervleri eklemek ve görünür rezerv tespitlerini doğru yapabilmek için, MTA çalışmalarını bu yönde yoğunlaştırılmalıdır. Varlığı belirlenen yeni yatakların ekonomiye kazandırılması amacıyla teknoloji araştırmalarına hız verilmeli, saha sorunları çözülerek işletmeye alınmalıdır. Seramik Hammaddeleri Süzülmüş kil tesis ve teknolojisi konusunda araştırmalar yapılmalı, süzülmüş kil tesislerinin kurulması teşvik edilmeli, ihracatta liman hizmetlerinin kalıcı olması bakımından, liman kapasite ve imkanları arttırılmalıdır. Feldspat Sektörde teknoloji kullanımı ve zenginleştirme tesislerinin yapımı ve feldspatın katma değeri yüksek uç ürünlere dönüştürülmesi için gereken yatırımlar teşvik edilmelidir. İhracatta kullanılan Güllük limanının hizmet kapasitesi arttırılmalıdır. Kalsit Kalsit sektöründe tekelleşme eğilimleri mevcuttur. Tekelleşme engellenmelidir. Sulu öğütme sistemleri tesisi için yatırımlar teşvik edilmeli, üniversitelerin değirmen ve seperatör teknolojisi ile ilgili araştırmaları desteklenmelidir. Sektörde teknoloji kullanımı ve zenginleştirme tesislerinin yapımı teşvik edilmelidir. Fosfat Eti Holding tarafından projelendirilen ve yapımı gerçekleştirilemeyen, kalsinasyon tipi zenginleştirmeyi kapsayan muhtelif hatları devreye sokulmalıdır. Ülkemizin en önemli fosfat havzası olan Mazıdağı fosfat yataklarından en yüksek verimin alınması için tesis açısından entegrasyona gidilmesi gereklidir. Mazıdağı‘nda gübre tesisi kurulması için Eti Holding tarafından öz fizibilite etüdleri yapılmış, gerek teknik ve gerekse ekonomik açıdan olumlu bulunmuştur. Böyle bir tesisin, Mazıdağı‘nda kurulması için gerekli alt yapı imkanları mevcuttur.
Mazıdağı, Bitlis, Bingöl ve Adıyaman-Çelikhan apatitli manyetit fosfat kaynakları ile aynı bölgedeki Siirt-Şirvan ve diğer pirit kaynaklarının değerlendirilmesine yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Bitlis (Ünaldı), Bingöl (Avnik) ve Adıyaman (Çelikhan) sahalarının, yapılabilirlik etüdleri hazırlanmalıdır. Arama çalışmaları hızlandırılmalıdır. Fosfat aramalarına paralel olarak magmatik ve sedimanter fosfatlarımızın kadmiyum taraması yapılarak, bu bakımdan daha temiz olan yataklara öncelik verilmelidir. Çimento ve Yapı Elemanları Hammaddeleri Çimento hammaddelerinin Maden Kanunu kapsamında olmaması, sektörü olumsuz etkilemekte, özellikle uzun süreli hammadde temini konusunda sorun yaratmaktadır. Çimento hammaddeleri (kalker, marn, tras ve diğer katkı maddeleri) 3213 Sayılı Maden Kanunu kapsamına alınmalıdır. Bakır Bakır aramalarına hız verilmeli, mevcut bakır yataklarında cevher üretim ve zenginleştirme faaliyetlerinde teknoloji kullanımı arttırılmalıdır. Aramaları tamamlanmış olan Siirt-Madenköy ve Artvin-Cerattepe bakır projeleri, gerekli incelemeler tamamlanarak bir an önce üretime alınmalıdır. Kırklareli civarındaki Demirköy ve Erzurum-İspir porfiri bakır yatakları yeniden değerlendirilmeli, ekonomik olarak işletilebilme olanaklarının olup olmadığı araştırılmalıdır. Bakır sektöründe uç ürünler ve yeni ürünlerin üretilmesine yönelik teknolojilerin geliştirilmesi veya transferi teşvik edilmelidir. Alüminyum Dünya alüminyum sektöründe en pahalı elektrik enerjisi satın alan kuruluş olan Seydişehir Alüminyum Tesislerinin enerji sorununa kalıcı bir çözüm bulunmalı, tesisler için gerekli olan modernizasyon çalışmalarına kaynak ayrılmalıdır.
PETROL YASASI HAKKINDA : 1984 yılında TEK dışındaki yerli ve yabancı şirketlere elektrik üretim, iletim, dağıtım ve ticaret izni verilip kamu tekeli kırılarak başlatılan enerji yatırımlarının özelleştirilmesi süreci, elektrik santrallerin işletme haklarının devredilmesi ile devam etmiş, 1993 yılında TEK‘in bölünmesi ile süreç hızlandırılmıştır. Elektrik, doğal gaz ve petrol sektörlerinin tamamen piyasa koşullarına terk edecek yasal düzenlemelere devam edilerek, 2001 yılında Elektrik Piyasası Kanunu, aynı yıl Doğal Gaz Piyasası, 2003 de Petrol Piyasası Kanunları ile 2005 de de LPG Piyasası kanunları çıkarılmıştır. Enerji alanındaki son yasal düzenleme olan Petrol Kanunu ile de bu süreç tamamlanmış olacaktır. Bu gelişmeler sonucunda, doğal gaz ve elektrik dağıtımının özelleştirmeleri başlatılmış, PETKİM, DİTAŞ, TÜPRAŞ, POAŞ özelleştirilmiş, BOTAŞ‘ın 2009 yılına kadar özelleştirme kapsamında yapılandırılması kararlaştırılmıştır. Petrol Kanunu ile de, enerji alanında kalan son kamu kuruluşu olan Türkiye Petrolleri A.O.‘nın (TPAO) özelleştirilmesinin önü açılmıştır. Kamu yararından vazgeçilmesi, ulusötesi şirketlere teşvik adı altında bir dizi kolaylıklar sağlanması, üretimden elde edilen gelirlerden büyük oranda vaz geçilmesi ulusal politikalarla bağdaşamaz. Yer altı kaynaklarımızın halkımızın olduğu ilkesiyle hareket ederek, kaynaklarımızın sermayeye değil, kamu yararına uygun olarak kamu kuruluşlarımız eliyle değerlendirilmesini esas almayan düzenlemeleri savunmak mümkün değildir.
DÜNYA GENELİNDE MADENCİLİĞİN DURUMU : 1- Hemen her metalde ve hammaddede kullanım yoğunluğu, bir yandan azalan kalkınma hızlarına ve bir yandan da endüstrinin gelişmesine koşut olarak düşme eğilimindedir. 2- Madenlere olan talep az gelişmiş ülkelere kayıyor. Gelişmiş ülkeler yeni ve önceki doğal gereçlerin yerini alan gereçlere yöneliyor. 3- Madencilik ürünlerinde kronik arz fazlası, ve buna bağlı sürekli fiyat düşüşü yaşanmaya başlıyor. 4- Arama ve işletme alanlarındaki yerli halk evlerinden ve topraklarından edildi. Küçük ölçekli aile madenciliği yapan yüz binlerce insan bu sahalardan kovuldu. 5- Ormanlar, sit alanları yok edildi. Akarsular, deniz kıyıları, tarımsal alanlar, hava kirletildi. Sinsi ve bazen toplu ölümlere neden olundu. 6- Gelişmiş ülkeler, kendileri için geçerli olan çevre yasalarının getirdiği standart ve kısıtlamalara, üretim yaptıkları az gelişmiş ülkelerde uymadılar.
7- Maden kaynakları işletilirken yatağın en kârlı bölümü seçildi, “cut off grade” yüksek tutuldu. Farklı zenginlikteki tenörlere sahip cevher zonlarından en
8- zengin kesimler, en kısa sürede ve en düşük maliyetle çıkarılıp işletmeler kapatıldı. Çok büyük miktardaki daha düşük tenörlü cevher ise bir daha kolay kolay işletilemeyecek şekilde yerinde bırakıldı. 9- OECD’nin yaptırdığı bir araştırmaya göre, gelişmiş kapitalist ülkelerce yurt dışında yapılan her 1 dolarlık doğrudan yatırım 2 dolarlık bir dışsatım ve 1,70 dolarlık bir ticaret fazlası sağlıyor[. Yani, bu ülkelerde yerleşik bir çokuluslu şirket gelip Türkiye gibi bir ülkede bir maden işletmesi yatırımı yaptığı zaman, örneğin Kanada’nın dış ticaret fazlası artıyor, doğal olarak Türkiye’nin ki de bozuluyor. 10- Madencilik ürünlerinin ihracatına dayalı ekonomilerde demokratik kurumlar yaşayamıyor. 11- Dünya Bankası’nın yaymaya çalıştığının tersine, endüstrinin gelişmesinin can damarlarından biri olan madencilik, dengeli ve çok yönlü bir kalkınma süreci yerine borç batağından çıkılması, yoksulluğun giderilmesi ve gelir eşitsizliğinin giderilmesinde bir araç olsun diye ihracat için hammadde üretim yönelik bir ekonomik etkinlik alanı olarak ele alındığında, bu ülkeler için tam bir göçüşün nedeni olmaktadır. 12- Küreselleşen dünyanın liberalleşme, ulusal sınırlamaların kaldırılması, madenciliğin az gelişmiş ülkelerin yer altı zenginliklerinin çokuluslu şirketlerin talanına açılması politikaları tam bir başarısızlıkla sonuçlanmış durumda. Kuşkusuz dünyada bu politikalara kapılmamış bazı ülkeler de var ve onların deneyimleri başka ülkelere ders olabilecek niteliktedir. 13- Dünya genelinde 3 ana maden hukuku türü bulunmaktadır; a) Haklar ve sorumlulukların bir yasa ile düzenlendiği hukuk düzeni, b) Yasaların eki olan ya da ondan önce gelen model anlaşmalarla belirlenen hukuk düzeni; c) Her işletme için özel bir sözleşme ile düzenlenen hukuk düzeni. 14- Artık çokuluslu şirketler, çalıştıkları ülkelerin yasalarının ötesinde kendi ülkelerinde de davalarla karşılaşabilmektedir.
MADENCİLİĞE KONU OLABİLECEK ANA TEMALAR :
- Devletin Malı Olması :
- Ulusal Kişi ve Şirketlerin Katılımıyla İşletme :
- İlk Başvurana Hak Tanınması :
- Ruhsat Güvencesi Verilmesi :
- Madencilik Yapılamayacak Yer ve Koşulların Belirtilmesi :
- Akılcılığı Ön Planda Tutarak Maden Yataklarının İşlenmesi :
- Ülkenin İhtiyacı Olan Madenelerin Aranmasının Özendirilmesi :
- Tüvenan Olarak İhracata Yönelik Madenciliğin Caydırılması :
- Korunan Havzalarda Rezervasyon Uygulamaları :
- Kısıtlı Madenler İçin Koruma Tedbirleri :
- El Emeği Madenciliğin Desteklenmesi :
- Sözleşmeler Yoluyla İşletmelerin Çalıştırılması :
- Teşvikler ve Çevre Korumaya Öncelik Verilmesi :
- Çevresel ve Toplumsal Etki Değerlendirmesi (ÇED) İstenmesi :
- Bilgilerin Halka Açıklanması :
- Kapanışa İlişkin Kurallar ve Güvence İstenmesi:
- İşçi Sağlığı ve Güvenliğinin Ön Planda Tutulması :
- Vergilendirme Sisteminde Devlet Hakkının Korunması :
|